Lâkini-lleżîne-ttekav rabbehum lehum ġurafun min fevkihâ ġurafun mebniyyetun tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(s) va'da(A)llâh(i)(s) lâ yuḣlifu(A)llâhu-lmî'âd(e)
Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va'dinden dönmez.
Fakat o Rablerine sığınarak korunanlar için altlarından ırmaklar akan, üzerlerinden şehnişinler yapılmış, şehnişinli (balkonlu) köşkler vardır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz.
Zümer Suresi'nin 20. ayeti, Allah'tan sakınanlara vaat edilen cennet nimetlerini, özellikle de üst üste inşa edilmiş köşkleri ve altlarından akan ırmakları tasvir etmektedir. Ayet, Allah'ın vaadinin kesinliğini ve değişmezliğini vurgulayarak, takva sahibi müminlere yönelik ilahi lütfu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-k-y kökü, bir şeyi korumak ve muhafaza etmek anlamına gelir. Takva ise nefsi korkulan şeylerden korumaktır. Şeriat dilinde ise nefsi günahlardan korumak suretiyle Allah'tan sakınmak demektir. Ayetteki 'ittekav' ifadesi, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak O'nun azabından korunmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'da 'Allah'tan korkmak'tan ziyade, 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek' ve 'O'nun emirlerine riayet etmek' anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'ittekav' kelimesi, Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun koyduğu sınırlara riayet eden ve O'na karşı saygı duyan kişileri tanımlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğurfe, yüksek bina veya odadır. Ayetteki 'ğurafun min fevkıhâ ğurafun' ifadesi, cennetteki köşklerin kat kat, üst üste inşa edilmiş olduğunu ve ihtişamını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğurfe, yüksek ve geniş oda demektir. Kur'an'da cennet ehlinin makamlarını ifade etmek için kullanılır. Bu ayetteki çoğul kullanımı, cennetteki bu köşklerin çokluğunu ve farklı mertebelerini işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğuraf, yüksek binalar ve odalardır. Ayetteki kullanımı, cennetin yüceliğini ve orada müminlere vaat edilen konforlu ve görkemli mekanları mecazi olarak anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): B-n-y kökü, bir şeyi kurmak, inşa etmek anlamına gelir. 'Mebniyye' kelimesi, bu köşklerin sağlam ve kalıcı bir şekilde yapıldığını, geçici olmadığını ifade eder. Cennetteki bu yapıların mükemmelliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Bina, bir şeyi temelinden başlayarak yükseltmek demektir. 'Mebniyye' kelimesi, cennet köşklerinin sadece var olmakla kalmayıp, özel bir özenle ve sağlam bir şekilde inşa edildiğini, bu durumun onların değerini ve kalıcılığını artırdığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-r-y kökü, akmak, koşmak, cereyan etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'tecri min tahtiha' ifadesi, ırmakların köşklerin altından kesintisiz bir şekilde aktığını, bu durumun cennetin güzelliğini ve ferahlığını tamamladığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): C-r-y fiili, suyun akışını ifade eder. Cennet tasvirlerinde ırmakların akması, sürekli tazelik, bereket ve yaşamın devamlılığını sembolize eder. Bu ayetteki kullanımı, cennetin canlı ve dinamik bir mekan olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-'-d kökü, bir şeye söz vermek, vaat etmek anlamına gelir. 'Va'dallah' ifadesi, bu cennet nimetlerinin Allah tarafından kesin olarak vaat edildiğini, O'nun sözünün asla değişmeyeceğini vurgular. Bu, müminler için bir güvence kaynağıdır.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Va'd, gelecekte bir şeyin gerçekleşeceğine dair verilen haberdir. Allah'ın vaadi ise kesinlikle gerçekleşecek olan bir hükümdür. Ayetteki 'va'dallah' ifadesi, cennetin ve içindeki nimetlerin Allah'ın değişmez ve şaşmaz bir sözü olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): H-l-f kökü, bir şeyin yerine başka bir şeyin geçmesi veya sözden dönmek anlamlarına gelir. 'Lâ yuhlifullâhu'l-mî'âd' ifadesi, Allah'ın verdiği sözden asla dönmeyeceğini, vaadini mutlaka yerine getireceğini kesin bir dille ifade eder. Bu, Allah'ın kudret ve sadakatinin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): H-l-f kökünden türeyen 'ihlâf', sözünde durmamak, vaadini bozmak demektir. Ayetteki olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılması, Allah'ın vaadinin mutlak ve değişmez olduğunu, O'nun sözünün asla bozulmayacağını vurgular. Bu, müminlere büyük bir güven ve itminan verir.
Zümer Sûresi
152) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (20)