İçeriğe atla
Sâffât 166Cüz 23 · Sayfa 452

Sâffât Sûresi 166. Âyet

الصافات

Sohbete sor

Ve-innâ lenahnu-lmusebbihûn(e)

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

Sâffât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Açık olarak görüldüğü gibi, Tesbihlerin meleklik-kuvvet, mertebesinde olduğu açık olarak görülmektedir. Melek, Zât-ı mutlağın kudret sıfatı ile kendinde ki, Sıfat ve esmâ’larının bütün âlemde faaliyyet’e geçmesi için bütün âlemdeki “müessir-tesir” etme gücünün “Melekiyyet” hakikati olduğudur. İşte bu kuvvetlerin tesiri ile cenâb-ı Hakk bütün âlemde ki “müdebbir-tedbir” ismi ile işlerini görmektedir. İşte onların bu tedbirleri neticesinde yaptıkları işler onların tesbîh’leridir. Esasen onlar “sübbûh-kuddûs-lâtif” isimlerinden kaynaklandığından bu hususun dışına da çıkamazlar.[138] “ İz- -T-B- ”


Muhakkak melekler dahi nâ-hemtâ oldular; bu sebebden dolayı gökde saf saf oldular.

Bu beyt-i şerifde sûre-i Sâffât’da “Biz meleklerden her birimizin bir makâm-ı ma’lûmu vardır ve biz muhakkak makâmlanmızda saf saf dururuz ve biz muhakkak tesbih ve takdis ediciyiz” (Sâffât, 37/164-166) âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’ni, “Kafesleri ayn olan ervâh yalnız insanların ervâhı değil, melekler dahi yekdiğerine nazaran bî-hemtâ, ya’ni, nâ-cins ve bî-misildirler; zîrâ onların mazhar oldukları esmâ-i ilâhiyye arasında da tefâzul ve tefavüt var¬dır. Bunlardan bir kısmı unsurî olup, Âdem’e serfürû ve itâatla mükelleftirler, bunlara “melâike-i süflâ” dahi derler. Bir kısmı melâike-i nûriyyûndur ki, onlar anâsırın bulunmadığı fezâda mütekevvin olan ervâh-ı ulviyyedir. Bunlar anâsırdan mürekkeb olan ecrâm ile münâsebetdâr olmadıklan cihetle Âdem’e serfürû ve secde ile me’mûr olmadılar ve bunların arasında da bî-nihâye merâtıb ve makamât vardır ki, onlan Hak Teâlâ bilir.[139]


وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ {الصافات/167}

“Ve-in kânû leyekûlûn(e)”

لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ {الصافات/168}

“Lev enne ‘indenâ zikran mine-l-evvelîn(e)”

لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ {الصافات/169}

“Lekunnâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuhlasîn(e)”

(37/167-168-169) (Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”


5. sefer geçen (İhlâs) saf katışıksız kul, tüm mertebelerin kulluğunu safiyet haliyle kapsayan insan-ı kâmil – kâmil insandır. Müşrikler, Allah’a ortak koştuklarından halis ve safiyet halinde kulluk yapmaları mümkün değildir. (Murat Derûni)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)