İçeriğe atla
Sâd 21Cüz 23 · Sayfa 454

Sâd Sûresi 21. Âyet

ص

Sohbete sor

Vehel etâke nebeu-lḣasmi iż tesevverû-lmihrâb(e)

Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

Sâd Sûresi

Âyetin “Sana davacıların haberi gelmedi mi?” ifadesi hem hayret ve dikkat çekme hem de ardından anlatılacak kıssayı dinlemeye teşvik anlamı taşımaktadır. Burada “mihrab” ile kastedilen, Hz. Davud’un Rabbine ibadetle meşgul olmak için girdiği özel mekândır. Rivayetlere göre bu, içinde mihrap bulunan müstakil bir odadan ibaretti. Âyette bu odaya mecaz yoluyla “mihrab” denmiştir. Hz. Davud, burada ibadetle meşgul olduğunda, muhafızları kapıdan kimsenin girmesine izin vermezdi. Fakat bir gün, aniden yanına iki kişi gelince hayrete düşmüş ve korkuya kapılmıştı. Davacı ve davalı sûretinde gelen bu iki kişi, müfessirlerin çoğuna göre insan kılığında görünen Cebrâil ve Mîkâil’di.

İşanî yorum açısından mihrap kalbi ifade eder. Çünkü kalp, kulun Hak ile buluştuğu, mârifet nurlarının indiği en mahrem mâbeddir. Hz. Davud’un mihrapta inzivaya çekilmesi, sâlikin kalbini dış tesirlerden koruyarak Hakk’a yönelmesini simgeler. Dışarıda bekleyen muhafızlar ise, kalbi dışarıdan gelecek hevâ, vesvese, hayal ve kuruntuların saldırılarından koruyan aklî, ruhî ve ahlâkî kuvvelerdir. Ancak ilâhî tecelliler geldiğinde, hiçbir perde ve muhafız onları engelleyemez. Nitekim davacı kılığında gelen melekler, kalbin surunu aşarak içeri girmiştir. Bu da Hak’tan gelen ilâhî ilham ve imtihanların, kulun kendi tedbirleriyle engellenemeyeceğini işaret eder.

Davalı ve davacı sûretindeki iki melek, kişinin bâtınındaki iki yönün sembolüdür:

Nefis yönü: hevâya meyil, sahip olma arzusu, bencillik.

Ruh yönü: hakikate yöneliş, adalet ve teslimiyet.

Her iki yön kalpte çatışır. Hakk’ın hükmü ise, kulun gönlünde iki taraf arasında adaleti tesis etmektir. Hz. Davud’un hüküm vermekle sınanması, sâlikin kalbinde nefsânî eğilimlerle ruhânî hakikatler arasında dengeyi kurması gerektiğini simgeler.

Dolayısıyla kıssa, sadece Hz. Davud’un yaşadığı bir olay değil, her sâlikin iç dünyasında sürekli tekrarlanan bir sınavdır. Mihrabın surundan içeri giren melekler, aslında Hak’tan gelen ani tecellîlerdir. Sâlik, bu tecellîler karşısında şaşkınlık ve korku yaşayabilir; fakat ona düşen, nefsin iddialarını susturup hakikatin hükmünü ortaya çıkarmaktır.


Âyet 22

اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ

(38/22) İz deḣalû ‘alâ Davude fefezi’a minhum kâlû lâ teḣaf ḣasmâni beġâ ba’dunâ ‘alâ ba’din fahkum beynenâ bilhakki velâ tuştit vehdinâ ilâ sevâ-i-ssirât.

(38/22) Hani Davud’un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet” dediler.