Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmunżerîn(e)
Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
Bu ayet, geçmiş ümmetlerin akıbetini ibret nazarıyla incelemeye davet ederek, uyarıların dikkate alınmamasının sonuçlarını vurgulamaktadır. Temel kavramlar, 'bakmak', 'akıbet' ve 'uyarılanlar' etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nazar (نظر) kelimesi, bir şeyi görmek için gözü çevirmek anlamına gelir. Ancak Kur'an'da sıklıkla tefekkür, ibret alma ve bir şeyin sonucunu düşünme manasında kullanılır. Bu ayetteki 'fenzur' emri, sadece gözle görmek değil, aynı zamanda akılla idrak etmek ve geçmişten ders çıkarmak için bir davettir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nazar (نظر), bir şeyi idrak etmek için kalbin yönelmesidir. Ayetteki 'fenzur' ifadesi, geçmiş kavimlerin akıbetine yüzeysel bir bakış değil, derinlemesine bir tefekkür ve muhakeme ile yaklaşmayı emreder. Bu, uyarıların ciddiyetini anlamak için bir yöntemdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Akıbet (عاقبة), bir işin veya durumun sonu, neticesidir. Bu ayette 'akıbetü'l-munzerîn' ifadesi, uyarılanların uyarıları dikkate almamaları sonucu başlarına gelen kötü sonu ifade eder. Bu, Allah'ın vaadinin ve tehdidinin gerçekleşmesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Akıbet (عاقبة), bir şeyin peşinden gelen, onu takip eden sonuçtur. Kur'an'da genellikle olumsuz sonuçlar için kullanılır ve geçmiş ümmetlerin isyanları neticesinde uğradıkları helakı anlatır. Ayetteki kullanımı, uyarıları reddedenlerin kaçınılmaz sonunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'akıbet' kavramı, genellikle ilahi adaletin tecellisi olarak karşımıza çıkar. İnsanların amellerinin, özellikle de peygamberlerin uyarılarına karşı takındıkları tavrın kaçınılmaz sonucunu ifade eder. Bu ayette, 'munzerîn'in akıbeti, ilahi uyarılara karşı gelmenin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnzar (إنذار), bir şeyi korkutarak haber vermektir. 'Munzerîn' (منذرين) ise, kendilerine azapla korkutularak uyarıda bulunulan kimselerdir. Bu ayette, peygamberler aracılığıyla Allah'ın azabıyla uyarılan, ancak bu uyarılara kulak asmayan kavimler kastedilmektedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Munzerîn (منذرين), 'enzere' fiilinin ism-i mef'ulüdür ve 'uyarılanlar' anlamına gelir. Bu kavram, Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara gönderdiği tehdit ve azap uyarılarını almış, ancak bunları ciddiye almamış olanları ifade eder. Ayet, bu kişilerin sonunun ibretlik olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'inzâr' ve 'munzerîn' kavramları, ilahi mesajın tebliğindeki önemli bir aşamayı temsil eder. Peygamberler, insanları Allah'ın azabıyla uyararak onları doğru yola davet ederler. 'Munzerîn', bu uyarılara muhatap olan, ancak çoğu zaman onları reddeden topluluklardır. Ayet, bu reddin sonuçlarına dikkat çeker.
Sâffât Sûresi
Ad, semud, eyke, medyen ve benzeri kavimlerin sonu onların helaki ile sonuçlanmış. Ve insanlara ibret olarak Kûr’an-ı kerimde analtılıp, hatırlatılmıştır. (Murat Derûni)