İçeriğe atla
TefsirSâffât
Sure 37Mekkî182 ayet

Sâffât

Saf Tutanlar

الصافات

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 23 · Sayfa 446

وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا

Ve-ssâffâti saffâ(n)

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

2Cüz 23 · Sayfa 446

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا

Fe-zzâcirâti zecrâ(n)

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

3Cüz 23 · Sayfa 446

فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا

Fe-ttâliyâti żikrâ(n)

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

4Cüz 23 · Sayfa 446

إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ

İnne ilâhekum levâhid(un)

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

5Cüz 23 · Sayfa 446

رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ

Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ ve rabbu-lmeşârik(i)

O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

6Cüz 23 · Sayfa 446

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ

İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetin(i)lkevâkib(i)

Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

7Cüz 23 · Sayfa 446

وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ

Ve hifzan min kulli şeytânin mârid(in)

Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

8Cüz 23 · Sayfa 446

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

Lâ yessemme'ûne ilâ-lmele-i-l-a'lâ veyukżefûne min kulli cânib(in)

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

9Cüz 23 · Sayfa 446

دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Duhûrâ(an)(s) velehum ‘ażâbun vâsib(un)

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

10Cüz 23 · Sayfa 446

إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe'ahu şihâbun śâkib(un)

Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

11Cüz 23 · Sayfa 446

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ

Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâ(c) innâ ḣalaknâhum min tînin lâzib(in)

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

12Cüz 23 · Sayfa 446

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Bel ‘acibte veyesḣarûn(e)

Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

13Cüz 23 · Sayfa 446

وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ

Ve-iżâ żukkirû lâ yeżkurûn(e)

Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

14Cüz 23 · Sayfa 446

وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Ve-iżâ raev âyeten yestesḣirûn(e)

Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

15Cüz 23 · Sayfa 446

وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve kâlû in hâżâ illâ sihrun mubîn(un)

(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

16Cüz 23 · Sayfa 446

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve'izâmen e-innâ lemeb'ûśûn(e)

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

17Cüz 23 · Sayfa 446

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

Eve âbâunâ-l-evvelûn(e)

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

18Cüz 23 · Sayfa 446

قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ

Kul ne'am ve entum dâḣirûn(e)

De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

19Cüz 23 · Sayfa 446

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Fe-innemâ hiye zecratun vâhidetun fe-iżâ hum yenzurûn(e)

O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

20Cüz 23 · Sayfa 446

وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ

Ve kâlû yâ veylenâ hâżâ yevmu-ddîn(i)

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

21Cüz 23 · Sayfa 446

هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)

Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

22Cüz 23 · Sayfa 446

۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ

Uhşurû-lleżîne zalemû ve ezvâcehum vemâ kânû ya'budûn(e)

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

23Cüz 23 · Sayfa 446

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ

Min dûni(A)llâhi fehdûhum ilâ sirâti-lcahîm(i)

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

24Cüz 23 · Sayfa 446

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ

Vekifûhum innehum mes-ûlûn(e)

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

25Cüz 23 · Sayfa 447

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Mâ lekum lâ tenâsarûn(e)

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

26Cüz 23 · Sayfa 447

بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Bel humu-lyevme musteslimûn(e)

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

27Cüz 23 · Sayfa 447

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ‘alâ ba'din yetesâelûn(e)

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

28Cüz 23 · Sayfa 447

قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ

Kâlû innekum kuntum te/tûnenâ ‘ani-lyemîn(i)

Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

29Cüz 23 · Sayfa 447

قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Kâlû bel lem tekûnû mu/minîn(e)

Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

30Cüz 23 · Sayfa 447

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ

Vemâ kâne lenâ ‘aleykum min sultân(in)(s) bel kuntum kavmen tâġîn(e)

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

31Cüz 23 · Sayfa 447

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Fehakka ‘aleynâ kavlu rabbinâ(s) innâ leżâ-ikûn(e)

"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

32Cüz 23 · Sayfa 447

فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ

Feaġveynâkum innâ kunnâ ġâvîn(e)

"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

33Cüz 23 · Sayfa 447

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Fe-innehum yevme-iżin fî-l'ażâbi muşterikûn(e)

Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

34Cüz 23 · Sayfa 447

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

İnnâ keżâlike nef'alu bilmucrimîn(e)

İşte biz suçlulara böyle yaparız.

