İçeriğe atla
Yâsîn 6Cüz 22 · Sayfa 440

Yâsîn Sûresi 6. Âyet

يس

Sohbete sor

Litunżira kavmen mâ unżira âbâuhum fehum ġâfilûn(e)

(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

Yâsîn Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu uyarı rahmet içindir yâni daha sonra başına gelecek oluşumları önlemek içindir.

Yukarıda bahsedilen bütün hakîkatlerden gaflette olanlar için. Tefsirlerde Îsâ (a.s.) ile Efendimiz (s.a.v.) arasında geçen devrede, gaflette kalanları uyarmak için geldiği yazılıdır. Bu ifâdeyi biraz daha öze alarak belirtmek istersek, tevhîd ilmi ile karşılaşmayıp ona ulaşamayan ve bu hakîkatten gafil olanları uyarman için demektir. Yoksa sadece o dönemdeki kişileri kapsayan bir Âyet-i Kerîme olsa idi hükmünün kalkmış olması lâzım gelirdi. Eski batılı filozoflar İncil kaynaklı düşünce ürettikleri için o devirlerde bunlara uymakta bir sakınca yoktu ve onlar mâzurlardır. Ancak artık bu şekilde bir şey sözkonusu değildir ve bizlere

zâten yakışmaz da çünkü Kûr’ân-ı Kerîm gibi elimizde âlemler üstü, zamanlar üstü olan mutlak bir kitâbımız var. Nasıl bir çaresizliktir ki elimizde olan bu muazzam deryâyı bir tarafa koyarak batının ufak göllerinin peşinde koşulmaktadır, deryâ zannedilerek. Kendi okyanusumuzu gönül hanemizden o kadar uzaklara iterek uzaklaştırmışız ki, İlâh-i deryâyı göremez hâle gelmişiz.

Bir gün şeyhim Nusret Babama gittiğimde oradan çıktıktan sonra hurûfat dersi almak için bir hoca efendinin yanına gidecektim. Nusret Babama gittiğim yeri söyleyince, “Deryâda yıkandın temizlendin, şimdi git gölde kirlen” bakalım hitâbında bulunmuştu.

Bu ifâdeler küçük görme anlamında değildir, muhakkak onlarda lâzımdır, ancak deryânın temizliğini kirletmeden, şeriat mertebesi şartlanmalarına girmeden yapılması lâzımdır.

Zâhirde Hakk ehli olarak gözüken fakat İlâh-î hakîkatlere karşı gaflette olanları da kapsamaktadır bu Âyet-i Kerîme. Muhîddini Arabi hz.lerinin dediği gibi “Hû” diyen kimse “Hû” değilse şirk ehlidir. Tabî bu bâtınen böyledir, zâhiren tabî ki ilk önce “Hû” desin, ancak! Madem ki, bunu söylüyoruz o zaman gerçek mânâsı ile söyleyelim, bütün hakîkatimizle “Hû” diyelim.

İşte “Hû”’nun hakîkatine ulaşamayarak sadece lâfzını yaptıkları için bu kişiler gaflette olmaktadırlar.

Tevhîd hakîkatlerinin bir yönüde hangi peygamberden bahsediliyor ise o peygamberin mertebesinden olan tevhîd’dir eğer gerçek tevhîd daha ilk Âdem (a.s.)’da bilinmiş olsa idi sonra gelen peygamberlere ihtiyaç olmazdı. Âdem (a.s.)’dan sonra peygamberlerin gelmesi tevhîd ilminin değişik mertebeleri konusunda bizi îkaz etmek içindir.


لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لا يُؤْمِنُونَ

(Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu’minûn. )

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)