İçeriğe atla
Zümer 14Cüz 23 · Sayfa 460

Zümer Sûresi 14. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Kuli(A)llâhe a'budu muḣlisan lehu dînî

De ki: "Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum."

Zümer Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(39-14) Kulillâhe a'budu muhlisan lehu dînî.

(39-14) De ki: "Ben, dînimi O'na has kılarak yalnızca Allâh'a kulluk ederim."


On birinci âyette başlayan Zâtî hitâp bu âyette de devâm etmektedir.

Bu âyet, on birinci âyetle temelde aynı muhtevâyı taşımakla birlikte arada önemli bir fark vardır. Orada emrin bildirilmesi, burada ise o emrin fiilen yerine getirildiğinin îlânı söz konusudur. Bunun seyr ü sülûktaki karşılığı, bilmekten yaşamaya, ilm'el-yakîn'den ayn'el-yakîn'e geçmektir.

"Muhlisan lehu dînî" (Dînimi O'na has kılarak): Bu ifâdenin zâhir ve bâtın yorumları ikinci âyetin yorumunda verilmiştir.

"Allâhe a'budu" (Allâh'a kulluk ederim): On birinci âyette olduğu gibi burada da kulluk edilen, "Rabb" değil "Allâh" ismiyle ifâde edilmiştir. "Allâh" ismi, bütün esmâ-i ilâhiyyeyi kendinde toplayan "İsm-i Câmi'"dir. Ehlullâh için kulluk, Allâh'ın tek tek isimlerine değil, bütün isimlerini ve tecellîlerini kuşatan Zât'ınadır. Bu sebeple, "Allâhe a'budu" demek, "Ben varlıkta tecellî eden bütün fiillerin, isimlerin ve sıfâtların ardındaki tek olan Zât'a yönelir, O'nu müşâhede ederim" demektir.

Bu hakîkati, Hz. Yûsuf (a.s.) kesret ile vahdet arasındaki mukayeseyle dile getirmiştir: "Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr" (Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı rabler mi daha hayırlıdır, yoksa Vâhid ve Kahhâr olan Allâh mı?) (Yûsuf 12/39). "Erbâb-ı muteferrika" esmâ ve sıfâtların dağınık tecellîlerine takılıp kalmayı ifâde eder: Rızka baktığında yalnızca Rezzâk'ı, şifâya baktığında yalnızca Şâfî'yi, belâya baktığında yalnızca Kahhâr'ı gören kimse, her tecellîde ayrı bir rabbe tâbî olmuş gibidir. "Allâhul Vâhıdul Kahhâr" ise bütün bu tecellîlerin ardındaki tek Zât'ı tanımaktır.

"Abduhû" olmak zâhiren, Allâh'ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmaktır; bu, kişinin beşeriyyeti yönüyle yaptığı kulluktur. Bâtında ise, Hu'nun abdı olmak, ya'nî belirli bir ismin veya sıfâtın değil, doğrudan Zât'ın kulu ya'nî zuhûr mahalli olmaktır.

"Abd" (عبد) kelimesinin ebced değeri (76)'dır (ayn: 70, bâ: 2, dâl: 4). Rakamları toplarsak (7 + 6 = 13) eder ki bu, İnsân-ı Kâmil mertebesinin remzidir; hakîkî kulluğun ancak bu makâmda tahakkuk edeceğine işârettir.


Âyet 15