Tenzîlu-lkitâbi mina(A)llâhi-l'azîzi-lhakîm(i)
Kitab'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
Zümer Suresi'nin ilk ayeti, Kur'an'ın ilahi menşeini ve Allah'ın yüce sıfatlarını vurgulamaktadır. Ayet, Kitab'ın Allah tarafından indirildiğini ve O'nun 'Azîz' (üstün güç sahibi) ve 'Hakîm' (hikmet sahibi) olduğunu beyan etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tenzîl' kelimesinin 'inzâl'den daha özel olduğunu, 'inzâl'in bir defada indirmeyi, 'tenzîl'in ise parça parça ve aşamalı olarak indirmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'tenzîl', Kur'an'ın yirmi üç yıllık bir süreçte vahyedilmesine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tenzîl'i 'gönderme, vahyedilme' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Kitab'ın Allah tarafından insanlara bir rehber olarak gönderildiğini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'n-z-l' kökünden türeyen 'tenzîl'in, Kur'an'ın ilahi kökenini ve vahiy sürecini vurgulayan merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Bu, Kitab'ın insan ürünü olmadığını, aksine Allah'tan gelen bir mesaj olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb' kelimesinin aslen 'yazmak, bir araya getirmek' anlamından geldiğini ve Kur'an için kullanıldığında, onun ayetlerinin toplanmış ve yazılı bir bütün olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kitâb', bilinen ve kastedilen ilahi kitabı, yani Kur'an'ı işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Kitâb'ın Kur'an'ın isimlerinden biri olduğunu ve bu ismin, onun yazılıp toplanmış olmasından kaynaklandığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, indirilenin belirli bir ilahi metin olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitâb' kelimesinin Kur'an'da hem genel anlamda 'yazılı belge' hem de özel anlamda 'ilahi vahiy' için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-Kitâb', Allah'tan gelen ve insanlığa rehberlik eden kutsal metni ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîz' kelimesinin 'güçlü, yenilmesi zor, nadir bulunan' anlamlarını taşıdığını belirtir. Allah için kullanıldığında, O'nun kudretinin ve yüceliğinin eşsiz olduğunu, hiçbir şeyin O'na karşı gelemeyeceğini ifade eder. Ayette, Kitab'ı indiren Allah'ın bu sıfatıyla, vahyin gücünü ve korunmuşluğunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azîz'in 'galip gelen, üstün olan' anlamını vurgular. Allah'ın 'Azîz' olması, O'nun iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu ve Kitab'ı indirme kudretine sahip olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Azîz' isminin Allah'ın mutlak egemenliğini ve yenilmez gücünü ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, Kitab'ın 'Azîz' olan Allah'tan gelmesi, onun ilahi otoritesini ve değiştirilemezliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hakîm' kelimesinin 'hikmet sahibi, her şeyi sağlam ve kusursuz yapan' anlamında olduğunu belirtir. Allah için kullanıldığında, O'nun her işinde bir hikmet ve maksat bulunduğunu, Kitab'ı indirmenin de bu hikmetin bir gereği olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hakîm'in 'ilim ve hikmet sahibi, her şeyi yerli yerine koyan' olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-Hakîm' sıfatı, Kitab'ın içeriğinin de bu ilahi hikmetle dolu olduğunu ve her hükmünün bir amacı olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hakîm'in 'hüküm veren, hikmetle iş yapan' anlamlarını taşıdığını belirtir. Kitab'ın 'Hakîm' olan Allah'tan gelmesi, onun hükümlerinin adil ve hikmetli olduğunu, insanlığın faydasına olduğunu vurgular.
Zümer Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(39-1) Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm.
(39-1) Bu kitap, Azîz ve Hakîm olan Allâh katından indirilmiştir.
Bu âyet-i kerîme bizlere Rahmâniyyet (hakîkat, sıfât) mertebesinden okunmaktadır.
Zâhir tefsîr geleneğinde bu âyet, Kur'ân-ı Kerîm'in beşer sözü olmayıp doğrudan Allâh katından indirilmiş ilâhî bir kitap olduğunun beyânı olarak anlaşılmıştır. "Azîz" ve "Hakîm" isimleriyle vasfedilmesi ise Kitâb'ın hem mağlup edilemez bir kaynaktan geldiği hem de hikmetle tertîb edildiği şeklinde yorumlanmıştır.
