İçeriğe atla
Sâffât 113Cüz 23 · Sayfa 450

Sâffât Sûresi 113. Âyet

الصافات

Sohbete sor

Ve bâraknâ ‘aleyhi ve 'alâ ishâk(a)(c) vemin żurriyyetihimâ muhsinun vezâlimun linefsihi mubîn(un)

Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

Sâffât Sûresi

Bu âyeti kerimede zâti âyetlerdendir.


İbrâhîm (a.s.) dan İshâk (a.s.) vasıtasıyla zâhiri kanal ile Mûsâ ve İsâ (a.s.) a uzanan kanal ile hakikat-sıfât merbesine ulaşılır.

İbrâhim (a.s.) dan İsmâil (a.s.) vasıtasıyla bâtini kanal ile Muhammed (s.a.v.) a uzanan kanal ile marifet-zât ve insan-ı kamil mertebelerine ulaşır…

İhsanın 5 mertebesi vardır…

“İhsan” kelimesi de, iki yönlü ifadelidir.

Biri genelde kullanılan herhangi maddi bir şeyin karşılıksız verilmesi, diğeri ise marifetullah yönünden ilmi ilahinin şuhud mertebesinden zati ihsanıdır.

Bu oluşumu biraz açmağa çalışalım.

“İhsan” ın birinci mertebesi;

“Cibril hadisi” diye de bilinen Yahya bin Ya’mur’dan rivayet edilen hadisle belirtilmiştir. *(6) özetle şöyledir:

Bir gün Hz Rasülüllah’ın yanına elbisesi bembeyaz; saçları simsiyah bir adam gelip önüne oturur ve “İslam”, “iman”, “ihsan” ve “kıyamet” olmak üzere dört şeyden soru sorar.

Efendimiz bunların hepsini sırasıyla cevapladıktan sonra, yabancı, “doğru söyledin” diyerek oradan uzaklaşır.

Bunun üzerine Hz. Rasülüllah merak edenlere; “bu Cebrail (a.s) idi, size dininizi öğretmeye geldi,” diye bildirmiştir. *(7)

* (6) Sünen-i Tirmiz Tercüme si. Cilt:4, S: 367, Hadis:2738

*(7) Bu hususta daha geniş bilgi almak isteyenler “İslam fnnııı İhsan ikan” isimli kitabımıza bakabilirler.

Hz. Rasülüllah’ın gelen yabancıya “ihsan” hakkında verdiği cevap;

“en te’budellahe keenneke terâhu feinnehu terake.”

“Allah’ı sanki gözlerinle görüyormüşsun gibi, Allah’a ibadet etmendir. Sen O’nü gormesen de O seni görüyor, “ şeklindedir.

Küçük bir dikkatle baktığımızda, burada bahsedilen “ihsan”ın marifetullah yönünden gelen ru’yet, yani müşahedeye dayalı “ihsan” olduğunu görmekteyiz.

“Sen O’nu gormesen de” sözünün altında “şimdilik” ifadesi yatmaktadır.

Ve bu hadis ümmet-i Muhammed’e “rü’yet”in yolunu açmaktadır.

Eğer yolu ve sistemi bulunursa, görülen de göreni görebilir.

“İhsan” ın ikinci mertebesi;

Rabbımızın Hz. İbrahim’e ve seyr-i sülûk yolunda o mertebeye gelmiş olanlara olan hitabına bakalım.

Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 131. ayette iz kale lehü rabbühü eslim kale eslemtü lirabbil âlemiyne “Rabbi ona; “teslim ol” buyurduğunda, “âlemlerin Rabbına teslim oldum” demişti.

Buradaki teslimiyet, tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. ayette inniy veccehtü vechiye lilleziy fetaressemavati vel arda haniyfen ve ma ene minel müşrikiyne “Ben vechimi öyle bir veçhe karşı tuttum (teslim ettim) ki; o vecih, semavat ve arzı fıtratı üzere halk etmiştir. Ve ben de şirk ehli değilim,” diyerek samimiyetle yoluna devam ederken, Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 112. ayette bela men esleme vechehü lillahi ve hüve muhsinun “İyi bilin ki kim vechini Allah’a teslim ederse, ona ihsan olunur,” Hükmüyle Allah’ın Zati ilmine mahal olmaya başlar.

Ve devamında marifetullah kendisinde çoğalmaya devam eder.

İşte ancak bu kimselerde “Zat tecellisi” bulunur.

Ve ancak bunlarla “Zat mertebesi”ne ulaşılır.

“İhsan”ın üçüncü mertebesi;

Kur’anı Keriym A’raf Suresi 7. sure 56. ayette inne rahmetallahi kariybün minel muhsiniyne “Muhakkak ki; Allah’ın rahmeti yakın olarak ancak muhsinlerden gelir.” İfadesiyle açık olarak bildirilmektedir.

