Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîn(e)
(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
Bu ayet, Sâffât Suresi'nde Lut kavminin helakından sonra onların yurtları üzerinden geçen Mekke müşriklerine hitaben, ibret almaları için bir uyarı niteliğindedir. Ayet, zaman ve mekan bağlamında bir geçişi ve bu geçişin düşündürücü yönünü vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'مرر' kökünün 'geçmek, bir şeyin üzerinden aşmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَتَمُرُّونَ' ifadesi, müşriklerin Lut kavminin helak olduğu yerlerin üzerinden rutin olarak geçişlerini, bu geçişin bir ibret vesilesi olması gerektiğini vurgular. Bu geçiş, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda geçmişin izlerini görme ve ders çıkarma potansiyeli taşıyan bir eylemdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'مرر' fiilinin Kur'an'da 'bir şeyin üzerinden geçmek, onu katetmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, helak olmuş bir kavmin kalıntıları üzerinden geçişi mecazi olarak 'ibret almak' ile ilişkilendirir. Geçiş eylemi, geçmişin sonuçlarını gözlemleme fırsatı sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki hareket fiillerinin genellikle bir amaç veya sonuçla ilişkili olduğunu belirtir. 'Geçmek' fiili, burada sadece bir yerden diğerine gitmek değil, aynı zamanda bir 'zaman' ve 'mekan' içinde bir olayın izlerini takip etmek ve ondan bir ders çıkarmak anlamını taşır. Müşriklerin bu yerlerden geçişi, onlara geçmiş kavimlerin akıbetini hatırlatma işlevi görür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'على' harf-i cerrinin 'üstünde, üzerinde' anlamını taşıdığını ve bu ayetteki 'عليهم' ifadesinin, Lut kavminin helak olduğu yerlerin fiziksel olarak üstünden geçişi belirttiğini açıklar. Bu, sadece bir yön belirtmekle kalmaz, aynı zamanda o yerlerin geçmişte yaşanan olayların izlerini taşıdığına da işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'على' edatının 'istila' (bir şeyin üzerine çıkma, onu kaplama) anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'عليهم' ifadesi, müşriklerin Lut kavminin yurtlarının 'üzerinden' geçişini, yani o mekanın geçmişteki sahiplerinin akıbetini gözlemleyerek bir nevi o mekana 'hakim olma' ve ondan ibret alma potansiyelini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صبح' kökünün 'sabah vakti' anlamına geldiğini ve 'أصبح' fiilinin 'sabahlamak, sabah vaktine girmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'مُّصْبِحِينَ' ifadesi, müşriklerin bu yerlerden 'sabahleyin' geçtiklerini, yani günün aydınlığında, her şeyin açıkça görüldüğü bir zamanda bu ibret verici manzaralarla karşılaştıklarını vurgular. Bu, ibret alma potansiyelini artırır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'صبح' kelimesinin 'aydınlık, açıklık' anlamlarını da içerdiğini belirtir. 'مُّصْبِحِينَ' ifadesi, sadece zamanı değil, aynı zamanda bu geçişin 'açıkça, göz önünde' gerçekleştiğini de ima eder. Bu durum, müşriklerin Lut kavminin helakının izlerini görme ve ondan ders çıkarma sorumluluğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da zaman zarflarının sadece bir zaman dilimini belirtmekle kalmayıp, aynı zamanda o zaman diliminde gerçekleşen eylemin niteliğine de vurgu yaptığını belirtir. 'مُّصْبِحِينَ' ifadesi, sabahın getirdiği açıklık ve uyanıklık haliyle, müşriklerin bu geçiş sırasında daha dikkatli ve ibret almaya daha açık olmaları gerektiğini ima eder.
Sâffât Sûresi
Lût (a.s.) kavmi hakkında da burada genel bir bilgi verelim:
Lût ((a.s.)) Hz. İbrâhîm'in kardeşi Hârân'ın oğludur. Lût ((a.s.)), İbrâhîm ((a.s.)) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm ((a.s.).) beraberce Mısır'a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrâhim ((a.s.).)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyetli insânlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlâksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehâletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût'un yaptığı îkazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût'un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere "elçiler" (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrâhim ((a.s.))'a uğradılar ve orada Hz. Lût'un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. Melekler, Hz. İbrâhim'den ayrıldıktan sonra Hz. Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. "Biz sadece şüphe edip durdukları azâbı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insân zannetmesi idi.
Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler sûretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. MÎsâfirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67).
"Lût'un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37). "Hz. Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69). MÎsâfirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.
Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azâbın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun başına da gelecektir. Vâdeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hûd, 11/81). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isâbet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular.[123] “ İz- -T-B- ”
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ {الصافات/139}
(37/139) “Ve-inne yûnuse lemine-lmurselîn(e)”
(37/139) Şüphesiz Yûnus da resüllerdendi.