Ve ebsirhum fesevfe yubsirûn(e)
Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
Bu ayet, 'basar' kökünden türeyen iki fiil aracılığıyla, hem peygamberin hem de inkarcıların gelecekteki bir 'görme' eylemini vurgulamaktadır. Ayet, tehdit ve uyarı içeren bir bağlamda, ilahi adaletin tecellisini ve bunun kaçınılmazlığını dilbilimsel olarak pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'basar' kelimesinin hem gözle görmeyi (idrak-ı bi'l-ayn) hem de kalple görmeyi, yani idrak etmeyi (idrak-ı bi'l-kalb) ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ebsırhum' emri, sadece fiziksel bir bakıştan ziyade, olayın vuku bulmasını beklemek, gözlemlemek ve sonucunu idrak etmek anlamını taşır. Peygamberin, inkarcıların akıbetini 'görmesi' emri, ilahi vaadin gerçekleşeceğine dair bir teyittir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'basar' kelimesinin Kur'an'da mecazi anlamlarda da kullanıldığını belirtir. Burada 'ebsırhum' ifadesi, 'onların başına gelecekleri bekle, gözle' anlamında bir tehdit ve uyarıyı içerir. Fiil, gelecekteki bir olayın kesinliğini ve vuku bulacağını vurgulamak için kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'basar' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel görme değil, aynı zamanda 'basîret' yani içgörü ve idrak anlamında da kullanıldığını vurgular. 'Ebsırhum' emri, peygamberin inkarcıların akıbetini sadece fiziksel olarak görmesi değil, aynı zamanda bu akıbetin ilahi adaletin bir tecellisi olduğunu idrak etmesi gerektiğini de ima eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sevfe' edatının geleceğe yönelik bir zaman zarfı olduğunu ve 'sin' edatından daha uzun bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Ayrıca, 'sevfe'nin tehdit ve uyarı bağlamlarında kullanıldığında, olayın kaçınılmazlığını ve kesinliğini pekiştirdiğini açıklar. Bu ayette, inkarcıların akıbetinin kesinlikle vuku bulacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sevfe'nin 'te'hîr' (gecikme) ve 'te'kîd' (pekiştirme) anlamlarını bir arada taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, azabın hemen gelmeyeceğini ancak kesinlikle geleceğini ve bundan kaçış olmadığını belirtir. Bu, inkarcılara verilen bir mühletin sonunun geleceğine dair bir uyarıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'basar' kelimesinin Kur'an'da hem fiziksel görme hem de idrak etme anlamında kullanıldığını belirtir. Burada 'yubsırûn' ifadesi, inkarcıların azabı sadece gözleriyle görmekle kalmayıp, aynı zamanda onun dehşetini ve hakikatini idrak edeceklerini vurgular. Bu, onların inkarının sonucunu bizzat yaşayarak anlayacakları anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'basar' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu fiilin tehdit ve uyarı bağlamlarında kullanıldığında, görme eyleminin kaçınılmazlığını ve sonuçlarının ağır olacağını ifade ettiğini belirtir. 'Yubsırûn' fiili, inkarcıların azabı görmekten kaçamayacaklarını ve bu görmenin onlar için bir pişmanlık kaynağı olacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'basar'ın 'idrak' ve 'ilim' anlamlarını da içerdiğini belirtir. 'Yubsırûn' ifadesi, inkarcıların azabı sadece gözleriyle görmekle kalmayıp, aynı zamanda onun hakikatini ve ilahi adaletin tecellisini tam anlamıyla idrak edeceklerini ifade eder. Bu, onların inkarının boşuna olduğunu ve ilahi vaadin gerçekleştiğini anlayacakları anlamına gelir.
Sâffât Sûresi
Seyri sülükta müşahade makamında olan, nefsi emmaresini gözetim altına alabilmiştir. Kişi öğrendikçe nefsiye örendiği için bu ilmi nefsi de öğrenir ve eğer asi olmaya devam ederse başına gelecekleri görecektir. Efendimiz (s.a.v.) “Benim şeytanım bana teslim oldu.” Buyurmaktadır.[142] (Murat Derûni)