Kâle eta'budûne mâ tenhitûn(e)
İbrahim, şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
Bu ayet, Hz. İbrahim'in putperest kavmine yönelttiği eleştiriyi dilbilimsel olarak inceler. Temel olarak 'tapma' ve 'yontma' fiilleri üzerinden, insanın kendi elleriyle ürettiği nesnelere ilahlık atfetmesinin anlamsızlığını vurgular. Ayet, yaratıcı ile yaratılan arasındaki temel farkı ortaya koyarak tevhid inancına davet eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya anlamı ifade eden sözdür. Bu ayetteki 'kâle' (قال) fiili, Hz. İbrahim'in kavmine yönelik açık ve net bir sorgulama ve tebliğde bulunduğunu gösterir. Sözün sadece bir ses değil, aynı zamanda bir mesaj taşıdığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, beyan edilmesi anlamına gelir. Ayetteki 'kâle' (قال), İbrahim'in putperestliğin mantıksızlığını ortaya koyan, ikna edici ve uyarıcı bir konuşma yaptığını belirtir. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir davet ve reddiyedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد) kelimesi, boyun eğme ve alçak gönüllülükle hizmet etme anlamını taşır. İbadet (عبادة) ise, en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu ile Allah'a yönelme halidir. Ayetteki 'ata'budûne' (أَتَعْبُدُونَ) ifadesi, İbrahim'in kavminin, yaratıcıya ait olan bu en yüce kulluk eylemini, kendi elleriyle yonttukları cansız nesnelere yöneltmelerini sorguladığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'abd' (kul) ve 'ibadet' (kulluk), Kur'an'ın temel kavramlarındandır ve insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve teslimiyetini ifade eder. Ayetteki 'ata'budûne' (أَتَعْبُدُونَ) sorusu, bu mutlak bağımlılığın yanlış nesnelere yöneltilmesinin absürtlüğünü vurgular; zira gerçek ibadet, yalnızca mutlak yaratıcıya yönelmelidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İbadet (عبادة), Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve boyun eğme halidir. Ayetteki 'ata'budûne' (أَتَعْبُدُونَ) ifadesi, Hz. İbrahim'in, kavminin kendi elleriyle yaptıkları putlara taparak, gerçek ilahlık makamını bu cansız varlıklara atfetmelerini şiddetle eleştirdiğini ve bu eylemin akıl dışılığını ortaya koyduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nahat (نحت), bir şeyi yontmak, oyarak şekil vermek demektir. Ayetteki 'tenhitûne' (تَنْحِتُونَ) fiili, kavmin kendi elleriyle, emek harcayarak putları şekillendirdiğini ifade eder. Bu, onların kendi eserlerine tapmalarının çelişkisini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nahat (نحت), bir şeyi kesip yontarak ona biçim vermektir. Ayetteki 'tenhitûne' (تَنْحِتُونَ) kelimesi, putların insan eliyle, belirli bir çaba ve ustalıkla yapıldığını gösterir. Bu durum, yaratıcı kudretin aksine, yaratılmış ve sınırlı bir eylemi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nahat (نحت), bir şeyi keserek, yontarak şekillendirme eylemidir. Ayetteki 'tenhitûne' (تَنْحِتُونَ) ifadesi, putların cansız maddelerden, insan çabasıyla meydana getirildiğini ve dolayısıyla ilahlık vasfına sahip olamayacağını açıkça ortaya koyar. Bu, yaratılanın yaratıcıya ibadet etmesi yerine, yaratıcının yarattığına ibadet etmesinin mantıksızlığını vurgular.
Sâffât Sûresi
Bu hadise, (Konyalı Mehmed Vehbi) efendinin “büyük Kûr’ân tefsiri hülâsat’ül beyan” adlı eserinde cild 9 sahife 3443 te şöyle kayıtlıdır.
İş bu vakıa şöyle cereyan etmiştir; Bayram günü Hz. İbrâhîm’in pederi, “bizim bayram yerine gitsen beğenirsin beraber gidelim” demişse de Hz. İbrâhîm (a.s.) puthaneyi alt üst etmek için fırsata uygun olup bayram gününden daha ziyade bir fırsat olmadığından bu fırsatı kaçırmamak için pederine hasta olduğunu beyan ederek gitmedi. Ahâli âdetleri vechile puthane ve kasabayı terkederek bayram yerine gittiler.
Fakat âdetleri herkes bayram yerine gitmeden evvel putların önlerine nefis yemekler korlar ve bayram yerinden doğru puthaneye gelir, putlara secde eder ve kemâl-i ta’zimle o yemekleri yerlerdi. İşte onlar bayram yerine gidince Hz. İbrâhîm elinde balta ile puthaneye girer büyük puttan maadasını kırar ve puthaneyi demirci dükkânına döndürür, baltayı da büyük putun boynuna takarak bırakıp gider. Putlar kendi nefislerini muhafazaya muktedir olamayınca ibadet edenlere bir menfeat temin etmekten âciz olduklarını ahaliye bildirmekle ikaz etmek ister. Hepsinden ziyade ta’zim ettikleri büyük putu kırmamaktan maksadı; Ahalinin dikkatini çekmekti. Çünkü “bunları kim kırdı?” dedikleri zaman “balta kimin boynunda ise o kırmıştır.” Deyince onlar. “Büyük put bunları kıramaz” dedikleri zaman: “Bunları kırmaktan âciz olan bir şeye ne için ibâdet edersiniz?” demekle anlaşılması kolay olsun halis niyyet-ine binaen büyük putu kırmadan bıraktı. Bayram yerinden döndüklerinde İbrâhîm (a.s.) ın düşündüğü üzere hadise cereyan etmiştir.
* * *
Görüldüğü gibi burada, Nûh (a.s.) zamanında olan putlara verilen isimler gibi bu putlara çokluğundan dolayı isimler verilmemiştir. Seyrü sülûk’ta bu hadise oldukça mühim bir yer işgâl etmektedir. İbrâhîm (a.s.) ın geçlik yıllarında yaşadığı bu hadise de çok ibretler vardır. Oyıllarında “Tevhîd-i Ef’âl” anlayışını pekiştirmeğe çalışan İbrâhîm (a.s.) için bütün varlıkta ne varsa bunların hepsini gönlünden çıkarması gerekiyordu, işte bu yüzden gördüğü ve hissettiği her şey ona zâhirleri itibari ile perde olabilirdi. Küçüklüğünde azda olsa bunlara gönlünde bir değer vermişti. Daha sonra bunların hiç bir asılları olmadığını anladığında gönlünde olan o varlıkların hepsini gönül hanesinden parçalayarak çıkarıp attı. Kendisinde oluşan bu kudret gücünün ifadesi olan baltayı en büyük olan (hayâl) putunun boynuna astı.[89] “ İz- -T-B- ”