İçeriğe atla
Zümer 13Cüz 23 · Sayfa 460

Zümer Sûresi 13. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Kul innî eḣâfu in ‘asaytu rabbî ‘ażâbe yevmin ‘azîm(in)

De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."

Zümer Sûresi

Önceki âyetlerde başlayan Zâtî hitâp bu âyette de devâm etmektedir. Daha evvel Risâlet mertebesine ihlâs ile kulluk ve teslîmiyet emredilmişti; şimdi Risâlet mertebesinin dilinden bu emirden yüz çevirmenin sonucu beyân edilmektedir.

"İnni ehâfu" (Muhakkak korkarım): Efendimiz (s.a.v.) ismet sıfâtıyla sıfâtlanmış olup Hakk'ın koruması altındadır. Nitekim "Evliyâullâhi lâ havfun aleyhim" (Allâh'ın evliyâsına korku yoktur) (Yûnus 10/62) buyrulmuştur; velîlerin sultânı için de bu hüküm geçerlidir. O hâlde bu korku ifâdesi, Efendimiz'in kendi makâmından ümmetinin makâmına tenezzülüdür; zîrâ irşâd, muhâtabın hâline inmekle tahakkuk eder.

"Havf" (korku), beşerî benlikten kaynaklanan bir duygu olup şerîat ve tarîkat mertebelerine mahsûstur. Şerîatta kaynağı cehennem azâbı ve dünyevî belâlardır; kulu şerîat ahkâmına riâyete sevk ettiği için terbiye edicidir. Tarîkatte ise havfın kaynağı azaptan edeb ve hayâya dönüşür; kul Rabbin huzûrunda mahcûb düşmekten çekinir, korkunun yerini derin bir saygı ve muhabbet almaya başlar. Hakîkat ve mârifet mertebelerinde ise korku duyacak bir "ben" kalmadığından havfın yerini haşyet alır. Haşyet, tanıdıkça artan hürmet ve ta'zîmdir: "İnnemâ yahşallâhe min ibâdihil ulemâ" (Allâh'tan ancak âlimler haşyet duyar) (Fâtır 35/28). Buradaki "ulemâ", Hakk'ı mârifet ile tanıyarak O'nun celâl ve azametini yakînen bilen âriflerdir.

"Asaytu rabbî" (Rabbine isyân etmek): On birinci âyette açıklandığı üzere "Allâh" Zât'ı, "Rabb" ise terbiye ve tedbîr mertebesini ifâde eder. Burada isyânın "Rabb" ismiyle anılması, isyânın kulun terbiye dâiresinden yüz çevirmesi olduğunu gösterir. Zâhiren şerîat hükümlerinden yüz çevirmek, emir ve nehiyleri ihlâl etmektir. Bâtınen ise kişinin kendisine emânet olarak verilen ilâhî esmâ ve sıfâtları nefsânî yönden kullanması, ya'nî emânete hıyânet etmesidir.

"Azâb" (Azap): Kelimenin kökü "a-z-b" olup "tatlı suyun çekilmesi, tatlılıktan mahrûm kalma" demektir. Zâhiren, dünyevî ve uhrevî cezâ olarak anlaşılır. Bâtınen ise, Cemâlullâh'ı müşâhededen mahrûm kalmaktır; tıpkı tatlı su çekilince geride kurumuş bir vâdî kaldığı gibi, Cemâl tecellîsi çekilince geride perdelenme ve ayrılık ateşi kalır. Hakk Teâlâ buyurmuştur: "Kellâ innehum an Rabbihim yevmeizin le mahcûbûn" (Hayır! Onlar o gün Rablerinden perdelenmiş olacaklardır) (Mutaffifîn 83/15).

"Yevmin azîm" (Azîm bir gün): Zâhiren mahşer günüdür: Hakîkatlerin zâhir olduğu, sırların ortaya döküldüğü gün; "Yevme tübles serâir" (Târık 86/9). Ancak bu gün yalnızca gelecekte beklenen bir vâkıa değildir. Enfüsî yönden her kulun ölüm ânı onun mahşeridir; bir rivâyette "Kim ölürse onun kıyâmeti kopmuştur" denmiştir. İrfân ehlinin nazarında ise her an "yevmin azîm"dir; zîrâ onlar, her nefeste Hakk'ın huzûrunda olduklarının şuûrundadırlar.

"Azîm" aynı zamanda Hakk'ın bir ismidir. "Yevmin azîm", Azîm olanın perdesiz tecellî ettiği gündür.


Âyet 14

قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصاً لَهُ دٖينٖي

(39-14) Kulillâhe a'budu muhlisan lehu dînî.

(39-14) De ki: "Ben, dînimi O'na has kılarak yalnızca Allâh'a kulluk ederim."