Duhûrâ(an)(s) velehum ‘ażâbun vâsib(un)
(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
Bu ayet, şeytanların yüce melekler meclisini dinlemekten men edilişini ve bu durumun bir sonucu olarak onlara uygulanan cezayı tasvir etmektedir. Ayet, 'kovulma' ve 'sürekli azap' kavramları üzerinden ilahi düzenin ihlalinin sonuçlarını vurgulamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'دُحُورًا' kelimesini 'kovulmak, uzaklaştırılmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, şeytanların melekler meclisinden şiddetle ve aşağılanarak uzaklaştırılmasını ifade eder. Bu, onların ilahi sırları dinleme girişimlerinin engellenmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دَحْر' kelimesinin 'uzaklaştırmak, kovmak, itmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'دُحُورًا' ise, şeytanların göklerden şiddetli bir şekilde kovulmasını, oradan uzaklaştırılmasını ve aşağılanmasını pekiştiren bir masdardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دُحُورًا' kelimesini 'kovulma, uzaklaştırılma' olarak yorumlar. Ayetteki kullanımı, şeytanların göklerden atılmasının ve ilahi bilgilere erişimlerinin engellenmesinin bir mecazı olarak değerlendirilebilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عَذَاب' kelimesini 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' kökünden türemiş olarak açıklar ve 'tatlılığı gideren, acı veren şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'عَذَابٌ', şeytanların göklerden kovulmaları sonucunda karşılaşacakları acı verici ve ıstıraplı cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'عَذَاب'ın 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' anlamından geldiğini ve 'acı veren, ıstırap veren şey' olduğunu belirtir. Ayetteki 'عَذَابٌ', şeytanların ilahi düzene müdahale etme girişimlerinin engellenmesinin bir sonucu olarak onlara uygulanan cezayı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azap' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, günahkarlara ve isyancılara verilen ceza anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'عَذَابٌ', şeytanların ilahi emre karşı gelmeleri ve gökleri dinleme girişimleri nedeniyle hak ettikleri ilahi cezayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'وَاصِبٌ' kelimesini 'daimi, sürekli, kesintisiz' olarak açıklar. Ayetteki 'عَذَابٌ وَاصِبٌ' ifadesi, şeytanlara verilecek olan azabın geçici değil, kalıcı ve sonsuz olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'وَصَب' kökünün 'devam etmek, kalıcı olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'وَاصِبٌ' ise, 'devamlı, sürekli olan' demektir. Bu ayetteki kullanımı, şeytanların çekeceği azabın kesintiye uğramayacağını, sürekli olacağını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'وَاصِبٌ' kelimesinin 'daimi, sabit, devamlı' anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki 'عَذَابٌ وَاصِبٌ' terkibi, şeytanların maruz kalacağı azabın niteliğini, yani onun kesintisiz ve kalıcı olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.