Ve enbetnâ ‘aleyhi şeceraten min yaktîn(in)
Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
Bu ayet, Yunus peygamberin kıssasında, Allah'ın ona merhametini ve onu korumasını ifade eden bir sahneyi tasvir etmektedir. Ayet, ilahi kudretin bir tecellisi olarak, Yunus'un zor durumdan kurtarılması ve ona gölgelik sağlayacak bir bitkinin bitirilmesini konu alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebt (نبت) kelimesi, topraktan çıkan her şey için kullanılır. 'Enbetnâ' (أنبتنا) fiili ise, Allah'ın bir şeyi yerden bitirmesi, yetiştirmesi anlamına gelir ve bu ayette, Yunus'u güneşin yakıcı etkisinden korumak için özel bir bitkinin Allah tarafından var edildiğini ifade eder. Bu, ilahi kudretin ve merhametin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'enbetnâ' (أنبتنا) ifadesi, Allah'ın bir şeyi yaratması ve onu büyütmesi anlamında mecazi bir kullanımdır. Burada, Yunus'a gölgelik sağlaması için bir bitkinin Allah'ın emriyle yerden fışkırması kastedilir. Bu, Allah'ın dilediği şeyi kolaylıkla var edebileceğinin bir delilidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'nebt' kökünden türeyen fiiller genellikle Allah'a isnat edilir ve O'nun yaratma, rızıklandırma ve canlıları var etme gücünü vurgular. Bu ayetteki 'enbetnâ' fiili, Yunus'un içinde bulunduğu zor durumda ona özel bir lütuf olarak bir bitkinin bitirilmesini ifade ederek, ilahi inayeti ve merhameti ön plana çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şecere (شجرة), kökü ve dalları olan her bitki için kullanılır. Bu ayette 'şeceraten min yaktîn' (geniş yapraklı bir bitki) ifadesiyle, Yunus'a gölge sağlayacak, hızlı büyüyen ve geniş yapraklı bir bitki kastedilmektedir. Bu, Yunus'un güneşin yakıcı etkisinden korunması için özel bir bitki olduğuna işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şecere kelimesi, genel olarak ağaç anlamına gelir. Ancak bu ayette 'yaktîn' ile birlikte kullanılması, onun belirli bir tür ağaç veya bitki olduğunu gösterir. Yunus'un kıssasında bu bitkinin zikredilmesi, onun çöl sıcağından korunması için Allah'ın bir lütfu olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şecere' kavramı, bazen cennet ağaçları gibi sembolik anlamlar taşısa da, bu ayette somut bir bitkiyi ifade eder. Yunus'un durumunda, bu bitki ilahi merhametin ve kurtuluşun bir sembolü olarak işlev görür; ona fiziksel bir koruma sağlar ve böylece ilahi lütfu somutlaştırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yaktîn (يقطين), kabak ve benzeri, yere yayılan, geniş yapraklı bitkiler için kullanılan bir isimdir. Bu ayette özellikle 'yaktîn'in zikredilmesi, onun hızlı büyümesi ve geniş yapraklarıyla Yunus'a çabucak gölge sağlayabilecek bir bitki olmasından dolayıdır. Bu, Allah'ın Yunus'a olan özel ilgisini ve merhametini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yaktîn, kabak türünden bir bitkidir. Geniş yaprakları sayesinde gölge yapar ve Yunus'un güneşin yakıcı etkisinden korunmasına yardımcı olur. Bu, Allah'ın Yunus'a olan lütfunun ve onu zor durumdan kurtarma iradesinin bir işaretidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yaktîn kelimesi, Arapçada kabak ve benzeri bitkileri ifade eder. Bu bitkinin özelliği, hızla büyümesi ve geniş yapraklara sahip olmasıdır. Ayette bu bitkinin seçilmesi, Yunus'un acil bir gölgeye ihtiyaç duyması ve Allah'ın ona bu ihtiyacını en hızlı ve etkili şekilde karşılamasıyla ilişkilidir. Bu, ilahi kudretin ve merhametin somut bir örneğidir.
