Lekunnâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlasîn(e)
(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Bu ayet, müşriklerin geçmiş ümmetlere verilen kitaplar gibi kendilerine de bir kitap verilmiş olsaydı, Allah'a nasıl samimi kulluk edeceklerine dair bir temennilerini ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, 'kulluk' ve 'ihlas'ın derin anlamlarını ve Allah ile olan ilişkinin niteliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesinin aslen 'boyun eğme, zelil olma' anlamına geldiğini belirtir. Kulluk (ubûdiyyet), Allah'a karşı tam bir tevazu ve itaat halidir. Ayetteki 'ibâd' kelimesi, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk eden, O'nun emirlerine uyan kimseleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abd' kelimesinin hem hür olmayan köle hem de Allah'a kulluk eden insan anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, 'ibâd' kelimesi, Allah'ın emirlerine gönülden boyun eğen, O'na hizmet eden ve O'nun rızasını arayan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'da insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve O'na karşı sorumluluğunu vurguladığını belirtir. Bu ayette, müşrikler kendilerini Allah'ın 'abd'ı olarak tanımlayarak, O'na tam bir teslimiyetle bağlanma arzusunu dile getirirler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Allah' isminin, tüm ilahî sıfatları kendinde toplayan, ibadete layık tek varlık olduğunu belirtir. Bu ayette, müşriklerin 'Allah'ın kulları' ifadesiyle, O'nun mutlak otoritesini ve kendilerinin O'na olan bağımlılıklarını kabul etme arayışları vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, 'el-ilah' kelimesinden türediğini ve 'ibadet edilen' anlamına geldiğini ifade eder. Bu isim, tüm kemal sıfatlarını barındıran ve noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Yaratıcı'yı temsil eder. Ayette, müşriklerin yönelmek istedikleri yegane ibadet makamını işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Allah' isminin Kur'an'da tevhidin merkezinde yer aldığını ve O'nun eşsizliğini, birliğini ve mutlak kudretini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanım, müşriklerin dahi O'nun yüceliğini ve ibadete layık oluşunu zımnen kabul ettiklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ihlas' kelimesinin 'bir şeyi saf ve katışıksız hale getirmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Muhlasîn' ise, Allah tarafından seçilmiş, arındırılmış ve O'na tahsis edilmiş kimselerdir. Ayetteki bağlamda, müşrikler, eğer kendilerine kitap verilseydi, ibadetlerini şirkten arındırıp sadece Allah'a yönelteceklerini ifade ederler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihlas'ın, bir şeyi başka şeylerden arındırıp saf hale getirmek olduğunu açıklar. 'Muhlasîn' (ismi mef'ul), Allah tarafından seçilip arındırılmış, O'nun için halis kılınmış kullardır. Bu ayette, müşriklerin temennisi, Allah'ın kendilerini bu seçkin ve samimi kullar zümresine dahil etmesi yönündedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muhlasîn' kelimesinin hem 'ihlaslı olanlar' (ismi fail) hem de 'ihlaslı kılınanlar' (ismi mef'ul) anlamlarına gelebileceğini belirtir. Ayetteki kullanım, Allah'ın kendilerini şirkten arındırıp sadece O'na kulluk etmeye muvaffak kılmasını arzulayan bir ifade taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihlas' kavramının Kur'an'da Allah'a karşı gösterilen samimiyetin ve içtenliğin en yüksek derecesini ifade ettiğini belirtir. 'Muhlasîn' olmak, tüm niyetleri ve amelleri sadece Allah rızası için yapmayı, hiçbir şirki karıştırmamayı gerektirir. Müşriklerin bu ifadeyi kullanması, ihlasın değerini bildiklerini ancak ona ulaşamadıklarını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.