35Cüz 23 · Sayfa 447

إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

İnnehum kânû iżâ kîle lehum lâ ilâhe illa(A)llâhu yestekbirûn(e)

Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

36Cüz 23 · Sayfa 447

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ

Ve yekûlûne e-innâ letârikû âlihetinâ lişâ'irin mecnûn(in)

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

37Cüz 23 · Sayfa 447

بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Bel câe bilhakki vesaddeka-lmurselîn(e)

Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

38Cüz 23 · Sayfa 447

إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ

İnnekum leżâ-ikû-l'ażâbi-l-elîm(i)

Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

39Cüz 23 · Sayfa 447

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta'melûn(e)

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

40Cüz 23 · Sayfa 447

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlesîn(e)

Ancak Allah'ın halis kulları başka.

41Cüz 23 · Sayfa 447

أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

Ulâ-ike lehum rizkun ma'lûm(un)

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

42Cüz 23 · Sayfa 447

فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Fevâkih(u)(s) vehum mukramûn(e)

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

43Cüz 23 · Sayfa 447

فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Fî cennâti-nna'îm(i)

Onlar Naim cennetlerindedirler.

44Cüz 23 · Sayfa 447

عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

‘Alâ sururin mutekâbilîn(e)

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

45Cüz 23 · Sayfa 447

يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

Yutâfu ‘aleyhim bike/sin min me'în(in)

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

46Cüz 23 · Sayfa 447

بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ

Beydâe leżżetin lişşâribîn(e)

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

47Cüz 23 · Sayfa 447

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

Lâ fîhâ ġavlun velâ hum ‘anhâ yunzefûn(e)

Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

48Cüz 23 · Sayfa 447

وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

Ve 'indehum kâsirâtu-ttarfi ‘în(un)

Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

49Cüz 23 · Sayfa 447

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Keennehunne beydun meknûn(un)

Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

50Cüz 23 · Sayfa 447

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Feakbele ba'duhum ‘alâ ba'din yetesâelûn(e)

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

51Cüz 23 · Sayfa 447

قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

Kâle kâ-ilun minhum innî kâne lî karîn(un)

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

52Cüz 23 · Sayfa 448

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

Yekûlu e-inneke lemine-lmusaddikîn(e)

"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

53Cüz 23 · Sayfa 448

أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve 'izâmen e-innâ lemedînûn(e)

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

54Cüz 23 · Sayfa 448

قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Kâle hel entum muttali'ûn(e)

Konuşan o kimse, yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

55Cüz 23 · Sayfa 448

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Fettale'a feraâhu fî sevâ-i-lcahîm(i)

Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

56Cüz 23 · Sayfa 448

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Kâle ta(A)llâhi in kidte leturdîn(i)

Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

57Cüz 23 · Sayfa 448

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

Velevlâ ni'metu rabbî lekuntu mine-lmuhdarîn(e)

"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

58Cüz 23 · Sayfa 448

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

Efemâ nahnu bimeyyitîn(e)

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

59Cüz 23 · Sayfa 448

إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

İllâ mevtetenâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimu'ażżebîn(e)

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

60Cüz 23 · Sayfa 448

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

İnne hâżâ lehuve-lfevzu-l'azîm(u)

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

61Cüz 23 · Sayfa 448

لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ

Limiśli hâżâ felya'meli-l'âmilûn(e)

Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

62Cüz 23 · Sayfa 448

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

Eżâlike ḣayrun nuzulen em şeceratu-zzakkûm(i)

Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

63Cüz 23 · Sayfa 448

إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ

İnnâ ce'alnâhâ fitneten lizzâlimîn(e)

Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

64Cüz 23 · Sayfa 448

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ

İnnehâ şeceratun taḣrucu fî asli-lcahîm(i)

O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

65Cüz 23 · Sayfa 448

طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ

Tal'uhâ keennehu ruûsu-şşeyâtîn(i)

Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

66Cüz 23 · Sayfa 448

فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Fe-innehum leâkilûne minhâ femâli-ûne minhâ-lbutûn(e)

Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

67Cüz 23 · Sayfa 448

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Śumme inne lehum ‘aleyhâ leşevben min hamîm(in)

Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

68Cüz 23 · Sayfa 448

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ

Śumme inne merci'ahum le-ilâ-lcahîm(i)

Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

69Cüz 23 · Sayfa 448

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ

İnnehum elfev âbâehum dâllîn(e)

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

70Cüz 23 · Sayfa 448

فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ

Fehum ‘alâ âśârihim yuhra'ûn(e)

Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

71Cüz 23 · Sayfa 448

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Velekad dalle kablehum ekśeru-l-evvelîn(e)

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

72Cüz 23 · Sayfa 448

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Velekad erselnâ fîhim munżirîn(e)

Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

73Cüz 23 · Sayfa 448

فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîn(e)

Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

74Cüz 23 · Sayfa 448

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn(e)

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları başka.