Sâffât Sûresi
Kûr’ân-ı Keriym; Kıyâmet Sûresi; ﴿١﴾ لاۤ اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَمَةِ ﴿٢﴾ وَلاۤ اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ (75/1-2) Âyetinde bu hâle işaret vardır. Meâlen:“ Kıyâmet gününe ve pişmanlık çeken nefs-e yemin ederim.“ Bakın ne kadar mühim bir mesele ki Cenab-ı Hakk nefs-i Levvame ile kıyamet gününü bir tutup ikisine birlikte yemin ediyor. Yani kıyamet günü derecesi kadar mühim Nefs-i Levvame mertebesi. Biz bunları bakar bakar söyler geçeriz, ama ne kadar değer arz ediyor. “Kıyamet gününe yemin olsun ki” ve “nefs-i Levvameye yemin olsun ki” bakın Cenab-ı Hakk eş değerde tutuyor. Neden acaba bu kadar değerli, Yunus (as) bildiğiniz gibi gemiden atladı, Gemi hareket etmeyince kaptan içinizde bir suçlu var gemi gitmiyor, normalde gitmesi lazım ken gemi gitmiyor, kürek çekiyorlar. Yahut yelkeni şişiriyorlar gemi gitmiyor, her zaman aynı şartlarda giden gemi gitmiyor, kaptan da ariflerden miş ki içinizde bir günahkar var kimse o çıksın biz araştırmayalım yolcular yolundan kalıyor, mallar yerlerine gidecek gemi gitmiyor, hemen Yunus (as) günahkar suçlu benim diye kendini denize atıyor.
Suçu neymiş, görevden uzaklaşıyor, neden kaviminden ümidini kesiyor, Allah’tan ümit kesilmez, ümitsizlğe düştü bunu anladığı için kendisinin günahkar olduğunu kabul ediyor ve suçlu olan benim diyor denize atlıyor gemiden. Gemi ondan sonra da gidiyor. İşte bildiğiniz hikaye Yunus balığı geliyor yutuyor, onu bir rivayete göre kırk gün bazılarına göre bir hafta neyse o mühim değildir, balığın karnında kalıyor, fakat balık onu hazm edemiyor, ağır geliyor, sert geliyor, sahile bir kabak yaprağının dibine çıkarmış.
Neden çünkü o her ne kadar eritememişse de üstünün derileri incelmiş, hazım esnasında mide asitleriyle, yani derileri silinmiş gibi sinekler konmaya başlıyormuş üstüne, onlarda yumurtalar bırakacak tabi hasta olacak baştanbaşa kabak yaprağının altına sokuyor ki kabak yaprakları biraz dikenli sinekler üstüne konamıyor. İşte bakın biz de hayal ve vehim yunusunun hayatını yaşadığımız sürece o balığın karnındaki gibi hapisteyiz. Levvame nefsin hali budur. Emmarede Cennetten kovulma hali vardır, dünyaya dönme, Levvamede de balığın karnında yaşıyoruz, hürriyetimiz yok elimizde. İşte oradan çıkmak zorundayız.
فَنَادَى فِى الظُّلُمَاتِ Karanlıklar içinden niyaz etti, nereden balığın karnından nida etti, لاۤ اِلَهَ اِلاۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ sen tek Allah’sın senden başka ilah yok ben nefsime zulum ettim dedi o işi yapmak suretiyle. Ve arkadan kıyamet gününe ve pişmanlık çeken nefse. İşte Nefs-i Levvameye geldiği zaman emmareyi geçtikten Levvameye geldiği zaman kişi nefsinin kıyameti kopmuş oluyor. Yani artık o beden üstünde o nefs-i emarenin levvamenin o beden üstünde pek tesiri kalmıyor, tesiratı kalmayınca da kıyameti kopmuş oluyor, onun için kıyamete yemin ediyor.
Burada bahsedilen dışarıdaki kıyamet değil, senin kıyametin kopuyor dikkat edin yani nefsinin kıyameti koptu ve tesiri yavaş üstünde yavaş azalıyor.[128] “ İz- -T-B- ”