"Tenzîl" (tedricî olarak indirme): "Tenzîl" kelimesi "indirme" anlamına gelen "nüzûl" kökünden gelir. Aynı kökten türeyen "inzâl" bir def'ada toplu hâlde indirmeyi ifâde ederken, "tenzîl" yavaş yavaş, tedrîcen, zaman içerisinde indirmek demektir.
Örneğin, Kadir Sûresi 97/1'deki "enzelnâhu" ifâdesi, Kur'ân-ı Kerîm'in Kadir gecesinde Levh-i Mahfûz'dan dünyâ semâsına (Beytü'l Mâmur'a) bir def'ada, toplu olarak indirildiğini bildirmektedir.
İsrâ Sûresi 17/106'daki "nezzelnâhu tenzîlen" ifâdesi ise Kur'ân'ın Hz. Resûlullâh'ın (s.a.v.) şahsında insânlığa yirmi üç senede, olaylara ve ihtiyaçlara göre peyderpey indirildiğini beyân eder. Ayrıca, Kur'ân'ın her okunup idrâk edildiğinde okuyanın kalbine taptaze ve canlı olarak yeniden indirildiğini de ifâde etmektedir.
Tenzîl, "Hakk'tan halka seyr"dir. Bir de "halktan Hakk'a seyr" vardır ki buna seyr ü sülûk denmiştir. Bu ikinci seyrin ilk bölümü yere paralel olarak (sırât-ı müstakîm üzere) yapılır. İkinci bölümü ise yukarıya doğru, urûc, mi'râc, yükseliş (sırâtullâh) şeklindedir.
Tenzîl edilen kitap Allâh'ın kullarına uzattığı ipidir (hablullâh, Âl-i İmrân, 3/103); kendisine tutunanı "esfel-i sâfilîn"den tekrâr "ahsen-i takvîm"e ulaştırır. Dolayısıyla, tenzîl Hakk'tan halka rahmet, mi'râc halktan Hakk'a vuslattır.
"Kitâb" (Kitap): Bâzı muhaddisler tarafından senedi yönüyle tenkit edilse de tasavvuf ehli tarafından "keşfen" sahîh kabûl edilen ve yaygın olarak nakledilen bir hadîs-i kudsî'de Cenâb-ı Hakk, âlemlerin halk edilme sebebini bizlere şöyle beyân buyurmuştur: "Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbebtü en u'rafe fe halaktü'l halka li u'rafe" (Ben gizli bir hazîneydim; bilinmekliğimi sevdim, mahlûkâtı Beni bilsinler diye halk ettim).
İbn Abbâs (r.a.), "Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li ya'büdûn" (Cin ve insânı ancak Bana kulluk etsinler diye halk ettim) (Zâriyât 51/56) âyetindeki "li ya'büdûn" (kulluk etsinler) ifâdesini "li ya'rifûn" (Beni bilsinler) şeklinde tefsîr etmiştir. Bu tefsîre göre insânın halk edilmesinin gâyesi ma'rifetullâh'tır ki bu, "bilinmekliğimi sevdim" ifâdesiyle aynı hakîkate işâret eder.
Âyetteki "Kitâb" kelimesi bu ma'rifetin üç boyutuna kapı açar. Cenâb-ı Hakk, Zâtî hakîkatlerini ve esmâ-i ilâhîyyesinin sonsuz potansiyellerini zuhûra getirmeyi murâd ettiğinde, bu tecellî aynı hakîkatin üç farklı yüzü olan üç "kitap" şeklinde zâhir oldu.
