Ulâ-ike lehum rizkun ma'lûm(un)
(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Bu ayet, cennet ehlinin alacağı rızkın niteliğini ve miktarını vurgulamaktadır. 'Rızk' kelimesi, Allah tarafından bahşedilen nimetleri ifade ederken, 'ma'lum' kelimesi bu rızkın belirli, bilinen ve kesintisiz olduğunu belirtir. Ayet, ahiret nimetlerinin dünyadaki karşılıklarından farklı olarak, eksiksiz ve sürekli olacağına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أول' kökünü 'öncelik' ve 'başlangıç' anlamlarıyla ilişkilendirir. 'أولئك' ise, işaret ettiği şeylerin önemini ve belirginliğini vurgular. Ayette, bu kelime, cennet ehlinin özel konumunu ve onlara tahsis edilen rızkın ayrıcalığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, işaret zamirlerinin, işaret edilen şeyin zihinde veya dış dünyada belirginliğini sağladığını ifade eder. 'أولئك' kelimesi, cennet ehlinin kimler olduğunu ve onlara vaat edilen rızkın kesinliğini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ل' harf-i cerrinin aidiyet ve tahsis anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayette 'لَهُمْ' ifadesi, rızkın sadece o müminlere özgü olduğunu ve başkalarıyla paylaşılmayacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ل' harfinin mülkiyet ve istihkak bildirdiğini açıklar. Bu bağlamda, cennet ehlinin bu rızka hak kazandığını ve onun kendilerine ait olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rızk' kelimesinin genel olarak Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü nimeti kapsadığını belirtir. Ayetteki 'rızk', cennetteki yiyecek, içecek ve diğer tüm maddi-manevi nimetleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ı 'Allah'ın canlılara verdiği ve onlarla geçimlerini sağladığı şey' olarak tanımlar. Cennet bağlamında ise bu, kesintisiz ve eksiksiz bir şekilde sunulan, her türlü ihtiyacı karşılayan ilahi lütufları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızk' kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim kaynağı olarak değil, aynı zamanda Allah'ın lütfu ve ihsanı olarak da kullanıldığını belirtir. Cennet bağlamında, bu kavram, Allah'ın müminlere olan sonsuz cömertliğini ve onlara bahşettiği üstün nimetleri simgeler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ma'lum' kelimesinin 'bilinen, tayin edilmiş' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rızkun ma'lum', cennet ehlinin rızkının miktarının, niteliğinin ve zamanının Allah katında belirli olduğunu, şüpheye yer bırakmadığını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilm' kökünden türeyen 'ma'lum' kelimesinin, 'kesin olarak bilinen, şüpheye mahal bırakmayan' anlamını taşıdığını açıklar. Bu bağlamda, cennet rızkının ne eksik ne de fazla olacağı, tam da hak edildiği gibi verileceği ve kesintiye uğramayacağı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ma'lum' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin belirlenmiş, tayin edilmiş ve sabit olduğunu ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Cennet rızkının 'ma'lum' olması, onun dünyadaki gibi geçici veya belirsiz olmadığını, aksine sürekli ve garanti edilmiş bir nimet olduğunu gösterir.
Sâffât Sûresi
Buradaki rızık batini ma’nâ âlemi rızıklarıdır. Ve bu meyvâlar Tevhid-i esmâ ilminin meyvalarıdır. Onlar nefsaniyetlerinden arınıp, saf hakikatleri ile kalıp ikram gören kimselerdir. (Murat Derûni)
"Ârifin rızkı, Hakk'ın 'Rezzâk' isminin sırr-ı mahsûs tecellîsidir. Bu, cennetin maddî meyvelerinden öte 'hakikat meyveleri'dir."[53]