Vetevelle ‘anhum hattâ hîn(in)
Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bu ayet, Hz. Peygamber'e hitaben, inkarcılardan belirli bir süreye kadar yüz çevirmesini emretmektedir. Ayetteki temel kavramlar, bu yüz çevirmenin niteliğini ve süresini belirleyen fiil ve zaman zarfıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'velâ' kökünün asıl anlamının 'bir şeye yakın olmak' olduğunu belirtir. 'Tevellâ' fiili ise, 'bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamında kullanılır. Ayetteki 'tevellâ anhum' ifadesi, onlardan uzak durmayı, onlara karşı tavır almayı ve tebliğde ısrarcı olmamayı ifade eder, zira bu, Allah'ın takdir ettiği bir zamana kadar sürecektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tevellâ' fiilinin Kur'an'da 'yüz çevirmek, terk etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in inkarcıların eziyetlerine karşı bir süre sabretmesini ve onlarla mücadeleyi ertelemesini ifade eden mecazi bir anlatımdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velâ' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle 'yakınlık, dostluk' veya 'uzaklaşma, düşmanlık' gibi zıt anlamlarda kullanıldığını vurgular. 'Tevellâ' fiili, burada 'yüz çevirmek' anlamıyla, inkarcılarla olan ilişkinin kesilmesi veya belirli bir süre askıya alınması gerektiğini belirtir, bu da bir tür stratejik uzaklaşmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hattâ' edatının çeşitli kullanımlarından bahseder. Bu ayetteki kullanımı, 'gayet' (son sınır) bildiren bir edat olarak, 'bir zamana kadar' anlamını verir. Yani, yüz çevirme eyleminin belirli bir süre ile sınırlı olduğunu ve bu sürenin sonunda durumun değişeceğini ima eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hattâ'nın bazen 'ilâ' (e kadar) anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'hattâ hînin' ifadesi, yüz çevirme emrinin belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olduğunu ve bu sürenin sonuna kadar devam edeceğini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hîn' kelimesinin 'bir zaman dilimi' anlamına geldiğini ve bu zaman diliminin bazen kısa, bazen uzun olabileceğini belirtir. Ayetteki 'hattâ hînin' ifadesi, bu zamanın belirsizliğini ve Allah'ın takdirine bırakıldığını gösterir, ancak bir sonu olduğunu da ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hîn' kelimesinin 'zamanın bir parçası' olduğunu ve bazen 'an', bazen 'yıl' gibi farklı zaman dilimlerini ifade edebileceğini açıklar. Bu ayetteki 'hînin' kelimesi, 'bir süre' anlamında kullanılarak, yüz çevirmenin geçici bir durum olduğunu ve Allah'ın belirleyeceği bir vakte kadar süreceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hîn' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirsiz bir zaman dilimini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'e verilen emrin belirli bir takvime bağlı olmadığını, ancak Allah'ın hikmetine göre belirlenecek bir 'süre' ile sınırlı olduğunu gösterir.
Sâffât Sûresi
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ {الصافات/179}