Velekad sebekat kelimetunâ li'ibâdinâ-lmurselîn(e)
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
Bu ayet, Allah'ın peygamberlerine verdiği sözün kesinliğini ve değişmezliğini vurgulamaktadır. 'Kelime' kavramı, Allah'ın iradesinin ve vaadinin gücünü, 'mürselîn' ise bu vaadin muhataplarını ve onların özel statüsünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebaka' fiilinin bir şeyin diğerinden önce gelmesi, öne geçmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sebaket kelimetünâ' ifadesi, Allah'ın sözünün, yani vaadinin, olaylar gerçekleşmeden önce var olduğunu ve kesinleştiğini, dolayısıyla değişmez olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sebaka'nın 'önde olmak, geçmek' anlamının yanı sıra, 'hükmün önceden belirlenmesi ve kesinleşmesi' anlamını da taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın peygamberlerine yönelik vaadinin, zamanın ötesinde, ezelde takdir edilmiş ve hükme bağlanmış olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kelime'nin Kur'an'da bazen 'vaat' veya 'hüküm' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kelimetünâ' ifadesi, Allah'ın peygamberlerine yardım ve zafer vaadini, onların düşmanlarına karşı üstün geleceklerine dair kesin hükmünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kelime'nin Allah'a nispet edildiğinde O'nun iradesini, hükmünü ve vaadini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'kelimetünâ', Allah'ın peygamberlerine yönelik ezelî ve değişmez vaadini, onların akıbeti hakkındaki kesin hükmünü temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kelime' kavramının Kur'an'da sadece söz değil, aynı zamanda Allah'ın yaratıcı emri, iradesi ve hükmü anlamında da kullanıldığını vurgular. Bu bağlamda 'kelimetünâ', Allah'ın peygamberlerine yönelik mutlak ve gerçekleştirici iradesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'abd' kelimesinin 'kul' anlamına geldiğini ve Allah'a nispet edildiğinde O'na itaat eden, boyun eğen kimseleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ibâdinâ' ifadesi, peygamberlerin Allah'a olan özel yakınlığını ve tam teslimiyetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd'ın hem köle hem de Allah'a kulluk eden kişi anlamında kullanıldığını, ancak Allah'a nispet edildiğinde 'ibâd'ın, O'na tam bir teslimiyetle itaat eden, seçkin kulları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ibâdinâ', peygamberlerin Allah katındaki özel konumunu ve O'na olan bağlılıklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mürsel' kelimesinin 'gönderilmiş' anlamına geldiğini ve Allah tarafından insanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirilmiş elçileri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-mürselîn', Allah'ın vaadinin muhatabı olan, O'nun mesajını tebliğ eden peygamberleri açıkça tanımlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mürsel'in 'risaletle görevlendirilmiş' anlamına geldiğini ve bu kişilerin Allah'ın emirlerini insanlara ulaştırmakla yükümlü olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-mürselîn', Allah'ın vaadinin, O'nun elçileri aracılığıyla gerçekleşeceğini ve onların bu görevlerinde destekleneceklerini ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'resul' ve 'mürsel' kavramlarının Kur'an'da Allah'ın mesajını insanlara ulaştıran, özel olarak seçilmiş ve desteklenmiş elçileri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'el-mürselîn', Allah'ın vaadinin, bu seçkin elçiler aracılığıyla tecelli edeceğini ve onların ilahi koruma altında olduğunu gösterir.
Sâffât Sûresi
Âyet-i Kerime zât mertebesi âyetlerindendir.
“kelimetunâ” bizim kelimemiz, sözümüz itibariyle biz söyledik diyerek Allah c.c. zatından haber vermektedir. (Murat Derûni)