Bu kitaplardan birincisi, elimizde tutup okuyup idrâk etmeye çalıştığımız "Mushaf-ı Şerîf"tir: Allâh'ın "Kelâm" sıfâtının harfler ve kelimeler şeklindeki tecellîsi olan Kur'ân-ı Kerîm'dir. "Kur'ân-ı Kavlî" (lafzî Kur'ân) ve "Kitâb-ı Mestûr" (satırlara yazılmış olan kitap) olarak da anılır. O, bütün ilâhî ve kevnî hakîkatleri icmâlen içinde barındıran ilâhî bir nüsha, Hakk ile bâtılı ayıran Furkân'dır. Hakîkat-i İlâhiyye'nin Zât mertebesinden beşer idrâkine (Allâh katından halk âlemine) indirilmesidir. Bu yönüyle tenzîl, mertebeden mertebeye bir tercüme sürecidir. Bu süreci Terzi Baba şöyle îzâh eder (Kelime-i Tevhîd, s. 15-16): “ İz- -T-B- ”
Kur'ân-ı Kerîm, Ulûhiyyet (Zât) mertebesinde, "Ümmü'l Kitâb"ta "Kur'ân" ismi ile Allâhça idi. O mertebede hiçbir zuhûr ve tecellî olmadığından başka türlü de olamazdı.
Rahmâniyyet (sıfât) mertebesinde "Levh-i Mahfûz"da "Furkân" ismiyle, mertebesi gereği Hakkça'ya tercüme edildi. Ya'nî Ulûhiyyet'ten Rahmâniyyet'e tenezzül etti.
Rubûbiyyet (esmâ) mertebesinde "Kitâbü'l Mübîn" (beyân olan açık kitap) ismiyle, mertebesi gereği Rabbça'ya tercüme edildi. Ya'nî Rahmâniyyet'ten Rubûbiyyet'e tenezzül etti.
Melikiyet (mülk/ef'âl) mertebesinde "İmâmü'l Mübîn" (en önde, en açık) ismiyle, mertebesi gereği, baş tarafına bir "Elif" harfinin ilâvesiyle Arapça'ya tercüme edildi. Ya'nî Rubûbiyyet'ten Melikiyet'e tenezzül etti.
İrfân ehli bir latîfe olarak, bu tercümeyi "Rabb" kelimesinin başına zuhûru temsîl eden bir "Elif" harfinin ilâvesiyle "A-Rabça" (Rabb'dan gelen, Rabb'a âit) şeklinde de zevk etmiştir.
Fussilet Sûresi'nde (41/1-3) belirtildiği gibi, bu tercümeler Kur'ân'ın beşer tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için, bâtın âleminde Hakk tarafından yapılmıştır:
"Hâ Mîm. Tenzîlun miner rahmânir rahîm. Kitâbun fussilet âyâtuhu kur'ânen arabiyyen li kavmin ya'lemûn." (Hâ Mîm. Rahmân ve Rahîm olan tarafından indirilmiştir. Bilen bir kavim için, âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmış Arapça bir Kur'ân olan Kitap'tır.) Tercümenin ma'nâsı Rabbça, lâfzı ise Arapçadır.
İkincisi, "kâinat kitâbı"dır. "Kur'ân-ı Kevnî", "Kitâb-ı Manzûr" ve "Kitâb-ı Kebîr" gibi isimlerle anılır. Birinci kitaptaki icmâlî hakîkatlerin tafsîlen ve fiilen açıldığı, Hakk'ın "Ol!" emrinin varlıklar ve olaylar şeklinde sonsuz "kelimeler" olarak yazıldığı âlemdir. Her bir zerre, her bir eşyâ, her bir kimlik, bu kitâbın bir harfi veya âyetidir. Kur'ân-ı Kerîm, bu büyük âlem kitâbının şerhi ve tercümânıdır.
Üçüncüsü, İnsân-ı Kâmil'dir. O, Allâh'ın yeryüzündeki halîfesi olarak, hem "Kitâb-ı Mestûr"un icmâlî hakîkatlerini hem de "Kitâb-ı Manzûr"un tafsîlî âyetlerini kendi varlığında toplayıp cem' eden yegâne varlıktır. "Kitâb-ı Câmi'"dir. "Kur'ân-ı Nâtık" ya'nî "Konuşan Kur'ân"dır. Onun sözü, ahlâkı ve her bir hâli, satırlardaki Kur'ân'ın yaşayan bir tefsîri, kâinattaki sessiz âyetlerin ise dile gelmiş hâlidir.
