E-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve 'izâmen e-innâ lemedînûn(e)
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"
"Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
Sâffât Suresi 53. ayet, ahiret inancını sorgulayan bir diyalog üzerinden yeniden diriliş ve hesap verme kavramlarını ele almaktadır. Ayet, 'ölüm', 'toprak ve kemik olma' ve 'hesaba çekilme' gibi temel kavramlar aracılığıyla ahiret inancının inkarcılar nezdindeki imkansızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (ölüm), canlının hayatının sona ermesidir. Ayetteki 'mitnâ' ifadesi, inkarcıların yeniden dirilişi imkansız gördükleri, bedenin tamamen yok olduğu bir durumu tasvir etmek için kullanılmıştır. Onlar için ölüm, varlığın sonudur ve sonrasında bir diriliş söz konusu değildir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mevt' kavramı, sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda manevi ölümü ve ahiretteki diriliş öncesi hali de ifade eder. Bu ayette, inkarcıların bakış açısıyla, ölümün ardından gelen 'toprak ve kemik olma' hali, dirilişin imkansızlığını pekiştiren bir argüman olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Turâb, yeryüzünün yüzeyindeki ince topraktır. Ayette 'kunna turâben' ifadesi, bedenin ölümden sonra tamamen çürüyüp toprağa karışmasını, varlığın izinin kalmamasını vurgular. Bu, inkarcıların dirilişi reddetme gerekçelerinden biridir; zira onlar için dağılan bedenin yeniden bir araya gelmesi akıl dışıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Turâb, mecazi olarak bir şeyin en küçük ve değersiz parçacıklarını ifade edebilir. Burada ise gerçek anlamıyla, bedenin ölüm sonrası nihai halini, yani toprağa dönüşmesini anlatır. Bu dönüşüm, inkarcılar için dirilişin imkansızlığının somut bir kanıtıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azm (kemik), bedenin temel yapısını oluşturan sert kısımdır. Ayette 'kunna izâmen' ifadesi, bedenin çürüdükten sonra dahi kalan son kalıntılarını, yani kemikleri belirtir. Bu, toprağa karışma ile birlikte, bedenin tamamen dağılmış ve yok olmuş olduğu algısını pekiştirerek dirilişin imkansızlığına delil olarak sunulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İzâm (kemikler), bedenin en dayanıklı kısımlarıdır. Ayette 'turâben ve izâmen' ifadesi, bedenin ölüm sonrası geçirdiği dönüşümün iki aşamasını, yani önce toprağa karışmayı, sonra da kemiklerin dahi dağılmasını vurgular. Bu, dirilişin imkansızlığına dair inkarcıların argümanını güçlendirmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Medînûn, 'ceza görecekler' veya 'hesaba çekilecekler' anlamına gelir. Ayetteki 'e-innâ lemedînûn' ifadesi, inkarcıların ahiretteki hesap verme ve amellerin karşılığını görme inancını alaycı bir dille reddedişlerini gösterir. Onlar için ölümden sonra bir hesap veya ceza söz konusu değildir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Deyn kökü, hem borç hem de karşılık görme, ceza veya mükafat alma anlamlarını içerir. Bu ayette 'lemedînûn' kelimesi, ahiretteki hesaplaşma ve amellerin karşılığının ödeneceği (veya cezasının görüleceği) anlamında kullanılmıştır. İnkarcılar, bu ilahi adaletin gerçekleşeceğine inanmazlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'deyn' kavramı, genellikle ahiret günündeki hesaplaşma ve amellerin karşılığının ödenmesi bağlamında kullanılır. 'Medînûn' kelimesi, bu ayette, yeniden dirilişin ardından gelecek olan yargılanma ve ceza görme durumunu ifade eder. İnkarcılar, bu durumu imkansız ve anlamsız bulurlar.
Sâffât Sûresi
Bu âyeti dile getiren âyetlerin öncesi ve sonrasından anlaşılan cehennem ehlidir. Zâhiri ma’nâda bu böyledir…
E iza mitna, Biz öldüğümüz de mi? Burada bir soru ifadesi vardır. Zâhiri ma’nâda bu soruyu soran zaten ölüdür. Batınen bakıldığında ise zaruri ve ihtiyari ölüm vardır. İşte kişi gerçek ma’nâda Hakîkat-i sorguluyorsa ki, (Na) biz demektir… Ve ihtiyari ma’nâda ölürse, yani ölmeden önce ölürse, Burada ki Na (biz) Hakk’ın zâtından başkası olmaz…
Ve künna türabev ve ızamen, Kemik, sonra da toprak hâline geldiğimiz zaman mı? Burada ki biz ölmeden önce ölmekle Hakk’ın zatından başka bir şey değilse, Kemik “Izamen” Ayın, Za ve Men (okunuştadır) okunup geçilirse böyledir… Durulduğu zaman “Izama” olmaktadır. “Ayın” “Göz” “Za” Zât ve Men kimlik demektir… Burada görüldüğü gibi, öldüğümüz zaman zât-ı gören kimlik sahibi mi? Olacağız olmaktadır. Birde burada biraz duralım dersek… “MA” “Mim” “Elif” ile Hakîkat-i Muhammedi ve Ahadiyyet ile Zât-ın Fenâfillah ve Bekâbillah mertebelerini gören müşahâde eden bir yığın hâline dönüşüleceği anlaşılmaktadır.
Bundan sonra “Tü-ra-ben” toprak hikmet’tir. “Kime hikmet verilmişse, ona birçok hayır verilmiş” demektir. (Bakara 269)… Ma’nâyı hikmetiyye de Âdem’dir. İçinde de “Tü” ile Ma’nâyı Nefsiyeyi-Nefesiyye ile Allah’ın Ata’sı vardır. Ra (Rahmân) ve Elif harfleriyle, “Allah Âdemi Rahman sûreti üzere halketti”. Elif ise Âdem’in ilk harfi ve Ahadiyyettir. Ben de burada bulunan İlâhi kimliktir. Yine burada biraz durursak “Türaba” olmaktadır… Ba; Be ile birliktelik ve sonda ki ba ise başta ki, Te’nin bu arada ki mabeynci harf ile Be ile Elif’e Ahadiyyete ulaşmasıdır. İşte Ebu Turab olan Hz. Ali Baba’mız Be’nin altında ki nokta benim demektedir. Aynı zamanda Hz. Ali “Babuha” yani ilmin kapısıdır… Burada ki “ba” babuha’dır. “Türab” yani İlm-i Ledün’ün kapısıdır.
E inna le medînun, Gerçekten cezalanacak mıyız? Başta bulunan E (hemze) göz gibi olduğu için müşahade hâlini belirtmektedir… İnna, gerçekten biz, işte burada kişi kendine varlık veriyorsa, vehimi hayali zannetiği sahib çıktığı benliği ile biz olmakta ve karşılığı, cezası azab ve cehennem olmaktadır… İşte başta ki hemze-hamza gibi şehid müşahade hâli oluşmuşsa zaten burada ki ceza ve karşılıkta Hakk’ın “Na” sı bizliğine ulaşmaktır. Burada biz derken Cenâb-ı Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığı anlaşılmışca karşılığı ve cezası Hakk’ın varlığı olmaktadır. Zaten bu âyeti anlatanda cehennem ehlini vasfını gören Araf-İrfan ehlinden başkası değildir…
Efendi Babam zaten ömrünün bu konuları anlatmaya vakfetmiş kimsedir, anlayan ve anlamayanların hâli kıyas oluna, fazla söze hacet yok sanıyorum…[58] “ İz- -T-B- ”