E-ifken âliheten dûna(A)llâhi turîdûn(e)
"Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
"Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
Bu ayet, müşriklerin Allah'tan başka ilah edinmelerini sorgulayan retorik bir ifadedir. Anahtar kavramlar, 'iftira/yalan', 'ilahlar' ve 'istemek' fiili üzerinden bu sapkın inancın temelsizliğini ve anlamsızlığını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İfk (أفك), bir şeyi asıl yönünden çevirmek, döndürmek demektir. Bu bağlamda, hakikatten saptırılmış, uydurulmuş yalan ve iftira anlamında kullanılır. Ayetteki 'e-ifken' ifadesi, Allah'tan başka ilah edinmenin, hakikatten yüz çevirip uydurma bir yola sapmak olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İfk (إفك), yalan ve iftira demektir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin Allah'a ortak koştukları şeylerin gerçek dışı, uydurma ve temelsiz olduğunu vurgular. Sanki 'yalan mı istiyorsunuz?' der gibi, bu ilahların birer uydurma olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İfk (إفك) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'yalan, iftira, uydurma' anlamlarında kullanılır ve hakikatten sapmayı ifade eder. Bu ayette, Allah'tan başka tapılan varlıkların gerçekte ilah olmadığı, aksine insanların uydurduğu birer yalan olduğu vurgulanır, bu da tevhidin zıddı bir durumu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlah (إله), ibadet edilen, kendisine yönelinen varlık demektir. Ayetteki 'âliheten' (ilahlar) kelimesi, Allah'ın dışında tapınılan, ulûhiyet vasfı yakıştırılan her şeyi kapsar. Bu ilahların 'ifk' (uydurma) olarak nitelenmesi, onların gerçek ilah olmadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlah (إله), kendisine ibadet edilen, kulluk edilen ve kalplerin kendisine yöneldiği varlıktır. Ayetteki 'âliheten' ifadesi, müşriklerin Allah'ın dışında, O'na ortak koşarak taptıkları, ancak gerçekte hiçbir ilahlık vasfı taşımayan varlıkları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlah (إله) kavramı, Kur'an'da 'tapınılan, ibadet edilen, mutlak güç ve otorite sahibi' anlamında kullanılır. Bu ayette 'âliheten' kelimesi, Allah'ın tek ilah olduğu gerçeğine rağmen, insanların uydurduğu ve taptığı sahte tanrıları ifade eder. Bu, tevhid inancının reddi anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İrade (إرادة), bir şeyi talep etmek, ona yönelmek demektir. 'Türiydûne' (istiyorsunuz) fiili, müşriklerin Allah'tan başka ilah edinme eyleminin bilinçli bir tercih ve arzuya dayandığını gösterir. Bu, onların bu sapkınlığı isteyerek benimsediklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İrade (إرادة) fiili, bir şeyi talep etmek ve ona meyletmek anlamındadır. Ayetteki 'türiydûne' ifadesi, müşriklerin Allah'ı bırakıp uydurma ilahları tercih etmelerinin kendi iradeleriyle gerçekleştiğini, bu durumun bir zorlama veya yanılgıdan ziyade bilinçli bir seçim olduğunu belirtir.
Sâffât Sûresi
21/52. (İz kâle liebîhi ve kavmihî mâ hezihîtte-mâsîlülletî entüm lehe âkifüne)
21/52. “O vakit ki, babasına ve kavmine dedi ki:
Nedir bu heykeller ki, siz onlara -tapınmaya- devam edip duruyorsunuz?”
(Temâsil) “Temsiller” Putlar. Heykeller. Resim ler.
Sûretler. Semboller. Tasvirler.“Nedir bu heykeller” Yâni bunların sizin yanınızda ne kıymeti olabilir.? Diye sormaktadır. Aslında İbrâhîm (a.s.) onların ne olduğunu hakikatleri itibari ile biliyordu. Ancak onların anlayış ve yönelmeleri itibari ile babasını ve kavmini onlardan men etmeye çalışıyordu. Gerçekte men edilme onlardan-temsiller’den değil onları, anlayışlarından dolayı men etmekteydi.
Aslında “Tevhîd-i Ef’âl” mertebsi idrakinde bütün varlık zuhurlarının Hakk’ın birer isimlerinin zuhuru olduğu anlayışı itibari ile her zuhurda Hakk’ın gayrı olmadığından, bu yönüyle onlara yönelmek suç unsuru olmaz. Suç unsuru tek ve belli zuhurlara yönelmektir. Ancak onların anlayışı itibari ile hakk’ın zuhuru sadece kendi ürettiklerinde ve gökyüzünde gördükleri bazı yıldazlara Ulûhiyyet ve Rubiyyet isnâd etmeleri ve diğerlerini ayrı görmeleri men edilme sebebi olmuştur. İşte asıl putperestlik budur. Hakk’ın zuhurlarını bir birinden ayırıp onları ayrı ayrı görmek ve kendilerini müstakil varlıklar zannederek (Esmâül Hüsnâ)nın bütünlüğünü bozmak suçun en büyüğüdür. İsmine kesret ve (şirk) denir. En büyük günahtır.
“siz onlara -tapınmaya- devam edip duruyorsu-nuz?” Onlara tapınmakla büyük günah olan (şirk) i işlemeye devam ediyorsunuz. İşte şirk’in hakikati “Tek”i çok ve sevdiğini-yöneldiğini “tek-yegâne” görmektir.