Fe-innehum leâkilûne minhâ femâli-ûne minhâ-lbutûn(e)
Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Bu ayet, cehennem ehlinin zakkum ağacından yiyerek karınlarını doldurmalarını tasvir etmektedir. Ayet, 'yemek' ve 'doldurmak' fiilleri üzerinden azabın şiddetini ve sürekliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' (ekl) kelimesinin genel olarak 'yemek' anlamına geldiğini belirtir. Ancak ayetteki 'لَـَٔاكِلُونَ' (le-âkilûne) formu, fiilin kesinliğini ve gelecekteki bir zorunluluğu ifade eder. Burada cehennem ehlinin bu yiyeceği yemekten kaçamayacakları vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أكل' kelimesinin Kur'an'da bazen 'tüketmek' veya 'bir şeyden faydalanmak' anlamında mecazi olarak kullanıldığını belirtse de, bu ayetteki 'لَـَٔاكِلُونَ' ifadesinin zakkum ağacının meyvelerini fiziksel olarak yeme eylemini kastettiğini ve azabın bir parçası olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'yemek' kavramının Kur'an'da sadece beslenmeyi değil, aynı zamanda bir şeyin sonucuna katlanmayı veya bir şeyden pay almayı da ifade edebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'yemek', cehennem ehlinin günahlarının kaçınılmaz bir sonucu olarak zakkumdan yeme azabını simgeler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'من' (min) edatının Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'teb'îd' (bir kısmını ifade etme) veya 'ibtidâ-i gâye' (başlangıç noktası) anlamında olduğunu belirtir. Burada zakkum ağacının meyvelerinden yediklerini, yani o ağacın kendisinden bir parça aldıklarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'من' edatının 'kaynak' veya 'menşe' anlamını taşıdığını vurgular. Ayetteki 'مِنْهَا' (minhâ) ifadesi, cehennem ehlinin yediği şeyin doğrudan zakkum ağacından geldiğini, yani azabın kaynağının bu ağaç olduğunu açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ملأ' (mele'e) fiilinin 'bir şeyi tamamen doldurmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَمَالِـُٔونَ' (fe-mâli'ûne) ifadesi, cehennem ehlinin karınlarını zakkumla tıka basa dolduracaklarını, bu yiyeceğin azabın bir parçası olarak onlara zorla yedirileceğini ve doygunluktan ziyade acı vereceğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ملأ' kelimesinin Kur'an'da 'tamamen doldurmak' anlamında kullanıldığını ve bu ayetteki bağlamda, cehennem ehlinin zakkumla karınlarını o kadar dolduracaklarını ki başka bir şey yiyemeyeceklerini veya içemeyeceklerini, bunun da azabın bir yönü olduğunu açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'doldurmak' fiilinin Kur'an'da bazen bir şeyin kapasitesini aşacak şekilde doldurmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'فَمَالِـُٔونَ' ifadesi, cehennem ehlinin karınlarını zakkumla aşırı derecede doldurarak hem fiziksel hem de ruhsal bir azap çekeceklerini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'بطن' (batn) kelimesinin 'karın' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle bedenin bu kısmını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'ٱلْبُطُونَ' (el-butûn) kelimesi, zakkumun doğrudan karınlara inerek orada azaba neden olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'بطن' kelimesinin hem fiziksel karın hem de mecazi olarak bir şeyin iç kısmı veya gizli yönü anlamında kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'ٱلْبُطُونَ' ifadesi, zakkumun fiziksel olarak karınları doldurması ve orada azap vermesi anlamında kullanılmıştır, bu da azabın somutluğunu gösterir.
Sâffât Sûresi
"Zalim, dünyada nefsinin hevâsıyla beslediği yalanları ahirette zakkum olarak yiyecektir. Tıpkı kendi pisliğini yiyen hayvan gibi, nefs de kendi ürettiği zehri tüketecektir."[73]