İçeriğe atla
Sâffât 140Cüz 23 · Sayfa 451

Sâffât Sûresi 140. Âyet

الصافات

Sohbete sor

İż ebeka ilâ-lfulki-lmeşhûn(i)

Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

Sâffât Sûresi

Yunus (as) ın hikmeti “nefes” hakkındadır. Bu hikmet feth-i "fâ" ile "nefesiyye" midir, yoksa sükûn-i "fâ" ile "nefsiyye" midir? Bunda iki kavil vardır. Hikmet-i nefsiye mi, nefesiye mi? Diye onu belirtiyor. Arab gremerine göre “cezim” ile mi okunuyor, “üstün” ile mi okunuyor. Diye neyi hangisi, “nefes” yani “f” nin üstünde üstünle mi yoksa “f” nin sukunu ile mi, yani “cezim” ile mi, “nefs” şekliyle mi? Yani burada “nefesiye” diye almış yani “f” nin üstünü ile almıştır. İşte “nefes” de olabilir, “nefs” te olabilir diye iki kavl vardır diyor.

Şârih-i Fusûs Müeyyedüddîn Cendî (k.s), cenâb-ı Şeyh-i Ekber (r.a.)ın eli ile yazdığı yüce kitabında "fâ"nın fethi üzere (nefes) bulunduğunu beyan buyurur. Yani kitabın orijinalinde M. Arabinin kitabında “nefes” diye kayıtlıdır diyor. Ve Hz. Şeyh-i Ekber (r.a.)ın üvey oğlu ve müridi bulunan şeyh-i kebîr Sadreddîn Konevî (k.a.s) dahî kezâlik, Fükûk'ünde yani “Fükük” isimli kitabında bu hikmeti Hz. Şeyh'in feth-i "fâ" ile "hikmet-i nefesiyye" beyan buyurduğunu ihbar eyler. Bundan anlaşılıyor ki, bu hikmetin iki vecih ile de söylenmesi caizdir. Hikmet-i nefsiye de, hikmet-i nefesiye de doğrudur.

Birinci yönü ile ikili isimlenmesinin sebebi budur ki: tefsir kitaplarında bu hakikat beyân olunduğu üzere Yûnus (a.s.)a ehli ve evlâdı ve kavmi cihetinden çeşitli belâya maruz kaldı. Yunus (as) evlatlarından, ehlinden ve kaviminden hepsinden türlü, türlü belalara müteveccüh oldu. Ve Hak Teâlâ onu bütün uzaklıklardan nefes-i rahmânîsiyle nefesledi. Nitekim Hak Teâla buyurur: وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ (Enbiyâ, 21/88) Ya'nî "Biz ona gamdan kurtardık". Halbuki Dâvûd-i Kayseri hazretleri şerhinde "Bu hikmetin takririnde ona delâlet eder bir şey yoktur" buyururlar. Yani bu ayet-i kerimede “nefesiye” olmasına delalet eden bir şey yoktur der.

Ve bu hakikat içinde bu yüce fassın yüce bölümün içinde açılacağı üzere, bu insan zuhurunun muhafazasına dairdir. Onun için yüce şerh ediciler, bu hikmetin sükûn-i "fâ" ile vech-i sânî üzere, "hikmet-i nefsiyye" olması cihetine daha ziyâde meyl buyurmuşlardır. Yani bazıları da “Hikmet-i nefsiye” bazıları “nefesiye” diğerleri de insan ile ilgili olduğu için nefs ile ilgili olduğu için sıkıntıları çeken nefis olduğu için hikmet-i nefsiye olmasını daha ziyade meyil buyurmuşlardır. Yani nefesiye mi nefsiye mi % ye vurulursa %60 nefsiye , %40 nefesiye gibi, yani nefsiyeye daha çok meyil etmişlerdir bir kısım ulema da diyror.

Fakat Sadreddîn Konevî hazretleri, bu kelimenin lisan olarak sûret-i telaffuzunu açılımını cenâb-ı Şeyh-i Ek­ber efendimizin yüce lisanlarından defalarca işitmiş olacaklarından bu hususta onların kavl-i şerifleri açık bir delildir. Yani Sadretin-i Konevi hazretleri Muhiddin-i Arabi hazretlerinin manevi evladı olması dolayısıyle bu hususu kendi lisanından duymuştur. Yani hikmet-i nefesiye olduğunu yani kendi mübarek lisanından duymuştur, diyor. Ve Hz. Şeyh-i Ek-ber'in elleri ile yazdığı yüce ifadeleriyle feth-i "fâ" ile "nefesiyye" suretinde bu­lunması da bir vesikadır.

Her iki kavlin tevfîkı hususunda bu fakîr-i hakire daha uygun olan ma'nâ budur ki: Hak Teâlâ hazretlerinin muhafazasını murâd eylediği nefs-i insanînin bakası "nefes" vâsıtasıyladır. Dolayısıyla nefes asıldır.

Zîrâ alınan her nefes hayatı uzatma bakımından ve çıkarılan her nefes dahi zatı ferahlatır. Ve insan gam ve eleme mübtelâ olduğu vakit, içinde bir tazyik hisseder. Gam sebebleri ortadan kalkınca, "ooh" diye geniş bir nefes alır. Ve şiddetli sıkıntıdan nefesi kesilen ve bu şekilde de hayatı terk edenler de pek çoktur.

İşte Yûnus (a.s.) bu hik­mette beyan olunan hakikatleri nübüvvet mertebesinin özelliği ile ârîf olduğu için nefesin baki olmasını teminen üstüne gelen o belalardan firar edip bir gemiye bindi. Orada kalsaydı belki nefesi kesilecekti, ondan kurtulmak düşüncesi ile firar etti.

Nitekim Hak Teâlâ buyurur: ﴿١٤٠﴾ اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (Saffât, 37/140) Ve orada diğer bir belâya giriftar oldu. Ve akıbet bu üst üste gelen beladan necat bularak geniş bir nefes aldı. Binâenaleyh bu hikmete feth-i "fâ" ile "hikmet-i nefesiyye" tesmiye olunduğu vakit, "nefs"in nizâ­mına sebeb olan şey zikr edilmiş olur.[124] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)