75Cüz 23 · Sayfa 448

وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ

Velekad nâdânâ nûhun feleni'me-lmucîbûn(e)

Andolsun, Nuh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

76Cüz 23 · Sayfa 448

وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Venecceynâhu ve ehlehu mine-lkerbi-l'azîm(i)

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

77Cüz 23 · Sayfa 449

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ

Vece'alnâ żurriyyetehu humu-lbâkîn(e)

Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

78Cüz 23 · Sayfa 449

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn(e)

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

79Cüz 23 · Sayfa 449

سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ

Selâmun ‘alâ nûhin fî-l'âlemîn(e)

Alemler içinde Nuh'a selam olsun!

80Cüz 23 · Sayfa 449

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

81Cüz 23 · Sayfa 449

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn(e)

Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

82Cüz 23 · Sayfa 449

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Śumme aġraknâ-l-âḣarîn(e)

Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

83Cüz 23 · Sayfa 449

۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ

Ve-inne min şî'atihi le-ibrâhîm(e)

Şüphesiz İbrahim de O'nun taraftarlarından idi.

84Cüz 23 · Sayfa 449

إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İż câe rabbehu bikalbin selîm(in)

Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

85Cüz 23 · Sayfa 449

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ

İż kâle li-ebîhi ve kavmihi mâżâ ta'budûn(e)

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

86Cüz 23 · Sayfa 449

أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

E-ifken âliheten dûna(A)llâhi turîdûn(e)

"Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

87Cüz 23 · Sayfa 449

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Femâ zannukum birabbi-l'âlemîn(e)

"O halde, alemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

88Cüz 23 · Sayfa 449

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ

Fenezara nezraten fî-nnucûm(i)

(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

89Cüz 23 · Sayfa 449

فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ

Fekâle innî sekîm(un)

(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

90Cüz 23 · Sayfa 449

فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Fetevellev ‘anhu mudbirîn(e)

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

91Cüz 23 · Sayfa 449

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Ferâġa ilâ âlihetihim fekâle elâ te/kulûn(e)

İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

92Cüz 23 · Sayfa 449

مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Mâ lekum lâ tentikûn(e)

"Ne diye konuşmuyorsunuz?"

93Cüz 23 · Sayfa 449

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ

Ferâġa ‘aleyhim darben bilyemîn(i)

Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

94Cüz 23 · Sayfa 449

فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Feakbelû ileyhi yeziffûn(e)

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

95Cüz 23 · Sayfa 449

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Kâle eta'budûne mâ tenhitûn(e)

İbrahim, şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

96Cüz 23 · Sayfa 449

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Va(A)llâhu ḣalekakum vemâ ta'melûn(e)

"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

97Cüz 23 · Sayfa 449

قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ

Kâlû-bnû lehu bunyânen feelkûhu fî-lcahîm(i)

Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

98Cüz 23 · Sayfa 449

فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ

Fe-erâdû bihi keyden fece'alnâhumu-l-esfelîn(e)

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

99Cüz 23 · Sayfa 449

وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ

Vekâle innî żâhibun ilâ rabbî seyehdîn(i)

İbrahim, şöyle dedi: "Ben Rabbime (O'nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir."

100Cüz 23 · Sayfa 449

رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Rabbi heb lî mine-ssâlihîn(e)

"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

101Cüz 23 · Sayfa 449

فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ

Febeşşernâhu biġulâmin halîm(in)

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

102Cüz 23 · Sayfa 449

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ

Felemmâ belaġa me'ahu-ssa'ye kâle yâ buneyye innî erâ fî-lmenâmi ennî eżbehuke fenzur mâżâ terâ(c) kâle yâ ebeti-f'al mâ tu/mer(u)(s) setecidunî in şâa(A)llâhu mine-ssâbirîn(e)

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

103Cüz 23 · Sayfa 450

فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ

Felemmâ eslemâ vetellehu lilcebîn(i)

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

104Cüz 23 · Sayfa 450

وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ

Venâdeynâhu en yâ ibrâhîm(u)

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

105Cüz 23 · Sayfa 450

قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Kad saddekte-rru/yâ(c) innâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

106Cüz 23 · Sayfa 450

إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ

İnne hâżâ lehuve-lbelâu-lmubîn(u)

"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

107Cüz 23 · Sayfa 450

وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Ve fedeynâhu biżibhin ‘azîm(in)

Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

108Cüz 23 · Sayfa 450

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Ve teraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn(e)

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

109Cüz 23 · Sayfa 450

سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

Selâmun ‘alâ ibrâhîm(e)

İbrahim'e selam olsun.

