İçeriğe atla
Zümer 28Cüz 23 · Sayfa 461

Zümer Sûresi 28. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Kur-ânen ‘arabiyyen ġayra żî ‘ivecin le'allehum yettekûn(e)

Biz onu, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik.

Zümer Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(39-28) Kur'ânen arabiyyen gayra zî ıvecin leallehum yettekûn.

(39-28) (Onu) hiçbir eğriliği olmayan, Arapça bir Kur'ân olarak (indirdik) ki, umulur ki sakınırlar.


Bu âyet-i kerîme bizlere Ulûhiyyet-Zât mertebesinden okunmaktadır; bir önceki âyetteki "darabnâ" (Biz verdik) fiilinin devâmı olarak, burada da fâil Zât'tır.

Daha evvel Kur'ân'da verilen misâllerin gayesi ("öğüt alsınlar diye") beyân edilmişti. Bu âyette ise Kur'ân'ın iki temel vasfı, Arapça oluşu ve eğrilikten berî oluşu, açıklanmaktadır.

"Kur'ânen arabiyyen" (Arapça bir Kur'ân): "Arabî" kelimesi zâhiren "Arapça" ma'nâsına gelir. Kur'ân'ın Arapça indirilmesinin hikmeti, ilk muhâtapları olan Arapların onu doğrudan anlayabilmesi ve ma'zeretsiz kalmasıdır (Yûsuf 12/2).

Ancak "arabî" kelimesi "a-r-b" kökünden "i'râb" ile de irtibatlıdır. "İ'râb", lügatte "gizli olanı beyân etmek" demektir. Bu ma'nâyla bakıldığında Kur'ân, Hakk'ın kendi hakîkatini kullarına "i'râb etmesi"dir; ya'nî örtülü olanı açığa çıkarması, gizli kalmış olanı beyân etmesidir.

Sûrenin ilk âyetinde ifâde edildiği gibi, Kur'ân'ın aslı Zât mertebesinde Allâhça'dır. İnsânların anlayabilmesi için mertebe mertebe inzâl edilerek, ma'nâsı hafifletilerek, sıfât mertebesinde Hakkça'ya, esmâ mertebesinde Rabbça'ya ve son olarak ef'âl mertebesinde Arapça'ya Cenâb-ı Hakk tarafından tercüme edilmiştir. Bu sebeple, Kur'ân'ın hakîkî ma'nâ genişliğine ulaşabilmemiz için lâfızdan ma'nâya, ef'âlden Zât'a doğru yükselmek gerekir.

"Gayra zî ıvecin" (hiçbir eğriliği olmayan): Müfessirler bu ifâdeyi "içinde çelişki, tutarsızlık ve şüphe bulunmayan" şeklinde tefsîr etmişlerdir. Nitekim Kehf Sûresi 18/1-2'de de aynı vasıf yer alır: "...ve lem yec'al lehû ıvecâ kayyimâ" (Onda hiçbir eğrilik kılmadı, dosdoğru kıldı). Her iki âyet de Kur'ân'ın hem lafzında hem ma'nâsında kusursuzluğa delâlet eder.

Bâtınen eğrilik, beşerî ve nefsânî müdâhalenin alâmetidir. İnsân kendi fıtrat kitâbına nefs, hevâ ve vehim yoluyla eğrilik sokar; hakîkati çarpıtır, doğruyu eğri görür. Kur'ân ise, bizzât Hakk tarafından indirilmiş ve korunmuş olduğu için, bu eğriliğin ölçüldüğü mihenk taşıdır.

"Leallehum yettekûn" (umulur ki ittikâ ederler): Kur'ân'ın gönderiliş gayesi insanları takvâya yöneltmektir. Takvânın farklı mertebelerdeki îzâhları onuncu âyetin yorum kısmında verilmiştir.


Âyet 29

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)