Ve umirtu li-en ekûne evvele-lmuslimîn(e)
"Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi."
"Hem O'nun birliğine teslim olan müslümanların ilki olmam da bana emredildi."
Bu ayet, Hz. Peygamber'in Allah'a tam bir teslimiyetle ilk Müslümanlardan biri olma emrini vurgular. Anahtar kavramlar, emredilme, ilk olma ve teslimiyetin derin anlamlarını filolojik ve semantik açıdan ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesini bir şeyi yapmaya veya yapmamaya yönelik kesin bir talep olarak açıklar. Ayetteki 'ümirtü' ifadesi, Hz. Peygamber'e Allah tarafından doğrudan ve bağlayıcı bir hükmün tebliğ edildiğini, bu emrin ilahi bir iradeye dayandığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'emr'i, üst makamdan alt makama yöneltilen bir talep olarak tanımlar. Burada 'ümirtü' fiili, Allah'ın mutlak otoritesinden kaynaklanan bir buyruğu ifade eder ve Peygamber'in bu emre kayıtsız şartsız uymakla yükümlü olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kâne' fiilinin genellikle bir durumun veya niteliğin sürekliliğini veya gerçekleşmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ekûne', Hz. Peygamber'in 'ilk Müslüman' olma durumunun bir emir neticesinde gerçekleşeceğini ve bu durumun onun için bir vasıf haline geleceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kâne' fiilinin Kur'an'da sadece varoluşu değil, aynı zamanda bir niteliğe bürünmeyi ve bir durumu sürdürmeyi de ifade ettiğini belirtir. 'Ekûne' burada, Peygamber'in 'ilk Müslüman' olma vasfını kazanması ve bu vasfı taşıması gerektiğini anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evvel' kelimesinin bir şeyin başlangıcı veya diğerlerinden önce geleni ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'evvele' ifadesi, Hz. Peygamber'in teslimiyet ve İslam'a giriş konusunda diğer insanlara öncülük etmesi gerektiğini, bu konuda bir model olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'evvel'i, zaman, mekan veya mertebe açısından önde olan olarak açıklar. Burada 'evvele' kelimesi, Hz. Peygamber'in İslam'ı kabul etme ve yaşama konusunda hem kronolojik olarak hem de manevi mertebe olarak öncü konumda olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'evvel' kavramının Kur'an'da sadece zamansal bir öncelik değil, aynı zamanda niteliksel bir üstünlük ve öncülük anlamı taşıdığını belirtir. Hz. Peygamber'in 'ilk Müslüman' olması, onun İslam'ın özünü en iyi kavrayan ve uygulayan kişi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'İslam' kelimesinin kökü olan 'selm'i, barış, esenlik ve teslimiyet olarak açıklar. 'Müslim' ise, Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetle boyun eğen, O'na itaat eden kişidir. Ayetteki 'el-Müslimîn', Hz. Peygamber'in bu teslimiyetin en üst düzeydeki temsilcisi olması gerektiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'Müslim' kelimesinin, kişinin iradesini Allah'ın iradesine teslim etmesi ve O'nun hükümlerine boyun eğmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Müslimîn', Hz. Peygamber'in bu teslimiyetin zirvesinde yer alması emrini taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve 'Müslim'in Allah'a tam bir iradi teslimiyetle boyun eğen kişi olduğunu vurgular. Bu ayette 'el-Müslimîn' ifadesi, Hz. Peygamber'in bu teslimiyetin en mükemmel örneği olması gerektiğini ve bu vasfın ona emredildiğini gösterir.
Zümer Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(39-12) Ve umirtu li en ekûne evvelel muslimîn.
(39-12) "Ve O'na teslîm olanların ilki olmam emredildi."
Bu âyet-i kerîme, bir önceki Zâtî âyetin devâmı olup, Risâlet mertebesine verilen ikinci emri bildirmektedir.
