İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe'ahu şihâbun śâkib(un)
Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
Bu ayet, şeytanların gökten haber çalma girişimlerinin engellenmesini ve bu girişimlerin nasıl cezalandırıldığını anlatmaktadır. Anahtar kavramlar, bu çalma eyleminin niteliğini ve buna verilen ilahi tepkinin şiddetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hatf' kelimesini bir şeyi süratle ve gizlice almak olarak tanımlar. Ayetteki 'hatife' fiili, şeytanların gökten haberleri aniden ve gizlice kapma teşebbüsünü ifade eder. Bu, onların bu eylemi gizlice ve hızlıca gerçekleştirmeye çalıştıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hatf' kelimesini 'çalmak' veya 'kapmak' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, şeytanların gökten haberleri çalma eylemini mecazi olarak ifade eder; bu, onların ilahi bilgilere izinsiz erişim çabasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hatf' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle ani ve beklenmedik bir eylemi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, şeytanların ilahi bilgilere yönelik ani ve gizli saldırısını, yani 'haber çalma' girişimini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hatfe' kelimesini 'bir defalık kapma' veya 'bir anlık çalma' olarak açıklar. Ayetteki 'el-hatfete' ifadesi, şeytanların gökten haberleri sadece bir kez, anlık bir fırsatla kapma girişimini vurgular; bu da onların bu eylemi tekrarlayamadıklarını ve hemen engellendiklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hatfe' kelimesinin 'bir şeyi hızla ve aniden almak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, şeytanların gökten haberleri çalma eyleminin tek seferlik ve başarısız bir teşebbüs olduğunu, hemen ardından bir ceza ile karşılaştıklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şihâb' kelimesini 'alevli, parlak ateş parçası' olarak tanımlar. Ayetteki 'şihâb' kelimesi, şeytanları kovalayan ve yakan ilahi bir güç olarak tasvir edilir; bu, onların göğe yaklaşma girişimlerinin şiddetli bir şekilde engellendiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şihâb' kelimesini 'gökten düşen ateş parçası' olarak açıklar. Ayette, bu 'şihâb'ın şeytanları takip ederek onları yaktığı belirtilir; bu da ilahi korumanın ve cezalandırmanın somut bir tezahürüdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şihâb'ın Kur'an'da genellikle 'yakan, aydınlatan ve kovalayan' bir nesne olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette, şeytanların haber çalma girişimlerine karşı ilahi bir savunma mekanizması olarak işlev görür, onların göğe erişimini imkansız kılar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâkıb' kelimesini 'delip geçen, nüfuz eden' olarak açıklar. Ayetteki 'şihâbün sâkıbün' ifadesi, bu ateş parçasının sadece parlak olmakla kalmayıp, aynı zamanda şeytanları delip geçme ve yok etme gücüne sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sâkıb' kelimesinin 'parlaklığıyla karanlığı delen' veya 'keskinliğiyle nüfuz eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, 'şihâbün sâkıbün' ifadesi, şeytanların göğe yaklaşma girişimlerini engelleyen ve onları yok eden keskin ve etkili bir ilahi gücü tasvir eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sâkıb' kelimesinin 'parlaklığıyla her şeyi aydınlatan ve karanlığı delen' anlamını vurgular. Bu ayette, 'şihâbün sâkıbün' ifadesi, şeytanların gizli ve karanlık girişimlerini açığa çıkaran ve onları etkisiz hale getiren ilahi bir ışık ve güç olarak işlev görür.
