İllâ ‘ibâda(A)llâhi-lmuḣlesîn(e)
Ancak Allah'ın halis kulları başka.
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
Bu ayet, genel bir hükümden istisna tutulan bir grubu, yani 'Allah'a içten bağlı kulları' ifade etmektedir. Ayet, 'ibâd' (kullar) ve 'muhlasîn' (ihlaslılar) kavramları üzerinden, Allah ile kul arasındaki özel ve samimi ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesinin asıl anlamının 'boyun eğme, zelil olma' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ibâd' ise, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk eden, O'nun emirlerine itaat eden ve O'nun karşısında acizliğini idrak eden kimseleri ifade eder. Bu bağlamda, Allah'ın özel olarak seçtiği ve koruduğu kulları işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'abd' kelimesinin Kur'an'da hem 'köle' hem de 'kul' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ibâd' ise, Allah'ın mülkünde olan ve O'na kulluk eden insanlar için kullanılmıştır. İstisna ifadesiyle, bu kulların diğerlerinden ayrılan özel bir konuma sahip oldukları vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın kulu' anlamında kullanıldığında, insanın Allah karşısındaki mutlak bağımlılığını ve O'na karşı sorumluluğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ibâdullah' ifadesi, Allah'a ait olma ve O'nun iradesine tam teslimiyet gösterme durumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, bütün ilahi sıfatları kendinde toplayan, zatına mahsus, özel bir isim olduğunu belirtir. Bu ayette 'ibâdullah' terkibiyle, kulluğun sadece ve sadece bu yüce varlığa yapılması gerektiği, O'nun dışındaki her şeyden arınmış bir kulluk olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Allah' isminin, 'uluhiyet' vasfını taşıyan, ibadete layık tek varlık olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, 'muhlasîn' olan kulların yöneldiği, ibadet ettiği ve içtenlikle bağlandığı yegane merciin Allah olduğu açıkça belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'muhlas' kelimesinin 'ihlas sahibi kılınmış, seçilmiş' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'muhlasîn', Allah'ın kendisi için seçtiği, kalplerini şirkten ve riyadan arındırdığı, samimi kulları ifade eder. Onlar, Allah'ın özel lütfuna mazhar olmuşlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihlâs'ın 'bir şeyi saf ve katışıksız hale getirmek' olduğunu açıklar. 'Muhlasîn' ise, Allah tarafından saflaştırılmış, dinlerinde samimi kılınmış, kalpleri riyadan ve gösterişten arındırılmış kimselerdir. Ayetteki bağlamda, bu kişiler, Allah'ın azabından istisna tutulan, özel bir konuma sahip olanlardır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muhlas' kelimesinin fâil (ihlas eden) ve mef'ûl (ihlaslı kılınan) anlamlarına gelebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'muhlasîn' (mef'ûl sigası), Allah tarafından seçilmiş, arındırılmış ve ihlas sahibi kılınmış kimseleri ifade eder. Onlar, kendi çabalarının yanı sıra ilahi bir seçime de mazhar olmuşlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihlâs' kavramının Kur'an'da 'Allah'a karşı samimiyet, içtenlik ve sadece O'nun rızasını gözetme' anlamında kullanıldığını vurgular. 'Muhlasîn' ise, bu samimiyeti en üst düzeyde yaşayan, kalpleri Allah'tan başkasına yönelmekten arındırılmış, Allah'ın kendilerini seçtiği ve koruduğu özel kullardır. Bu durum, onların kurtuluşlarının temelini oluşturur.
Sâffât Sûresi
Halis sözlük anlamı, Hâlis olan. İhlâsı kazanmak için gayret gösteren, samimi ve itikadı doğru olan. Her hâli içten ve riyâsız olan. Katıksız.
Bilindiği gibi Kûr’ân-ı Kerimde 112. Sûre İhlas sûresidir. İhlâsı anlamak için;
(69) Namaz sûreleri (2) kitabında Oz… Sa… karrdeşimizin ilgili çalışmasını anlamak faydalı olacaktır.
Bismillahirrahmânirrahîm.
“Kul hüvallâhü ehad.”
“De ki: O Allah Ahad’tır.” Burda “O” üçüncü tekil şahıs ve İnsan-ı Kamil’in yerine kullanılmış.
“İnsan-ı Kamil olan Allah Ahad’tır.”
“Allâhüssamed.”
“İnsan-ı Kamil olan Allah Samed’tir.” İhlas Suresini incelediğimizde, “Ahad ve Samed”, ismi Allah’ın nokta zuhur mahalli olan İnsan-ı Kamil’i tarif ediyor, bundan dolayı öncelikle sıfat olarak görev yapar-ken aynı zamanda bir an sonra İnsan-ı Kamil’in diğer isimleri olarak sıfattan isme dönüşüyor.
“Lem yelid ve lem yûled.
” O doğurmadı ve doğrulmadı” İnsan-ı Kamili tanımlar-ken olumsuz anlamda kullanılan iki fiil ile ezelden ebede sabit olan varlığı ifade ediliyor. Bu ifadeden Evvel ve Ahir isimleri hayat buluyor.
İhlas Suresi ile İnsan-ı Kamil’in Zat’ı, sıfatları, isimleri ve sabit varlığını ifade eden iki olumsuz anlamlı fiil ile tanımlanması yapılıyor.
Allah’ (c.c.) ın halis kulları saf kulluğu ile Abdiyyet idrak ve anlayışı kendine hal edinmiş. Ve ubudiyeti ile birlikte olan ve bu suret üzere yaşayan Arifibillahlar olarak düşünülebilir. (Murat Derûni)
"Kâmil insan, Hakk'ın 'Muhlis' isminin tecellîgâhıdır. Onda ne şeytanın vesvesesi ne nefsin hevâsı eser bırakabilir."[52]
أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ {الصافات/41}
“Ulâ-ike lehum rizkun ma’lûm(un)”
فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ {الصافات/42}
“Fevâkih(u) vehum mukramûn(e)”
(37/41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
Buradaki rızık batini ma’nâ âlemi rızıklarıdır. Ve bu meyvâlar Tevhid-i esmâ ilminin meyvalarıdır. Onlar nefsaniyetlerinden arınıp, saf hakikatleri ile kalıp ikram gören kimselerdir. (Murat Derûni)
"Ârifin rızkı, Hakk'ın 'Rezzâk' isminin sırr-ı mahsûs tecellîsidir. Bu, cennetin maddî meyvelerinden öte 'hakikat meyveleri'dir."[53]