110Cüz 23 · Sayfa 450

كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

111Cüz 23 · Sayfa 450

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn(e)

Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

112Cüz 23 · Sayfa 450

وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

Ve beşşernâhu bi-ishâka nebiyyen mine-ssâlihîn(e)

Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

113Cüz 23 · Sayfa 450

وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ

Ve bâraknâ ‘aleyhi ve 'alâ ishâk(a)(c) vemin żurriyyetihimâ muhsinun vezâlimun linefsihi mubîn(un)

Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

114Cüz 23 · Sayfa 450

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Velekad menennâ ‘alâ mûsâ ve hârûn(e)

Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.

115Cüz 23 · Sayfa 450

وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

Ve necceynâhumâ ve kavmehumâ mine-lkerbi-l'azîm(i)

Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

116Cüz 23 · Sayfa 450

وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

Ve nasarnâhum fekânû humu-lġâlibîn(e)

Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

117Cüz 23 · Sayfa 450

وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ

Ve âteynâhumâ-lkitâbe-lmustebîn(e)

Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

118Cüz 23 · Sayfa 450

وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

Ve hedeynâhumâ-ssirâta-lmustakîm(e)

Onları doğru yola ilettik.

119Cüz 23 · Sayfa 450

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Ve teraknâ ‘aleyhimâ fî-l-âḣirîn(e)

Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

120Cüz 23 · Sayfa 450

سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

Selâmun ‘alâ mûsâ ve hârûn(e)

Musa'ya ve Harun'a selam olsun.

121Cüz 23 · Sayfa 450

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

122Cüz 23 · Sayfa 450

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

İnnehumâ min ‘ibâdinâ-lmu/minîn(e)

Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

123Cüz 23 · Sayfa 450

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ve-inne ilyâse lemine-lmurselîn(e)

Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

124Cüz 23 · Sayfa 450

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

İż kâle likavmihi elâ tettekûn(e)

Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

125Cüz 23 · Sayfa 450

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ

Eted'ûne ba'len ve teżerûne ahsene-lḣâlikîn(e)

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

126Cüz 23 · Sayfa 450

ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

(A)llâhe rabbekum ve rabbe âbâ-ikumu-l-evvelîn(e)

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

127Cüz 23 · Sayfa 451

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Fekeżżebûhu fe-innehum lemuhdarûn(e)

Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

128Cüz 23 · Sayfa 451

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn(e)

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları başka.

129Cüz 23 · Sayfa 451

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

Veteraknâ ‘aleyhi fî-l-âḣirîn(e)

Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

130Cüz 23 · Sayfa 451

سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ

Selâmun ‘alâ ilyâsîn(e)

İlyas'a selam olsun.

131Cüz 23 · Sayfa 451

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

132Cüz 23 · Sayfa 451

إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ‘ibâdinâ-lmu/minîn(e)

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

133Cüz 23 · Sayfa 451

وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ve-inne lûtan lemine-lmurselîn(e)

Şüphesiz Lut da peygamberlerdendi.

134Cüz 23 · Sayfa 451

إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

İż necceynâhu ve ehlehu ecma'în(e)

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kafir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

135Cüz 23 · Sayfa 451

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

İllâ ‘acûzen fî-lġâbirîn(e)

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kafir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

136Cüz 23 · Sayfa 451

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

Śumme demmernâ-l-âḣarîn(e)

Sonra da diğerlerini yok ettik.

137Cüz 23 · Sayfa 451

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîn(e)

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?

138Cüz 23 · Sayfa 451

وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Vebilleyl(i)(k) efelâ ta'kilûn(e)

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hala düşünmeyecek misiniz?

139Cüz 23 · Sayfa 451

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

Ve-inne yûnuse lemine-lmurselîn(e)

Şüphesiz Yunus da peygamberlerdendi.

140Cüz 23 · Sayfa 451

إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûn(i)

Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

141Cüz 23 · Sayfa 451

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ

Fesâheme fekâne mine-lmudhadîn(e)

Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

142Cüz 23 · Sayfa 451

فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Feltekamehu-lhûtu vehuve mulîm(un)

Böylece, Yunus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

143Cüz 23 · Sayfa 451

فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ

Felevlâ ennehu kâne mine-lmusebbihîn(e)

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

144Cüz 23 · Sayfa 451

لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Lelebiśe fî batnihi ilâ yevmi yub'aśûn(e)

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

145Cüz 23 · Sayfa 451

۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Fenebeżnâhu bil'arâ-i vehuve sekîm(un)

Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.

