Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)
Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
Sâffât Suresi 21. ayet, kıyamet gününün 'hüküm günü' olarak nitelendirilmesini ve inkarcıların bu gerçeği dünyada yalanlamalarını vurgular. Ayet, 'hüküm' ve 'yalanlama' kavramları üzerinden ahiret inancının temelini ve inkarcıların akıbetini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin genellikle güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade ettiğini belirtir. Ancak Kur'an'da bazen bir dönemi, bir olayın vuku bulduğu zamanı veya kıyamet gibi belirli bir günü de ifade etmek için kullanıldığını vurgular. Bu ayette 'yevmü'l-fasl' terkibiyle kıyamet gününe işaret edilmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yevm'in mutlak zaman dilimini ifade edebileceği gibi, belirli bir olayın gerçekleştiği zamanı da gösterebileceğini belirtir. Ayetteki 'yevmü'l-fasl' ifadesi, bu belirli ve önemli günü, yani hükmün verileceği kıyamet gününü işaret etmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fasl' kelimesinin 'ayırmak, hükmetmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Yevmü'l-fasl' terkibi, Allah'ın kulları arasında hüküm vereceği, haklıyı haksızdan ayıracağı kıyamet gününü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fasl'ın 'ayırma' ve 'hüküm verme' anlamlarını taşıdığını ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın insanlar arasında adaletle hükmedeceği, iyi ile kötüyü birbirinden ayıracağı günü mecazi olarak ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fasl' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'ayırma' olduğunu ve bu ayrımın genellikle hak ile batıl, doğru ile yanlış arasında gerçekleştiğini vurgular. 'Yevmü'l-fasl', bu ayrımın nihai olarak gerçekleşeceği, ilahi adaletin tecelli edeceği gündür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezib' (yalan) kelimesinin gerçeğe aykırı söz söylemek olduğunu belirtir. 'Tekzîb' ise bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmektir. Ayetteki 'tükezzibûn' ifadesi, inkarcıların kıyamet gününün varlığını ve gerçekleşeceğini ısrarla inkar etmelerini, yalanlamalarını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'k-z-b' kökünün Kur'an'da genellikle 'yalan söylemek' ve 'yalanlamak, inkar etmek' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'tükezzibûn' fiili, inkarcıların ahiret gününe dair ilahi bildirimleri reddetme, onları asılsız bulma eylemini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tekzîb'in bir şeyi doğru kabul etmemek, onu inkar etmek olduğunu açıklar. Ayetteki kullanım, inkarcıların 'hüküm günü'nün geleceğini ve orada hesap vereceklerini ısrarla yalanlamalarını, bu gerçeği kabul etmemelerini ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.