Venecceynâhu ve ehlehu mine-lkerbi-l'azîm(i)
Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Sâffât Suresi'nin 76. ayeti, Nuh (a.s.) ve ailesinin büyük bir sıkıntıdan kurtarılmasını konu almaktadır. Ayet, 'kurtarma' fiili, 'aile' kavramı ve 'büyük sıkıntı' ifadesiyle ilahi rahmet ve kurtuluşun derin anlamlarını taşımaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة), bir şeyden kurtulmak, selamet bulmaktır. Ayetteki 'necceynâhu' (نجّيناه) fiili, Nuh'u ve ailesini tufanın getirdiği helak ve sıkıntıdan Allah'ın koruyup kurtarması anlamındadır. Bu, ilahi bir lütuf ve himaye ile gerçekleşen bir kurtuluştur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necceynâhu (نجّيناه) ifadesi, onu kurtardık, selametle çıkardık demektir. Burada 'min' harf-i cerri ile 'el-kerbi' (sıkıntı) kelimesine bağlanarak, sıkıntının içinden çıkarılıp emniyete kavuşturulması mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Necât kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi bir müdahale ile tehlikeden, azaptan veya kötü bir durumdan kurtulmayı ifade eder. Bu ayette Nuh'un kurtarılması, Allah'ın peygamberlerine olan desteğinin ve onları düşmanlarından veya felaketlerden korumasının bir örneğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ehl (أهل), bir kimsenin akrabaları, ailesi, kabilesi veya bir mesleğe mensup olanlar gibi çeşitli anlamlara gelir. Bu ayette 'ehlehû' (ailesi), Nuh'un iman eden eşi, çocukları ve ona tabi olan yakın çevresini ifade eder. Tufandan kurtarılanlar, Nuh'un davetine icabet edenlerdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ehl (أهل), bir kişinin beraber yaşadığı, ona bağlı olan kimselerdir. Nuh'un ailesi, onunla birlikte gemiye binen ve tufandan kurtulanlardır. Bu, sadece kan bağı değil, aynı zamanda iman bağıyla da oluşan bir topluluğu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ehl kelimesi, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bu ayetteki 'ehlehû' ifadesi, Nuh'un hanesi ve ona iman eden topluluğu kapsar. Kurtuluş, sadece peygamberin şahsına değil, onunla birlikte hareket eden cemaatine de şamildir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karb (كرب), şiddetli üzüntü, sıkıntı ve derttir. Ayetteki 'el-kerbi' (sıkıntı), Nuh'un kavminin başına gelen tufan ve helak tehdidinin yol açtığı büyük felaketi ve bu durumun Nuh ve ailesi üzerindeki psikolojik ve fiziksel baskısını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Karb (كرب), nefsi kuşatan, boğan, şiddetli üzüntü ve kederdir. 'el-Kerbi' ifadesi, Nuh'un kavminin inkârı ve ardından gelen tufan felaketinin getirdiği, insanı çaresiz bırakan, boğucu bir sıkıntıyı anlatır. Bu, sadece fiziksel bir tehlike değil, aynı zamanda ruhsal bir bunalımdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Karb (كرب), kalbi saran, nefesi daraltan, şiddetli gam ve hüzündür. Ayetteki 'el-kerbi' kelimesi, Nuh'un kavminin helak olması ve tufanın dehşetiyle ortaya çıkan, insanı kuşatan, boğucu ve büyük bir sıkıntıyı ifade eder. Bu, kurtuluşun ne denli büyük bir lütuf olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîm (عظيم), hem maddi hem de manevi olarak büyük, yüce ve önemli olanı ifade eder. 'el-Kerbi'l-azîm' (büyük sıkıntı) ifadesi, Nuh kavminin yaşadığı tufanın ve helakın boyutunun, şiddetinin ve etkisinin ne kadar büyük olduğunu vurgular. Bu, sıradan bir sıkıntı değil, topyekûn bir felakettir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Azîm (عظيم), nitelik ve nicelik bakımından büyüklüğü ifade eden bir sıfattır. 'el-Kerbi'l-azîm' terkibi, sıkıntının sadece şiddetli olmakla kalmayıp, aynı zamanda geniş bir alanı kapsadığını ve çok sayıda insanı etkilediğini gösterir. Bu, Nuh'un kurtuluşunun önemini artırır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Azîm kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın sıfatları için kullanılsa da, burada bir felaketin veya sıkıntının büyüklüğünü nitelemek için kullanılmıştır. 'el-Kerbi'l-azîm', Nuh kavminin karşılaştığı felaketin eşi benzeri görülmemiş, yıkıcı ve evrensel boyutunu vurgular.
Sâffât Sûresi
Bu Âyet-i Kerîme dahi zâtidir.
Yâni bu işi biz yaptık. Ümmetini suda boğduk. Ona ve âilesine de sudan necat verdik. Onları da toprakta boğduk, yâni toprak kabirlerinde boğduk-gizledik. Toprak ise hikmettir. Yâni onlar Nûhiyyet hikmeti üzere oldular. İşte o yüzden onların kıssaları bu günlere kadar geldi ve daha sonra kıyamete kadar da anlatılmaya devam edecektir.[79] “İz- -T-B-”