Nitekim, senedi hakkında muhaddisler arasında ihtilâf bulunmakla birlikte tasavvuf ehli arasında yaygın olarak nakledilen bir hadîste, "El-insânu ve'l-Kur'ânu tev'emâni" (İnsân ve Kur'ân (aynı batında doğan) ikiz kardeştirler) buyrulur. O batın, Abdülkerim Cîlî Hazretleri'nin İnsân-ı Kâmil isimli eserinde belirttiği gibi Ahâdiyyet ya'nî Zât mertebesidir (Terzi Baba şerhi, Cilt III, s. 98). “ İz- -T-B- ” Bu iki kardeşten birisi lafızlara bürünmüş Kur'ân-ı Sâmit (Susan Kur'ân), diğeri ete kemiğe bürünmüş insân, Kur'ân-ı Nâtık'tır. İkisi, aynı hakîkatin iki ayrı yüzüdür.
Ancak, burada insân kelimesi ile kastedilen, beşeriyetiyle yaşayan kimseler değil İnsân-ı Kâmil'lerdir; diğerleri insân namzetleridir.
Özetlersek; âyetteki "Kitâb'ın indirilişi", bu üç mertebeyi birden kapsar: Hakk'ın ilminden Kur'ân lafızlarına inmesi, izâfî yokluktan kâinat olarak varlık sahnesine çıkması ve nihâyet tüm bu hakîkatlerin İnsân-ı Kâmil'in gönlüne ve şuûruna inerek kemâle ermesidir. İşte Hakk'ın âlemleri halk etmekteki murâdı, kendini okuyacak ve anlayacak bu kâmil nüshayı ortaya çıkarmaktır.
"Min Allâh" (Allâh'tan): "Allâh" ismi bütün hakîkatleri, Zâtı, sıfâtları, isimleri ve fiilleri kuşatan câmi' (toplayıcı) isimdir. "Min Allâh" denilmesi, bu kitâbın Zât mertebesinden geldiğini gösterir. Bu mertebede kitâbın aldığı isim "Ümmü'l Kitap" (Kitapların Anası)'dır.
Kitap, Allâh'ın bir cüz'ü veya parçası değil, O'nun katından, O'nun ilminden zuhûr eden bir tecellîdir. Kaynak ve kaynaktan zuhûr eden özde birdir, sadece mertebeleri farklıdır.
Yukarıda, Kitâb'ın Zât mertebesinden ef'âl âlemine tenzîl olunurken her mertebedeki tercümelerinden bahsedilmişti. Tenzîl edilen Kitâb'ın bir de "te'vîl"i (evveline/aslına döndürülmesi) gerekir. Kişi, elindeki Arapça (veya meâl) metni, kendi seyr ü sülûkünde tekrâr Rabbça, Hakkça ve Allâhça ma'nâlarına geri döndürmedikçe, bir başka ifâdeyle seyrinde esmâ, sıfât ve Zât mertebelerinin ilmini alıp müşâhedesini yapmadıkça, "Mushaf-ı Şerîf"i okumuş olur ama "Kelâm-ı Kadîm"e tam vâkıf olamaz.
"Azîzil hakîm": "Azîz" kelimesi "izzet ve yücelik sâhibi, mutlak gâlip, karşı konulmaz bir güce ve şerefe sâhip olan" demektir. "Hakîm" ismi ise "eşyâyı kendi mevzilerine koyan" demektir. Hakîm, her şeyi hakîkatinin ve isti'dâdının gerektirdiği yere, ilim ve hikmetle yerleştirir.
Kitabın "Azîz" isminden gelmesi, onun kaynağının ulaşılamaz, mağlup edilemez ve beşeri müdâhalelerden münezzeh olduğunu; "Hakîm" isminden gelmesi ise bu ulaşılmaz hakîkatin, insânların seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun bir hikmetle ve yerli yerince indirildiğini gösterir.
"Azîz" ayrıca, "menî'u'l-hımâ" ya'nî himâyesi altında bulunana başkasının tasallutunu men eden ma'nâsına gelir. Bu yönüyle, kitâbı Azîz olan Allâh'ın indirmesi, Kur'ân'ın her türlü tasallut, tecâvüz ve tahrîfâttan korunmuş olduğunu ifâde eder: "İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn" (Şüphesiz Zikri Biz indirdik ve kesinlikle onun koruyucusu da Biziz) (Hicr 15/9).