İllâ mevtetenâ-l-ûlâ vemâ nahnu bimu'ażżebîn(e)
(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"
"Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
Bu ayet, cennet ehlinin dünya hayatındaki ölüm ve azaptan kurtuluşlarını ifade eden bir sorgulama cümlesidir. Temel olarak 'ölüm' ve 'azap' kavramları üzerinden ahiret inancının bir yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt' (موت) kelimesinin ruhun bedenden ayrılmasıyla canlılığın sona ermesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'mevtetena' (موتتنا) ifadesi, cennet ehlinin dünya hayatında tattıkları ve bir daha tatmayacakları tek ölümü vurgular, zira cennette ölüm yoktur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' kelimesinin zıddının 'hayat' olduğunu ve bu ayetteki 'mevtetena'nın dünya hayatındaki fani ölümü kastettiğini açıklar. Cennet ehli, bu ölümden sonra ebedi hayata kavuşmuş ve bir daha ölümü tatmayacaklardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'mevt' kavramının sadece biyolojik bir son değil, aynı zamanda ahiretteki ebedi hayatın karşıtı olarak da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mevtetena' ise, cennet ehlinin dünya hayatındaki sonlu varoluşlarının bir sembolüdür ve ahiretteki ölümsüzlüklerini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evvel' (أول) kelimesinin bir şeyin başlangıcı ve önceliği anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'el-ûlâ' (الأولى) ifadesi, cennet ehlinin dünya hayatında tattıkları ölümün, ahirette bir daha tekrar etmeyecek olan ilk ve tek ölüm olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'evvel' kelimesinin bir şeyin başlangıcı ve diğerlerinden önce gelmesi anlamında kullanıldığını belirtir. 'el-ûlâ' burada, cennet ehlinin yaşadığı ölümün, ahiretteki ebedi hayatın başlangıcından önceki sonlu ölüm olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nahnu' (نحن) zamirinin konuşan çoğul şahsı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette cennet ehlinin kendi durumlarını ve ahiretteki konumlarını dile getirmeleri için kullanılmıştır, bu da onların bu duruma şahitliklerini ve memnuniyetlerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' (عذاب) kelimesinin bir şeyi yemekten veya içmekten alıkoymak anlamına geldiğini ve daha sonra genel olarak cezalandırma ve acı çektirme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'muazzebîn' (معذبين) ise, cennet ehlinin ahirette hiçbir şekilde azaba maruz kalmayacaklarını, yani cezalandırılmayacaklarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azâb'ın bedene veya ruha verilen acı olduğunu ve bu acının kişiyi istediği şeyden alıkoyduğunu belirtir. 'Muazzebîn' kelimesi, cennet ehlinin ahirette bu tür bir acıdan tamamen uzak olduklarını, dolayısıyla ebedi bir huzur içinde olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azâb' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına isyanları karşılığında verdiği ceza anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'muazzebîn' ifadesi, cennet ehlinin bu cezadan muaf tutulduğunu, yani Allah'ın rızasını kazanmış olduklarını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.