Lâ yessemme'ûne ilâ-lmele-i-l-a'lâ veyukżefûne min kulli cânib(in)
(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
Bu ayet, şeytanların yüce melekler meclisini dinleyememesi ve her yönden kovulması durumunu tasvir etmektedir. Ayet, ilahi düzenin korunması ve şeytanların bu düzene müdahale edememesi temasını dilbilimsel olarak güçlü bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ' (سمع) kelimesi, kulağın sesi algılamasıdır. 'İstemâ' (استمع) ve 'tesemme' (تسمّع) ise işitmeye gayret etmek, kulak vermek anlamına gelir. Ayetteki 'yessemme'ûne' (يَسَّمَّعُونَ) fiili, şeytanların yüce melekler meclisinden haber çalmak için çaba sarf etmelerine rağmen buna güç yetiremediklerini, yani dinleyemediklerini vurgular. Bu, onların ilahi sırra erişimlerinin engellendiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'yessemme'ûne' ifadesi, 'işitmeye çalışırlar ama işitemezler' anlamındadır. Yani, dinleme eylemini gerçekleştirmeye yeltenirler fakat bu onlara nasip olmaz. Ayet, şeytanların gök katmanlarındaki bilgilere ulaşma çabalarının başarısızlığını mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'semâ'' kökünden türeyen kelimeler, genellikle ilahi mesajı işitme ve ona icabet etme bağlamında kullanılır. Ancak bu ayetteki 'yessemme'ûne' fiili, olumsuzluk edatıyla birlikte, şeytanların ilahi düzene ait bilgilere 'kulak verme' çabalarının engellenmesini, yani ilahi sırların onlardan korunmasını ifade eder. Bu, kozmik hiyerarşideki yerlerini ve sınırlılıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mele' (ملأ), bir topluluğun ileri gelenleri, önde gelenleri anlamına gelir. Çünkü onlar, gözleri ve kalpleri doldurur (yemle'u). Ayetteki 'el-mele'i' (ٱلْمَلَإِ), göklerdeki yüce melekler topluluğunu, yani ilahi iradenin tecelli ettiği ve sırların konuşulduğu meclisi ifade eder. Şeytanların buraya erişimi engellenmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mele', bir kavmin ileri gelenleri ve eşrafıdır. Ayetteki 'el-mele'i' ifadesi, göklerdeki meleklerin oluşturduğu yüce topluluğu işaret eder. Şeytanlar, bu topluluğun konuşmalarını dinleyerek geleceğe dair bilgi edinmeye çalışırlar, ancak bu onlara yasaklanmıştır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mele', bir topluluğun önde gelenleri, görüşleri ve varlıklarıyla meclisi dolduran kişilerdir. Kur'an'da genellikle peygamberlere karşı çıkan kavimlerin ileri gelenleri için kullanılırken, bu ayette 'el-a'lâ' (yüce) sıfatıyla birlikte, göklerdeki meleklerin oluşturduğu üstün ve kutsal meclisi ifade eder. Şeytanların bu meclise sızma girişimleri engellenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Uluv (علو), yüksek olmak, yüce olmak demektir. 'A'lâ' (أعلى) ise en yüce, en yüksek anlamına gelir. 'el-Mele'i'l-a'lâ' (ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ) terkibi, melekler topluluğunun hem mekânsal olarak yüksekliğini hem de mertebe olarak üstünlüğünü ifade eder. Bu, şeytanların erişemeyeceği kutsal bir makamı belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Uluv, her şeyin üstünde ve yüksekte olmak demektir. 'A'lâ' kelimesi, bu yüksekliğin en üst derecesini gösterir. Ayetteki kullanımıyla, melekler meclisinin sadece fiziksel olarak yüksekte olmadığını, aynı zamanda manevi ve ilahi hiyerarşide de en üstün konumda bulunduğunu vurgular. Şeytanların bu yüce makama yaklaşması imkânsızdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kazf (قذف), bir şeyi uzağa atmak, fırlatmak demektir. Ayetteki 'yukzafûne' (يُقْذَفُونَ) fiili, şeytanların göklerden, melekler meclisine yaklaşmaya çalıştıklarında, ilahi bir güç tarafından taşlarla veya benzeri şeylerle şiddetle atıldıklarını, kovulduklarını ifade eder. Bu, onların ilahi düzene müdahale etmelerinin engellenmesinin somut bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kazf, bir şeyi fırlatmak, atmaktır. Burada 'yukzafûne' pasif fiil olarak kullanılmıştır ve şeytanların göklerden atıldığını, kovulduğunu belirtir. Bu, onların ilahi sırları çalma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını ve cezalandırıldıklarını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kazf, bir şeyi kuvvetle fırlatmaktır. Ayetteki 'yukzafûne' fiili, şeytanların göklerden, yani ilahi âlemden uzaklaştırılmasını, kovulmasını ifade eder. Bu kovulma, onların ilahi bilgilere erişimini engellemek ve ilahi düzeni korumak içindir. Her yönden kovulmaları, bu engellemenin kapsamlı ve sürekli olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cânib (جانب), bir şeyin tarafı, yanı demektir. 'Min külli cânibin' (مِن كُلِّ جَانِبٍ) ifadesi, şeytanların sadece belirli bir yönden değil, her taraftan, yani hiçbir kaçış yolu bırakılmaksızın kovulduğunu belirtir. Bu, ilahi korumanın ve şeytanlara karşı uygulanan cezanın kapsamlılığını ve mutlaklığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cânib, bir şeyin kenarı, tarafıdır. Ayetteki 'min külli cânibin' ifadesi, şeytanların göklerden kovulmasının tek bir noktadan değil, her yönden gerçekleştiğini, böylece onların ilahi âleme sızma girişimlerinin tamamen engellendiğini vurgular. Bu, ilahi gücün her yeri kuşattığını ve şeytanların hiçbir yerden kaçamayacağını anlatır.
Sâffât Sûresi
"Mele-i a'lâ, Hakk'ın sırlarının müşahede edildiği ulvî bir meclistir."[11]
"Velî, kalbiyle mele-i a'lâya, nefsiyle şeytanlara hükmeder."[12]
"Mele-i a'lâ, Hakk'ın sırrıdır; şeytan oraya ulaşamaz. Ârif ise oraya ayan-beyan vasıl olur. Şeytanlar ona taş atarsa, o taşlar onun için gül olur."[13]
إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ {الصافات/10}
(37/10) “İllâ men hatife-lhatfete feetbe’ahu şihâbun sâkib(un)”
(37/10) Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).