Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâ(c) innâ ḣalaknâhum min tînin lâzib(in)
(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
Bu ayet, müşriklerin yaratılış konusundaki yanlış algılarını sorgulayarak, insanın yaratılışının Allah için zor olmadığını, aksine basit bir maddeden (çamurdan) yaratıldığını vurgular. Anahtar kavramlar, yaratma eyleminin kolaylığını ve insanın başlangıçtaki zayıf maddesini öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fetvâ (فتوى), bir mesele hakkında hüküm beyan etmek veya açıklama istemek demektir. Ayetteki 'isteftehim' (استفتهم) ise, onlardan bu konuda bir açıklama, bir hüküm talep et, yani onlara sor demektir. Burada Allah, müşriklerin kendi yaratılışları hakkındaki düşüncelerini sorgulamalarını emretmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstifta' (استفتاء), bir şeyin hükmünü veya açıklamasını talep etmektir. Ayetteki kullanımında, müşriklerin kendi yaratılışlarının zorluğu veya kolaylığı hakkındaki iddialarına dair bir sorgulama ve cevap arayışı söz konusudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şiddet (شدة), bir şeyin kuvveti ve zorluğudur. Ayetteki 'eşeddü halkân' (أشد خلقا) ifadesi, yaratılış bakımından daha zor veya daha çetin anlamındadır. Burada müşriklere, kendi yaratılışlarının mı yoksa göklerin ve yerin yaratılışının mı daha zor olduğu sorulmaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Eşedd (أشد), tefzil (üstünlük) kalıbında olup, bir şeyin diğerine göre daha kuvvetli, daha zor veya daha şiddetli olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, insanın yaratılışının, Allah'ın diğer büyük yaratma eylemlerine kıyasla daha zor olup olmadığı sorgulanmaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Halk (خلق), bir şeyi yoktan var etmek veya bir şeyi belirli bir ölçüye göre şekillendirmektir. Ayetteki 'eşeddü halkân' (أشد خلقا) ifadesi, yaratılış bakımından daha zor anlamında olup, müşriklerin kendi yaratılışlarının zorluğunu iddia etmelerine karşı bir meydan okumadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Halk (خلق) kavramı Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak yaratma gücünü ifade eder. Bir şeyi yoktan var etme veya belirli bir düzen ve ölçü içinde meydana getirme anlamlarını taşır. Bu ayette, insanın yaratılışının, Allah'ın diğer büyük yaratma eylemlerine göre daha zor olmadığı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Halk (خلق), Kur'an'da hem yaratma fiilini hem de yaratılmış varlığı ifade eder. Bu ayetteki 'halkân' (خلقا) kelimesi, yaratılışın kendisi, yani yaratma eyleminin zorluk derecesi bağlamında kullanılmıştır. İnsanın yaratılışının, Allah için zor bir eylem olmadığına dikkat çekilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tîn (طين), su ile karışmış topraktır. İnsanın yaratılışının başlangıç maddesi olarak Kur'an'da sıkça zikredilir. Bu ayette, insanın 'tîn-i lâzib'den (yapışkan çamurdan) yaratıldığı belirtilerek, onun başlangıçtaki zayıf ve basit yapısına işaret edilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tîn (طين), toprak ve suyun birleşmesiyle oluşan maddedir. Kur'an'da insanın yaratılışının bu basit maddeden başladığı vurgulanarak, Allah'ın kudretinin büyüklüğü ve yaratma eyleminin kolaylığına dikkat çekilir. İnsanın başlangıçtaki bu basitliği, onun kibirlenmemesi gerektiğini de ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lâzib (لازب), yapışkan ve birbirine kenetlenmiş demektir. 'Tîn-i lâzib' (طين لازب) ifadesi, yapışkan çamur anlamına gelir. Bu, çamurun şekil alabilen, bir arada durabilen ve kalıcı bir yapı oluşturabilen özelliğini vurgular. İnsanın yaratılışının bu tür bir maddeden başladığına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Lâzib (لازب), birbirine yapışan ve tutan demektir. 'Tîn-i lâzib' (طين لازب), katılaşmış, birbirine yapışmış ve şekil verilebilir çamur demektir. Bu ifade, insanın yaratıldığı maddenin sıradan bir çamur değil, belirli bir kıvamda, şekil almaya elverişli bir madde olduğunu belirtir.
Sâffât Sûresi
“Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm” ya‟nî “ve orada üzerinde sâbit dağlar oluşturdu ve orayı bereketli kıldı ve onların rızıklarını dört “yevm”de takdir etti” (Fussılet, 41/10) ; âyet-i kerîmesi gereğince de, bizim dünyamızın dört devrede kemâle erdiği anlaşılıyor. Bunlar da şunlardır:
1. Ateş devresi, 2. Su devresi, 3. Toprak devresi, 4. Bitkiler ve hayvanlar devresi.
1. Ateş devresi: Güneşin altıncı “çocuk” olarak doğurduğu dünya, “anne”sinden ayrıldığı vakit bir âteş küresi idi. Uzun zaman bu halde yörünge- sinde döndü. Hak Teâlâ Hazretleri bu bineğe, bineğin cinsinden bir tür mahlûk bindirdi ki bunlar cinler kavmi idi. Nitekim buyurur: “vel cânne haleknâhû min kablu min nâris semûm” ya‟nî “ve cinleride daha önce semûm ateşten halk ettik”(Hicr,15/27), “Ve halekal cânne min mâricin min nâr” ya‟nî “ve cinleri dumansız ateşten halk etti” (Rahmân, 55/15).
2. Su devresi: Dünya uzun bir zaman güneşin etrâfında, ateş küresi hâlin- de döndükten sonra, onun ateşi, yüzeyinden suya dönüşmüş ve kesîf unsurla- rı ateşten lavlar hâlinde alt tabakalarını oluşturmuştur. Çünkü fizik ilminin bakış açısından bu iki akıcı zıt ise de kimyâ ilmine göre ayn-ı unsurların bileş- keleridir. Nitekim, günümüzde, dünyamızın etrâfını çevreleyen denizler hidrojen, oksijen ve sodyumdan oluşmuştur.
Bu devreye: “Ve kâne arşuhu alel mâi” ya‟nî ”Ve O‟nun Arş‟ı su üzerinde idi” (Hûd, 11/7) âyet-i kerîmesi ile işâret buyurulur.
3. Toprak devresi: Dünyanın yüzeyinin derece derece sertleşme ve soğuma devresidir ki ilk kabuğu yarı katı, hamur gibi, yumuşak, esnek ve kokmuş karbon birleşiklerinden ibârettir ki, buna “yapışkan balçık” ve “salsâl” da denir. Fen ehlinin “protoplazma”, dedikleri şey, bu kokmuş çamurdan meydana gelir ki, bu madde canlı cisimlerin kaynağıdır. Beşer türünün bu çamurdan hálkedildiği Kur‟ân-ı Kerîm‟de haber verilir: “innâ haleknâhüm min tînın lâzib” ya‟nî “Muhakkak Biz, onları yapışkan balçıktan halk ettik” (Saffât, 37/11), “ve iz kâle rabbüke lilmelâiketi innî hâlikun beşeran min salsâlin min hamein mesnûn” ya‟nî “Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak Ben, salsâl‟dan, değişip dönüşen balçıktan bir beşer halkedeceğim” (Hicr, 15/28).
4. Bitkiler ve hayvânlar devresi: Fen adamlarının beyânına göre bu kokmuş çamurdan, daha sonra ilk bitkiler meydana gelmiş ve bitkiler sürekli gelişerek, büyük ormanlar vücûda gelmiştîr. İşbu ilk canlı cisimler, ya basît hücrelerden ve ya da hücre topluluklarından meydana gelmiş olup “su yosunları” familyasından jelâtini maddeler imiş.
İkrâm sahibi tahkik ehli tarafından da tasdîk buyurulduğu üzere, yeryü- zünde insan, hayvânlardan ve bitkilerden sonra açığa çıkmıştır. Jeologlar ilk kara hayvânlarının köksüz bitkiler tarzında var olduğunu ve omurgasızların da maden, bitki ve hayvan vasıflarını birleştiren züûfiyyetler, mercanlar, sün- gerler, delikli mercanlar ile kabuksu hayvânlardan ibâret bulunduğunu ve daha sonra bunların muhtelif değişimler geçirmek sûretiyle kemâl bularak çeşitli şekillerde açığa çıkıp erkeklik ve dişiliğin meydana geldiğini beyân ederler. Hiç şek ve şüphe yoktur ki, gerek bitkiler ve gerek hayvânlar, yeryüzünün kabuğundan hálk edilmiş ve şu anda dahi halkedilmektedir.[19]
"İnsan, tîn-i lâzibden yaratılmıştır; çünkü o, Hak ile halk arasında bir berzahtır. Tîni (maddesi) ile halka, rûhu ile Hakk'a yönelir."[20]
"Sana 'hangisinin yaratılması daha zor?' diye sorduklarında de ki: 'Asıl zor olan, tîn-i lâzibdeki insanın kalbine Hakk'ın nûrunu yerleştirmektir. Biz bu çamuru, o nûru taşıyabilsin diye yapışkan kıldık."[21]
"Tîn-i lâzib, sûfînin nefsidir; onu tevhid nûruyla pişirip 'sırçaya' (kâmil insan) dönüştürürsün."[22]
"Allah, âlemi insan için, insanı da kendisi (li-nefsihî) için yarattı."[23]
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ {الصافات/12}
(37/12) “Bel ‘acibte veyesharûn(e)”
(37/12) Hayır, sen şaştın, onlar ise alay ediyorlar.