Sâffât Sûresi
SÂKIB: Esasen delen veya delici demektir. Işığı ile göğü delivermiş gibi parlak görünen yıldıza sâkıb (delici) yıldız denildiği gibi, sâkıb alev de böyledir. Bununla beraber şihablar (alevler) gerçekten havayı dışından bir mermi gibi gelerek delip geçiyor da demektir. Şihabların, yükselen buharlardan tutuşmuş olması görüşü bugün kabul edilmiyor. Şihablar en yakın göğün sabit süsü olan, bilinen yıldızlar gibi büyük olmamakla beraber yine yıldızlar cinsinden sayılabilecek küçük ve küme küme dolaşan gök cisimlerindendirler. Havaya teması ile parladığı sırada bir fişek gibi kaymasıyla süs hizmetinden de uzak kalmaz. Bununla beraber şeytanlara atılan şihabdan maksadın ruhanî bir şihab olması da pek muhtemeldir. Asıl mesele aşağıdan göğe karşı saldırmak isteyenlerin durumlarını göstererek, ilâhî olan ilhamlardan bir kulak hırsızlığına ait şeytanlıklarla peygambere karşı rekabete kalkışan, dinler uydurmaya çalışan dinsizlerin maddî ve manevî yenilgi ve perişanlıklarını anlatmaktır.[14]
Bu âyeti kerimeleri Hicr sûresi âyetleri ışığında anlamaya çalışalım…
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ {الحجر/16}
(15/16) “Velekad ce’alnâ fî-ssemâ-i burûcen vezeyyennâhâ linnâzirîn(e)”
(15/16) And olsun ki gökte Burçlar meydana getirdik onları bakanlar için donattık,
وَحَفِظْنَاهَا مِن كُلِّ شَيْطَانٍ رَّجِيمٍ {الحجر/17}
“Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîm(in)” Kovulmuş her şeytandan koruduk, (15/17)
إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُّبِينٌ {الحجر/18}
“İllâ meni-steraka-ssem’a feetbe’ahu şihâbun mubîn(un)” Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa parlak bir ateş ŞİHAP onu kovalar/yakar. (15/18)
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (asm)'in dünyaya teşrifleri gecesinde hazan yaprağı gibi gök kubbeden yıldızlar döküldü.[15] Bu hâdise de şuna işâret ediyordu: Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur.
"Madem Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı, elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâipten haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına (haberlerine) set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe irâs etmesinler ve vahye benzemesin. Evet, bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'ân, nazil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler îmâna geldiler. Çünkü daha cinler tâifesinden olan muhbirlerini bulamadılar."[16]
Hicr sûresi âyetleri ve Efendimiz (s.a.v.) in doğumu ile ilgili verilen bilgiler şeytân ve taifesi artık Cenâb-ı Hakk’ın gökyüzünde kalesinin burçlarını aşamamışlar ve yaklaşmak isteyen olursa onu bir şihab (ateş) kovalamıştır.
Kimin gönül göğünde Hazret-i Muhammed-Hakikat-i Muhammedi mertebesi doğarsa onun da gönül kalesinin burcundan ateşli Kelime-i Tevhid okları vehimi şeytan ve 3 harfli hayali kovalar. O sahaya giremezler ve temiz, ilmi ledün ve ilham bilgilerine ulaşamazlar. Kelime-i Tevhid 12 harftir. Ve seyirde 12 derstir. Bu harfler Kelime-i Tevhid kalesinin burçlarıdır. Her derste bir burç şeytan ve taifesinin bilgi almasını ve gönle bilgi ve hayal giresini engellemek için faaliyete geçer. Derslerin tamamı 40 adettir. 40 ise Hakikat-i Muhammediyedir. Bu sayı tamam olunca Hakikat-i Muhammediye göğü burçlar ile donatılmış olur.
Seyr-i süluk açısından kişinin burcunun anasır-ı erba yani ateş, hava, su, toprak unsurlarından nereye bağlıysa özelliğinin anlaşılmasında yardımcı olabilir. Ve seyri sülükunun başlarında o açıdan yaklaşılabilir.
Hava; kuvvettir, hava burçları rindane, yani hava-i olur ve fikriyatları yukarıda dolaşır. Ama buna vehim karışma ihtimali olabilir, vehimi ayırt edebildiği zaman ilhamlar-doğuşatlar ilerlemesinde etkili olur.
Ateş; Azamettir. Aziz, Cabbar, mütekebbir nefsi yönleridir. Nefsin ateşi, mürşide, resülullah (s.a.v) ve hakk muhabbetine dönerse fayfalı olur.
Su; ise ilim ve hayattır. Su burcu olanlar hayali ilimden hakikat ilmi olan ilmi ilâhiye yönlendirilirse faydalı olur.
