Ve-ssâffâti saffâ(n)
(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelamını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
Sâffât Suresi'nin ilk ayeti, 'sıra sıra dizilenler' anlamına gelen 'Sâffât' kelimesiyle başlar ve yemin formunda bir tasvir sunar. Bu kelime, genellikle meleklere atfedilen düzenli ve disiplinli duruşu ifade ederken, aynı zamanda Allah'ın kudretini ve evrendeki nizamı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'saf' (صف) kelimesinin 'bir şeyi düz bir çizgi üzerinde dizmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Sâffât' ise bu eylemi gerçekleştirenler, yani saf tutanlar demektir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın emrine itaat ederek düzenli bir şekilde duran melekleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Sâffât' kelimesini 'saf saf dizilen melekler' olarak açıklar. Bu ifade, onların Allah'ın huzurunda veya görevlerini icra ederkenki düzenli ve disiplinli duruşlarını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'saf' kavramının Kur'an'da düzen, disiplin ve ilahi otoriteye boyun eğme anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Sâffât' kelimesiyle, kozmik düzendeki ilahi hiyerarşinin ve meleklerin bu düzendeki yerinin vurgulandığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'saffen' kelimesinin 'Sâffât'ın masdarı olarak geldiğini ve fiilin anlamını pekiştirdiğini belirtir. Bu, meleklerin saf tutma eyleminin sadece bir kez değil, sürekli ve düzenli bir şekilde gerçekleştiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'saf' kelimesinin 'bir şeyi diğerinin yanına dizmek' anlamını taşıdığını ve 'saffen'in bu dizilişin niteliğini, yani düzenli ve ardışık olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, meleklerin ilahi emre uygun olarak mükemmel bir düzen içinde duruşlarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, masdarların fiilin anlamını pekiştirme işlevine dikkat çeker. 'Saffen' kelimesi, 'Sâffât'ın ifade ettiği 'saf tutma' eyleminin yoğunluğunu ve sürekliliğini vurgulayarak, meleklerin bu eylemi tam bir itaat ve düzen içinde gerçekleştirdiğini gösterir.
Sâffât Sûresi
Saf bağlayıp durmak; namazlarda imam efendi safları sıklaştırın diye nida eder. Zahirde bu doğrudur. Hakikatte ise saflık halinize dikkat ediniz. Nasıl ki suyun saf haline arı su denir. İçinde başka bir madde bulunmaz. Saflık haline ulaşanında varlığında nefsaniyet kırıntısı kalmaz. (Murat Derûni) Namaza durmaya hazırlanan kişi, - önce niyyet etti,
- sonra sırasıyla - tekbir getirdi, - sübhanekeyi okudu, - euzü besmele’yi çekti.
Böylece vehim ve hayal yani şeytan ve şeytanî düşünceler’den arındıktan sonra, tam bir safiyet ile Fatiha suresini okumaya başlayabilirse, ancak o zaman o’nun hakikatine nüfus etmiş olabilir.[6] “ İz- -T-B- ” Öğle namazı vakti:
Bakabillah hükmüdür.
Bu vakitte etraf yavaş yavaş aydınlanmaya başlamış ve güneş kemale erişmiştir.
Bu durumda salik de yavaş yavaş kendine gelmeye başlar ve neticede kendi kimliğini net bir şekilde bulur.
Baka billah Hakta baki olmak sözüyle ifadelendirilen bu yaşam da artık her şey gerçek kimlikleriyle ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Öğle vakti güneş tam tepede olduğundan ışıkları yeryüzüne dikey düşmektedir. Hal böyle olunca eşyanın da gölgesi olamamaktadır. Bu durum, saflığın ve salt karışıksız kimliğin ifadesidir.[7]
Marifet mertebesinden bu hâl üzere olanlara saflığında olanlara yemin edilmektedir. Ve hakk’ın varlığını kendi varlıklarında olduğunu haykırarak Hakk’a sevk ederler. Ve hakk’ı hakikati zikrederek öğüt verirler. Mevcudda bulunan bir ilâh sizin ilâhınızdır. (Murat Derûni)
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ {الصافات/5}
(37/5) “Rabbu-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ ve rabbu-lmeşârik(i)”
(37/5) O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir.