Em ḣalaknâ-lmelâ-ikete inâśen vehum şâhidûn(e)
Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
Bu ayet, müşriklerin melekleri Allah'ın kızları olarak görme inancını reddederken, yaratılış ve şahitlik kavramları üzerinden onların bu iddialarının temelsizliğini vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve müşriklerin bu yaratılışa dair hiçbir bilgiye sahip olmadıklarını dilbilimsel bir sorgulama ile ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi takdir etmek, ölçmek' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdir edilen şeyi icat etmek, yoktan var etmek anlamında kullanılmıştır. Ayetteki 'خَلَقْنَا' ifadesi, Allah'ın melekleri belirli bir düzen ve ölçü içinde yarattığını, bu yaratılışın O'nun mutlak kudretine ait olduğunu ve müşriklerin bu yaratılış sürecine dair hiçbir bilgiye sahip olamayacaklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk' kelimesinin 'bir şeyi örneksiz olarak icat etmek' anlamına geldiğini ifade eder. Bu bağlamda, 'خَلَقْنَا' fiili, meleklerin yaratılışının benzersiz ve Allah'a özgü bir fiil olduğunu, dolayısıyla müşriklerin bu yaratılışın mahiyeti hakkında iddialarda bulunmalarının anlamsızlığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halk' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak yaratıcı gücünü ifade eden merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Bu ayette 'خَلَقْنَا' fiili, Allah'ın melekleri yaratma eyleminin, onların cinsiyetini belirleme yetkisinin de sadece O'na ait olduğunu, müşriklerin bu konuda Allah'a ortak koşmalarının veya O'na kız evlat isnat etmelerinin yaratılış gerçeğiyle çeliştiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'melek' kelimesinin 'el-elûk'tan geldiğini ve 'risalet' (elçilik) anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ' ifadesi, Allah'ın elçileri olan bu varlıkların, müşriklerin iddia ettiği gibi 'kız' cinsiyetine sahip olmalarının, onların asli görev ve mahiyetleriyle çeliştiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'melek' kelimesinin 'el-elûk'tan türediğini ve 'risalet' (elçilik) anlamı taşıdığını ifade eder. Ayrıca 'mülk' (egemenlik) kökünden de gelebileceğini belirtir. Ayette 'ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ' kelimesi, Allah'ın emirlerini yerine getiren, O'nun egemenliğinin tecellisi olan bu varlıklara cinsiyet atfetmenin, onların yüce makamlarına ve yaratılış gayelerine aykırı olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'melek' kelimesinin 'el-elûk'tan geldiğini ve 'elçi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ' ifadesi, müşriklerin bu elçi varlıklara 'kız' isnat etmelerinin, onların gerçek mahiyetini ve Allah ile olan ilişkilerini yanlış anlamalarından kaynaklandığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'üns' kökünün 'dişilik' anlamına geldiğini ve 'insan' kelimesinin de bu kökten türediğini belirtir. Ayetteki 'إِنَـٰثًا' kelimesi, müşriklerin melekleri dişi olarak tasavvur etmelerinin, onların yaratılış gerçeğiyle bağdaşmadığını ve bu tür bir tasavvurun tamamen asılsız olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'inâs' kelimesinin 'dişilik' anlamına geldiğini ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle insan veya hayvan cinsiyetini belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Ayette 'إِنَـٰثًا' kelimesinin melekler için kullanılması, müşriklerin bu varlıklara atfettikleri cinsiyetin, onların tabiatına aykırı olduğunu ve bu iddialarının bir iftira olduğunu açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şâhid' kelimesinin 'hazır bulunan, gören' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'شَـٰهِدُونَ' ifadesi, müşriklerin meleklerin yaratılışına veya onların cinsiyetine dair hiçbir bilgiye sahip olmadıklarını, bu olaya tanık olmadıklarını ve dolayısıyla iddialarının temelsiz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şühûd' kelimesinin 'bir şeyi gözle görmek veya kalple idrak etmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'شَـٰهِدُونَ' kelimesi, müşriklerin meleklerin yaratılışına dair ne gözle görülür bir kanıta ne de kalben bir idrake sahip olmadıklarını, bu nedenle iddialarının tamamen varsayımdan ibaret olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehâdet' kavramının Kur'an'da hem 'tanıklık etmek' hem de 'bilgi sahibi olmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'شَـٰهِدُونَ' ifadesi, müşriklerin meleklerin kız olarak yaratıldığına dair hiçbir görgü tanığı veya bilgi sahibi olmadıklarını, dolayısıyla bu iddialarının tamamen mesnetsiz olduğunu ve Allah'a karşı büyük bir iftira olduğunu vurgular.
Sâffât Sûresi
أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ {الصافات/151}
“Elâ innehum min ifkihim leyekûlûn(e)”
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ {الصافات/152}
(37/151-152) “Veleda(A)llâhu ve-innehum lekâzi-bûn (e)”
(37/151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
(112-3-Lem yelid ve lem yûled)
(112-3- “O, doğurmadı ve doğurulmadı”
Bu âyeti kerîmeyi ilk anda beşeri olarak fiziksel mertebede bir doğum olarak anlıyoruz. Yukarıdaki âyeti kerîmelerde Cenâb-ı Hakk (c.c) zati oluşumlarından bahsederken burada ef’al mertebesinde ki, oluşumlardan bahsediyor. Demek ki bu anlatımlardan bizim anlamamız gereken pek çok hususlar bulunmaktadır.
Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın zat âleminden sıfat âlemine, sıfat âleminden esma âlemine, esma âlemindende ef’al âlemine tenezzül etmesidir. Bu tenezzül aşamaları aynı zaman çıkış yâni uruc aşamalarıdırda. Bu oluşan hadise bütün âlem şumul oluşmaktadır yâni birmertebeden bir mertebeye değildir yoksa aksi halde Cenâb-ı Hakk (c.c)’ı mekan ve mertebeler ile sınırlamış oluruz.
Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın kendi varlığının kendi varlığında kendisiyle bu şekilde zuhura çıktığının bizlere basit olarak anlatılabilmesi için doğmamıştır ve doğurulmamıştır ifadeleri kullanılmıştır. Doğmak ve doğurulmak için iki varlığa ihtiyaç vardır ki Hakk’ın zâtında böyle bir şey mümkün değildir. O halde görülen kesret-çokluk iki varlıktan meydana gelen ikinci bir oluşum değil, tekin kendi içinde zahir batın iki gibi görünüşünden ibarettir.[130] “ İz- -T-B- ”