Allah’ın maddi rahmeti; bu varlık zuhurlarından, her yerden gelmektedir.

Burada bahsedilen genel rahmet değil “ilahi” ve “zati” müşahede rahmetidir ki o da ancak en kısa yoldan muhsin kişilerin gönüllerinden, talip kişilerin gönüllerine akmaktadır.

“Ümmet-i Muhammed”e has olan bu sonsuz lütuf, “ümmet ı Musa”ya;

Kur’anı Keriym A’raf Suresi 7. sure 143. ayette len teraniy “Sen beni göremezsin” olmuştur.

Çünkü Museviyyet mertebesi kelîm, Muhammediyyet mertebesi ise müşahede ve habib’liktir “küntü kenzen mahfiyyen, feahbibtü en u’refe fehalaktül halka li u’rafe bihi”

“Ben gizli bir hazineydim, bilinmekliğimi sevdim ve bana arif olmaları için bu halkı halkettim” hadis-i kudsisiyle belirtilen zuhur halini, bu ümmete has müşahede ve muhabbet gerçeği içerisinde kemale erdirmiştir. Bu, ihsanların en büyüğüdür.

“İhsan”ın dördüncü mertebesi; îzahına gayret etmeği çalıştığımız, hel cezaül ıhsani illel ıhsanü “ İyiliğin karşılıyı yalnız iyilik değil midir ?” ayetinin hakikatidir.

Buraya gelinceye kadar belirli bir olgunluğa ulaşan salik, oluşturduğu irfaniyet ve marifetullah bilgilerini ehli olanları ulaştıracak hale gelmiş olmaktadır.

“İhsan”ı ala ala muhsin olan arif, bu hakikatleri kabiliyetli olanlara ihsan etmeye başlar.

İhsan ettikçe, daha fazlası kendisine ihsan edilir. Böylece ayetin hakikati ortaya çıkıp, yaşantıya geçmiş olur.

“İhsan”ın beşinci mertebesi ise;

Kur’anı Keriym Ankebut Suresi 29. sure 69. ayette innallahe leme’al muhsiniyne “Muhakkakki Allah muhsinlerle beraberdir.” Ayetinde belirtilen hakikattir. “İhsan” hadisiyle başlayan ru’yet ve müşahede yolculuğu, bu ayet ile kemale ermiş ve varlığında Hakk’ın Varlığından başka hiçbir şey olmadığını anlayan ve arif olan kişi, Allah’ın kendiyle kendinde olduğunu mutlak olarak bilmiş, bildirmiş ve hayatını böylece devam ettirmiş olmaktadır.

Allah “Muhsin” ismi ile o mahalden “Zati” zuhurunu ortaya getirmektedir. Kısaca izahına çalıştığımız bu hakikatleri Allah (c.c.) arzulularına kısmet etsin.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:

[ “iyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” Yani güzelliğin karşılığı güzellik; güzel iş yapanın karşılığı güzel sevaptır. Bundan anlaşılıyor ki; Rahman (55/46) ayetinde yer alan “ve limen hafe mekame rabbihî cennetani”

“havf”tan (korkmaktan) maksat, güzelce amel etmektir.

Zira ihsan’da esas olan, “Cibril” hadisinde zikredildiği üzere, “sana gereken; Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de, O seni görüyordur,” prensibine uygun hareket etmektir. ] Enes (r.a)’tan yapılan rivayette;

Rasülüllah (S.A.V) “hel cezaül ıhsani ille’l ıhsanü” ayetini okuyarak, oradakilere:

“Biliyor musunuz rabbiniz ne buyuruyor?” diye sormuş.

Bunun üzerine onlar da, “Allah ve Rasülü en iyisini bilir” diye cevap vermişler.

Hz. Peygamber (S.A.V) de, “O, benim kendisine Tevhidi nimet olarak verdiğim, kimsenin mükafatı ancak cennettir, buyuruyor” diye karşılık vermiştir.[112] “ İz- -T-B- ”


Nefsine zulmedenler ise, İshâk (a.s.) ile kendilerini Yahudi diye niteleyenler ve bugünkü Hristiyan batının halidir. Hakikat-i Muhammedi mertebelerin resüllerinin getirdiği hakikat bilgisinden uzaklaşıp nefsi emmare yaşamı üzerine dönmüşlerdir.

İsmail (a.s.) kanalı gelip ebu leheb ve ebu cehil anlayışında olanlarda nefislerini zulmetmektedirler. (Murat Derûni)

"Kâmil insan, İbrahim'in 'Halîlullâh' sıfatıyla İshak'ın 'Zebîhullâh' makamını cem edendir. Onun neslinde zulüm değil, 'sırr-ı tevhid' devam eder."[113]