Lekad hakka-lkavlu ‘alâ ekśerihim fehum lâ yu/minûn(e)
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
Çoğunluk hakkında azap sözünün kesinleştiği, iman etmeyecekleri bildirilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Bu ifade, ilâhî ilimde onların inkâr üzere öleceklerinin bilinmesi anlamındadır. Allah'ın bilmesi, iradeyi zorlamaz — olacağı bilir, ama zorlamaz.
Yâsîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Zâhiren, bu anlatılanların Hakk sözü olduğuna ekserisi imân etmezler dedikten sonra bâtınına geldiğimizde ise, “bunların mutlak olarak Hakk sözü olduğunu müşâhede ile tespit etmiş olan kimseler imân etmezler çünkü artık imâna gerek kalmaz, ikân ederler. Bir şeyi müşâhede etmiş isek ve göz ile görüyorsak ve kalbimizde mutmain oldu ise o şeyi görmeyen bir kişi gibi imân etmeye gerek kalmaz artık. Îman şeriat mertebesi îtibarıyla ikilik üzere konulmuş kurallar manzumesidir. Burada bir imân eden bir de imân edilen vardır. “lâ yu’minûn” ifâdesi bu ikiliği kaldırarak teklik üzere olan anlayışın ifâdesidir. Müşâhedesi olmayan kişilere bunlar güvenilir kimseler tarafından anlatıldığından onlarda o kişilere îtikat ederek anlatılanlara imân ederler fakat bu anlatılanlar müşâhede edildikten sonra ikâna dönüşür. “İkân”dan “yakıyn” olarak yukarıda bahsedilmişti.
Burada yanlış bir anlaşılma olmasın Kûr’ân-ı Kerîm’in bâtını zâhirini hükümsüz bırakmaz ancak zâhiri de bâtınını hükümsüz bırakmaz yâni Kûr’ân-ı Kerîm’i tek bir mânâ üzerine anlayarak “bu budur” diyerek tasdik edersek Kûr’ân-ı Kerîm.’i anlamadığımızı tasdik etmiş oluruz yoksa Âyet-i Kerîme’nin tasdikini değil.
İmân Hakk’a giden yolda kişileri Hakk’a en çok yaklaştıran bir sistemdir. Îseviyette üçlü anlayış üzere olan imân İslâmiyetin zâhirinde bu Allah ve kul olarak, ikiye indirilmiştir, İslâmiyetin bâtını ise bunu tek’e indirerek “Allah de geç” dedi. Bu âlemde Allah (c.c.) var ise ve ondan başka bir varlık yok ise bizler ne oluyoruz ki, ancak Cenâb-ı Hakk (c.c.) bu ikilik üzere olan anlayışı da kabul ediyor. Zâhiren var olan kul, Rabbine ibâdet etmektedir ancak bâtında daha ileriye gidilmesi gerekmektedir ve bu
ikiden birinin kalkması lâzımdır çünkü Allah (c.c.)’ın ikiliğe tahammülü yoktur, Allah (c.c.) kalkmayacağına göre kulun kalkması gereklidir.
İşte bu şekilde ikâna ulaşanların artık imânâ ihtiyacı kalmaz. Denize ulaşmış kişi ile târiflerle denize ulaşmaya çalışan kişinin hükmü bir olmaz.
Yeri gelmişken bir hâtıramdan bahsedeyim :
“Bir gün kendisini zamanın Mehdi’si îlân eden bir kimsenin sözcüsü bizlere gelerek o kişiye katılmamız gerektiğine dair bize mesaj getirdi. Şartlanmaları gereği bizim söylediklerimizi bir türlü anlamıyor çünkü kendisine öyle bir derin çizgi çekmiş ki oradan çıkması mümkün değildi. Uzun konuşmalardan sonra onlara “Îmanın Hakk ehlinde ölünceye kadar devam edip etmediğini” sorduğumda “eder” cevabını verdiler.” Böylece bir taraftan Mehdi olduklarını iddia ederlerken diğer taraftan tevhîd ilminden haberleri olmadığını açık bir şekilde göstermiş oldular. İşte bu kimseler ancak hayâl ve vehmin Mehdiliğini yapmaktadırlar.
Hakk’ı Hakk söylüyorsa kim kime imân edecek.