İż deḣalû ‘alâ dâvûde fefezi'a minhum(s) kâlû lâ teḣaf(s) ḣasmâni beġâ ba'dunâ ‘alâ ba'din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâ-i-ssirât(i)
Hani Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.
Sâd Sûresi
Davud (aleyhisselâm) onların ansızın ortaya çıkışından ürkmüştü; çünkü kapısı kapalı olan bir odada ibadetle meşgulken, gelenler normalde kapıdan girmeleri gerekirken üstten alışılmadık bir şekilde içeri girmişlerdi. Bu durum, insanoğlunun ne kadar güçlü olursa olsun tabiat itibarıyla zayıf ve ürkek olabileceğine işaret eder. Nitekim kudreti ve heybetiyle bilinen Hz. Davud dahi bu beklenmedik hâdise karşısında korkuya kapılmıştı. Onlar ise onun bu hâlini görünce teskin etmek maksadıyla: “Korkma!” diyerek gönlünü rahatlattılar ve aralarında adaletle hüküm vermesini istediler. Bunun üzerine Davud (aleyhisselâm), onları dinledikten sonra dâvalarının ne olduğunu sordu:
اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ
(38/23) İnne hâżâ eḣî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten veliye na’cetun vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve’azzenî fî-lḣitâb.