Fe-iżâ nezele bisâhatihim fesâe sabâhu-lmunżerîn(e)
Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Sâffât Suresi 177. ayet, ilahi azabın inkarcıların üzerine ansızın inişini ve bu durumun onlar için ne denli kötü bir sonuca yol açacağını tasvir etmektedir. Ayet, 'inmek', 'yurt' ve 'uyarılanlar' gibi kavramlar üzerinden azabın kaçınılmazlığını ve muhatapların pişmanlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نُزُول), bir şeyin yüksek bir yerden aşağıya doğru inmesidir. Ayetteki 'nezzele' (نَزَلَ) fiili, azabın ansızın ve kaçınılmaz bir şekilde, tıpkı bir misafirin bir yere inmesi gibi, müşriklerin yurtlarına indiğini ifade eder. Bu, azabın beklenmedik ve şiddetli gelişini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nüzûl (نُزُول), burada 'vuku bulmak, gerçekleşmek' anlamında mecazi bir kullanımdır. Azabın onların üzerine inmesi, onun kendilerini kuşatması ve onlara isabet etmesi demektir. Bu, azabın fiziksel bir inişinden ziyade, onların hayatlarına ve yurtlarına sirayet etmesini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sâha (سَاحَة), bir evin veya bir şehrin önündeki geniş ve açık alandır. Ayetteki 'bisâhatihim' (بِسَاحَتِهِمْ) ifadesi, azabın onların yerleşim yerlerine, yurtlarına veya genel olarak yaşam alanlarına indiğini belirtir. Bu, azabın sadece belirli kişilere değil, tüm topluluklarına yönelik olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sâha (سَاحَة), bir kavmin veya kabîlenin yerleştiği, konakladığı yerdir. Azabın 'sâhalarına inmesi', onların yaşam alanlarını, yurtlarını ve meskenlerini hedef aldığını, dolayısıyla kaçış imkanlarının olmadığını ifade eder. Bu, azabın kapsamlı ve kuşatıcı niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabah (صَبَاح), günün ilk vaktidir. Ayetteki 'fesâe sabâhu'l-munzerîn' (فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ) ifadesi, azabın sabah vakti gelmesiyle, o günün onlar için kötü bir günün başlangıcı olduğunu, yani azabın ansızın ve beklenmedik bir anda gelerek onların hayatlarını mahvettiğini anlatır. Bu, felaketin aniden ve hazırlıksız yakalamasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sabah' (صَبَاح) kelimesi bazen bir olayın başlangıcını veya sonucunu ifade etmek için kullanılır. Burada, 'kötü sabah' (سَاءَ صَبَاحُ) tabiri, azabın vuku bulduğu anın, uyarılanlar için ne kadar uğursuz ve felaketle dolu bir başlangıç olduğunu mecazi olarak anlatır. Bu, onların uyanışlarının bir felaketle gerçekleştiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Munzerîn (مُنذَرِينَ), 'inzâr' (إِنذَار) kökünden türemiş olup, kendilerine bir tehlike veya azap hakkında uyarıda bulunulan kimselerdir. Ayette, bu kelime, peygamberler aracılığıyla Allah'ın azabına karşı uyarılmış, ancak bu uyarılara kulak asmamış olan inkarcıları ifade eder. Bu, onların azabı hak etmelerinin nedenini açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İnzâr (إِنذَار), bir şeyi korkutarak bildirmek, bir tehlikeye karşı uyarmaktır. Munzerîn (مُنذَرِينَ) ise, bu uyarıya muhatap olanlardır. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin azabın geleceği konusunda önceden bilgilendirildiklerini, ancak buna rağmen inkarlarında ısrar ettiklerini ve bu yüzden azabı hak ettiklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Munzerîn (مُنذَرِينَ) kavramı, Kur'an'da genellikle peygamberlerin tebliğ ettiği ilahi mesajlara karşı çıkan, uyarıları dikkate almayan ve bu yüzden ilahi azaba müstahak olan toplulukları ifade eder. Bu ayette de, azabın ansızın gelmesiyle kötü bir sabaha uyananların, daha önce uyarılmış olmalarına rağmen iman etmeyenler olduğu belirtilir.
Sâffât Sûresi
Sabah vakti bekabillah vaktidir. Hakk ile baki olma vaktidir. Uyarılmış olanlara Hakk indiği vakit, batıl olan hayal ve vehimleri kaybolur. Ve bu nefsi emmarenin zülmet karanllığı ve saltanatı kayb olduğundan onlar için bu aydınlanma ne kötü olur