Śumme demmernâ-l-âḣarîn(e)
Sonra da diğerlerini yok ettik.
Sonra diğerlerini helak etmiştik.
Bu ayet, Allah'ın helak edici kudretini ve geçmiş kavimlere uyguladığı cezayı ifade etmektedir. 'Demmernâ' fiili, kökten kazıma ve tamamen yok etme anlamını taşırken, 'el-âharîn' ise bu helakın hedefi olan diğer kavimleri belirtir. Ayet, ilahi adaletin tecellisini ve inkarcıların akıbetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'demmere' fiilini 'bir şeyi kökünden söküp atmak, tamamen helak etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'demmernâ' ifadesi, Allah'ın helak edici gücünü ve bu helakın tam ve geri dönülmez olduğunu vurgular. Bu, sadece bir yıkım değil, varlığın kökten kazınmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'demmere' fiilinin 'helâk etmek, yok etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, önceki kavimlerin tamamen ortadan kaldırılması ve izlerinin silinmesi mecazını taşır. Bu, ilahi gazabın şiddetini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'demmere' gibi fiillerin Kur'an'da ilahi cezanın ve helakın şiddetini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu fiil, sadece fiziksel bir yıkımı değil, aynı zamanda bir toplumun ahlaki ve manevi çöküşünü de simgeler. Ayetteki bağlamda, inkarcıların hem maddi hem de manevi olarak yok edilişini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âharîn' kelimesinin 'öncekilerden sonra gelenler, geride kalanlar' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, peygamberlerini yalanlayan ve ilahi emirlere karşı gelen, daha önce bahsedilen kavimlerden sonra helak edilen diğer toplulukları işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhar' kelimesinin 'bir şeyin zıddı veya ikincisi' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'el-âharîn' ise, daha önce zikredilen veya ima edilen bir gruba karşıt olarak, helak edilen diğer grupları belirtir. Bu, ilahi cezanın sadece belirli bir kavimle sınırlı olmadığını, benzer günahları işleyen herkesi kapsadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'âhar' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'diğerleri, başkaları' anlamında kullanıldığını ve bağlama göre belirli bir grubu işaret ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-âharîn', Sâffât Suresi'nin genel akışında bahsedilen inkarcı kavimlerin devamı niteliğindeki diğer helak edilmiş toplulukları ifade eder, böylece ilahi adaletin sürekliliğini vurgular.
Sâffât Sûresi
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ {الصافات/137}
“Ve-innekum letemurrûne ‘aleyhim musbihîn(e)”
وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ {الصافات/138}
“Vebilleyl(i) efelâ ta’kilûn(e)”
(37/137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
Lût (a.s.) kavmi hakkında da burada genel bir bilgi verelim:
Lût ((a.s.)) Hz. İbrâhîm'in kardeşi Hârân'ın oğludur. Lût ((a.s.)), İbrâhîm ((a.s.)) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm ((a.s.).) beraberce Mısır'a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrâhim ((a.s.).)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyetli insânlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlâksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehâletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût'un yaptığı îkazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût'un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere "elçiler" (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrâhim ((a.s.))'a uğradılar ve orada Hz. Lût'un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. Melekler, Hz. İbrâhim'den ayrıldıktan sonra Hz. Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. "Biz sadece şüphe edip durdukları azâbı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insân zannetmesi idi.
Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler sûretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. MÎsâfirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67).
"Lût'un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37). "Hz. Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69). MÎsâfirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.
Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azâbın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun başına da gelecektir. Vâdeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hûd, 11/81). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isâbet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular.[123] “ İz- -T-B- ”