Toprak; İlm-i ledündür. Aynı zamanda hikmettir. Ledün ilmi üzerine ağırlıklı bir eğitim kişi için faydalıdır. Yani kişininin kendi hakiki varlığını tanımasıdır.
Mesnevi-i Şerifte, insanın doğumunda gezegenler, ay ve güneşin etkili olduğu ve gezegenlerin olumlu, olumsuz etkilerinin doğum zamanına göre kişiye yansıdığı anlatılmaktadır.
Yol açısından burçlara yaklaşmanın yasaklamayı ibretlik bir hikayede geçmektedir.
“İz-Efendi Baba” Kime: Murat Derûni
09.10.2013
Hayırlı günler Murat Derûni, PA… Ya… ya verdiğin cevap iyi olmuş, bundan sonra gene bir şeyler sorar ise, sende ona, kendi Mûsâ'sının "12" sıbt'ından hangisine bağlıysa suyunu oradan-o çeşmeden içmesini söylersin. Onun hali Fir'âvn'ın elindeki musa gibi kendi annesini bulmasını söylersin, bizim sütümüzün ayarı, bizim gönül evlâtlarımıza göredir.
Peygamberimizin dünyaya teşriflerinden sonra şeytanların gökyüzüne çıkıp çalma çırpma haberlerin yasaklandığı gibi ona da bu yol artık aynı hükümdedir.
Buna avami tabirle "kuyrukla kapan boşaltma" denir. Bilirsin eskiden eski ahşap evlerde bazı fareler vardı evin içinde oturanlar bu farelerden kurtulmak için kapan kurarlardı. Kapanın sert yaylı bir kapısı vardı onu gerdirip geriye açıp yani kapanın ağzını açıp içine de farenin hoşuna giden yem koyarlardı fare bu yemi yemek için farkında olmadan kapanın içine girer bu yüzden kapan biraz sallandığında çok hassas ayarlanmış olan yaylı kapanın kapağı aniden kapanır. Farede içeride kalır tutulmuş olurdu daha sonra kapan içinde tutulmuş olan fareye gerekeni yaparlardı. Bu durumdan kurtulabilen bazı fareler tekrar aynı duruma düşmemek için böyle yeme yaklaştıkları zaman biraz uzaktan kuyrukları ile kapana yan taraflarından vururlar bu darbeler ile sallanan kapanın kurgusu açılır ve kapan kapanır fare böylece dışarıda kalmış olur. Ondan sonra gene kuyruğu ile içindeki yiyeceği kapanın kenarına getirir ve bir güzelce tehlikesiz olarak yemi yer hayatını da kurtarmış olurdu. İşte buna uyanıkları temsil bakımından "kuyrukla kapan boşaltma" diye tarif edilirdi.
Bizim ne bunlarla oğraşacak vaktimiz var nede sütümüzü asli evlâtlarımıza lâzım olan sütümüzü asli olmayan kimselere dağıtacak halimiz var. Ne aldıysa aldı, bu kadar hoş görü de yeterli bundan sonra her kese açık olan siteden ne alabilirse alsın Cenâb-ı Hakk yolunu mübarek eylesin. Gene bir şeyler sorarsa vaktinin olmadığını yukarıdaki misaller istikametinde bir daha soru sormaması üzerine uygun bir dille bildirirsin.
Hakkında hayırlısı olsun İnşeallah. Selâmlar hoşça kal Efendi baban.[17] “ İz- -T-B- ”
"Şeytan, mele-i a'lânın kenarında bir hırsız gibidir. Ancak Hakk'ın izni olmadan bir şey kapamaz. Kaptığında ise, Hak onu bir şihâb-ı mübînle yakar. Ârif ise bu oyuna düşmez; zira o, 'Hakk'ın koruması'nda (hıfz-ı rabbânî) olanlardandır."[18]
فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ {الصافات/11}
(37/11) “Festeftihim ehum eşeddu halkan em men halaknâ innâ halaknâhum min tînin lâzib(in)”
(37/11) (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini halk etmek (yaratmak) mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri halk etmek mi (yaratmak mı)? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan halk etttik.