İçeriğe atla
Sâffât 6Cüz 23 · Sayfa 446

Sâffât Sûresi 6. Âyet

الصافات

Sohbete sor

İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetin(i)lkevâkib(i)

Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

Sâffât Sûresi

Cenâb-ı hakk ötelerin ötesinde olduğu gibi buraların da burasındadır, akıllıca yapılması gelen iş ötelerin ötesinde olan rabbı aramak değil, buralardakini aramaktır. Çünkü burası bize daha yakındır. Ötelere ulaşmamız mümkün değil çünkü öteler çok uzaktır. Fizikçiler hesab ediyorlar saniyede 300 bin Km/s hızla giden bir gemi bir saat yol almış olsa nereye kadar gider. Bu kadar yola bile ulaşmamız mümkün değildir daha ilerilere nasıl ulaşacağız. Sonsuz bu feza içerisinde biz de bu feza içerisinde dönüyoruz, sonsuz bu âlemde sonsuz bir gidişimiz vardır.

Sonsuz gidişi sonsuz yerlere kadar düşünürsek ulaşmamız mümkün değil ömrümüz yetmiyor. Ama bunu “ne var âlemde o var Âdem’de” sözü içerisinde kısaltırsak kendimize döndürürsek nasıl bu feza âleminin içerisinde yıldızlar güneşler gökler aylar var, bizim varlığımızda da yıldızlar var, güneş var ay var, kalbi güneşe benzetmişler, işte böbrekleri yıldızlara benzetmişler damarlarımızı nehirlere benzetmişler ormanları saçlarımıza benzetmişler. Dağları omuzlarımıza dirseklerimize dizlerimize benzetmişler. Bu sonsuz âlem içerisinde zahir mana itibariyle bizim bu dış bedenimiz bu maddi varlığın içerisinde ne varsa hepsi bizde mevcuttur.

Dereleriyle nehirleriyle denizleriyle midemiz deniz hükmündedir, işte bu âlemin ne kadar sonsuz genişliği varsa dışarıdan bakan olarak bu âlemin dışına göre insanın dışı ne kadar sınırlı ise ama insanın özü içi yani ruh âlemi bu âlemin sonsuzluğunun daha üstünde bir sonsuzluğa sahiptir. Yani insanın iç bünyesi âlemin daha fazla genişliğindedir. Ama insanın dış bünyesi bu âlemin bir varlığıdır, bu âlemin cüzlerinden bir cüzdür. Ama hakikati ruhaniyeti bütün bu âlemlerden ruhaniyeti daha geniştir.

Bu dediğimiz insan süliyetinde meydana gelen bu mananın ismine ne diyorlar, İnsan-ı Kamil diyorlar. Yani Kamil insan da da cenab-ı Hakk böylece sonsuz olarak mevcuttur. Ama insan bunun farkında olmadığı için kendisindeki dış şartlara bakarak kendisini küçücük bir varlık olarak görmektedir. Hz Âli efendimiz işte bunu bize açık olarak belirtmek için “ Sen kendini küçük bir cirim zannedersin halbuki âlem-i ekbersin” diyor. Yani sen kendini küçük bir cisim zannedersin halbuki âlemin dürülmüş şekli sendedir diyor. Yani sen büyük âlemsin diyor.

Hangi yönümüzle büyük ruh yönümüzle büyüğüz. İç bünyemiz olarak âlem-i ekbersin diyor. Büyüklerimiz bunu başka bir şekilde de belirtmişler, “Ne var âlemde o var Âdem’de” demişlerdir. Hem zahir olarak hem de batın olarak. Şu gördüğümüz beden dediğimiz sagir, küçük varlık aslında incelendiği zaman bu varlık dahi âlemleri kapsayacak genişlikte bir malzemeye sahiptir. Organlarımızı incelediğimiz zaman bütün gökyüzü ve semavattaki varlıklar vardır. Biz yıldızları Ay’ı ve Güneş’i gökyüzüne astık ve onlarla süsledik ve onlarla nurlandırdık diyor. اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاۤءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ 37/6 “Biz, yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.” İşte güneşin bizdeki karşılığı kalbimizdir, bizi nurlandırmış oluyor. Gerçi daha sonra kalp Gönül’e dönüşüyor ki esas varlığı orasıdır, ama yine de zahir bakıldığında da bir ifadesi var, karşılığı var az önce dediğimiz gibi vücuttaki kan damarları dereler nehirlerdir.[9] “ İz- -T-B- ”


وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ {الصافات/7}

(37/7) “Ve hifzan min kulli şeytânin mârid(in)”

(37/7) Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)