"Müslimîn" (teslîm olanlar, müslümânlar): "Teslîm olmak" ya da "İslâm olmak" iki türlüdür:
Birincisi, "Kevnî İslâm"dır. Buna göre, tüm mevcûdât müslümândır, çünkü Kevnî İslâm emr-i tekvînînin gereğidir; tüm mevcûdât vücûdunu Hakk'a borçludur ve Sünnetullâh'a boyun eğmiştir. Bu teslîmiyyet irâdî değil, varlığın tabîatından kaynaklanan bir zorunluluktur. Âl-i İmrân Sûresi 3/83 âyeti bu hakîkate işâret eder:"Ve lehû esleme men fis semâvâti vel ardı tav'an ve kerhen" (Göklerde ve yerde her ne varsa, ister istemez O'na teslîm olmuştur).
İkincisi, "İrâdî İslâm"dır. Bu, kulun bilinçli bir tercihle kendi cüz'î irâdesinden vazgeçerek Hakk'ın küllî irâdesine teslîm olmasıdır. Burada söz konusu olan, dışarıdan dayatılan bir zorunluluk değil, içeriden gelen bir rızâ ve gönüllü itâattir.
"Evvel" (ilki): Bu kelime üç boyutta okunabilir:
Birinci boyut zamânîdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) zâhiren son peygamber ("hâtemen nebiyyîn", Ahzâb 33/40) olduğuna göre, buradaki "evvel"i sırf kronolojik almak mümkün değildir. Nitekim kendisinden asırlar önce gelen Hz. İbrâhîm (a.s.) dahî "hanîf bir müslümân" (Âl-i İmrân 3/67) olarak vasıflandırılmıştır. Hz. Âdem'den Efendimiz'e kadar bütün peygamberlerin getirdiği tek bir dîndir: "İnned dîne indallâhil İslâm" (Allâh katında dîn, İslâm'dır) (Âl-i İmrân 3/19). Öyleyse "evvel" ifâdesiyle kastedilen ma'nâ zamân boyutunun ötesinde aranmalıdır.
İkinci boyut vücûdîdir (varoluşsaldır). Allâh'ın Zât'ından ilk taayünü, Ahadiyyet'ten Vâhidiyyet'e, ya'nî Hakîkat-i Muhammediyye mertebesine olmuştur; âlemde zuhûra gelen her mevcûdun kaynağı burasıdır. Tüm peygamberler bu Muhammedî hakîkatin muhtelif mertebelerdeki zuhûr mahalleridirler. Bu cihetle O (s.a.v.), zuhûr olarak en son, (ilmî) vücûd olarak en evveldir. Nitekim hadîs-i şerîfte buyrulur: "Âdem henüz rûh ile ceset arasındayken ben peygamberdim" (Tirmizî, Sünen, hadîs no. 3609). (Bâzı rivâyetlerde bu lafız "su ile çamur arasındayken" şeklinde de nakledilmiştir.) Yine buyrulur: "Allâh'ın ilk halk ettiği benim nûrumdur" (Bu hadîsin senedi tartışmalı olmakla birlikte ehl-i tasavvuf ma'nâ cihetiyle kabul etmiştir).
Üçüncü boyut mertebeye dâirdir. "Evvel" burada "en kemâl üzere olan" demektir. Nasıl ki bir sanatta en ileri olan kimseye "bu işin evveli (öncüsü)" denirse, teslîmiyyetin en tamâmına eren de "evvelel müslimîn"dir. Nitekim "Ve inneke le'alâ hulukin azîm" (Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin) (Kalem 68/4) buyrularak O'nun ilâhî esmânın en kemâlli tahakkukunda olduğu tescîl edilmiştir.
Özetle: Hakîkat-i Muhammediyye menşe' itibâriyle ilk, mertebe itibâriyle en kâmildir. "Evvelel müslimîn" ifâdesi bu iki sırrı birden taşır. (Mertebelere dâir geniş îzâhât için Terzi Baba'nın İrfân Mektebi kitabına bakılabilir.)