146Cüz 23 · Sayfa 451

وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

Ve enbetnâ ‘aleyhi şeceraten min yaktîn(in)

Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

147Cüz 23 · Sayfa 451

وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Ve erselnâhu ilâ mi-eti elfin ev yezîdûn(e)

Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

148Cüz 23 · Sayfa 451

فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

Feâmenû femetta'nâhum ilâ hîn(in)

Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

149Cüz 23 · Sayfa 451

فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ

Festeftihim elirabbike-lbenâtu velehumu-lbenûn(e)

Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

150Cüz 23 · Sayfa 451

أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ

Em ḣalaknâ-lmelâ-ikete inâśen vehum şâhidûn(e)

Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

151Cüz 23 · Sayfa 451

أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

Elâ innehum min ifkihim leyekûlûn(e)

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

152Cüz 23 · Sayfa 451

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

Veleda(A)llâhu ve-innehum lekâżibûn(e)

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

153Cüz 23 · Sayfa 451

أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ

Estafâ-lbenâti ‘alâ-lbenîn(e)

Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

154Cüz 23 · Sayfa 452

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Mâ lekum keyfe tahkumûn(e)

Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

155Cüz 23 · Sayfa 452

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Efelâ teżekkerûn(e)

Hiç düşünmüyor musunuz?

156Cüz 23 · Sayfa 452

أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ

Em lekum sultânun mubîn(un)

Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

157Cüz 23 · Sayfa 452

فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Fe/tû bikitâbikum in kuntum sâdikîn(e)

Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

158Cüz 23 · Sayfa 452

وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Vece'alû beynehu vebeyne-lcinneti nesebâ(en)(c) velekad ‘alimeti-lcinnetu innehum lemuhdarûn(e)

Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

159Cüz 23 · Sayfa 452

سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Subhâna(A)llâhi ‘ammâ yasifûn(e)

Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

160Cüz 23 · Sayfa 452

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn(e)

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.

161Cüz 23 · Sayfa 452

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Fe-innekum vemâ ta'budûn(e)

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

162Cüz 23 · Sayfa 452

مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ

Mâ entum ‘aleyhi bifâtinîn(e)

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

163Cüz 23 · Sayfa 452

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ

İllâ men huve sâli-lcahîm(i)

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

164Cüz 23 · Sayfa 452

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

Vemâ minnâ illâ lehu makâmun ma'lûm(un)

(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

165Cüz 23 · Sayfa 452

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ

Ve-innâ lenahnu-ssâffûn(e)

"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

166Cüz 23 · Sayfa 452

وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ

Ve-innâ lenahnu-lmusebbihûn(e)

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

167Cüz 23 · Sayfa 452

وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ

Ve-in kânû leyekûlûn(e)

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

168Cüz 23 · Sayfa 452

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Lev enne ‘indenâ żikran mine-l-evvelîn(e)

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

169Cüz 23 · Sayfa 452

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

Lekunnâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn(e)

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

170Cüz 23 · Sayfa 452

فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fekeferû bih(i)(s) fesevfe ya'lemûn(e)

Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

171Cüz 23 · Sayfa 452

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ

Velekad sebekat kelimetunâ li'ibâdinâ-lmurselîn(e)

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

172Cüz 23 · Sayfa 452

إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ

İnnehum lehumu-lmensûrûn(e)

"Onlara mutlaka yardım edilecektir."

173Cüz 23 · Sayfa 452

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

Ve-inne cundenâ lehumu-lġâlibûn(e)

"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

174Cüz 23 · Sayfa 452

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Fetevelle ‘anhum hattâ hîn(in)

O halde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

175Cüz 23 · Sayfa 452

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsirhum fesevfe yubsirûn(e)

Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

176Cüz 23 · Sayfa 452

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

Efebi'ażâbinâ yesta'cilûn(e)

Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

177Cüz 23 · Sayfa 452

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ

Fe-iżâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunżerîn(e)

Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

178Cüz 23 · Sayfa 452

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Vetevelle ‘anhum hattâ hîn(in)

Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

179Cüz 23 · Sayfa 452

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsir fesevfe yubsirûn(e)

(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

180Cüz 23 · Sayfa 452

سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Subhâne rabbike rabbi-l'izzeti ‘ammâ yasifûn(e)

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

181Cüz 23 · Sayfa 452

وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ

Ve selâmun ‘alâ-lmurselîn(e)

Peygamberlere selam olsun.

182Cüz 23 · Sayfa 452

وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

Velhamdu li(A)llâhi rabbi-l'âlemîn(e)

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.