İçeriğe atla
Zümer 35Cüz 24 · Sayfa 462

Zümer Sûresi 35. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Liyukeffira(A)llâhu ‘anhum esvee-lleżî ‘amilû ve yecziyehum ecrahum bi-ahseni-lleżî kânû ya'melûn(e)

Allah, işlediklerinin en kötüsünü örtmek ve onlara yaptıklarının en güzeli ile karşılık vermek için (onları böyle mükafatlandırdı).

Zümer Sûresi

Bu âyet bir önceki âyetin devâmı ve gerekçesidir, bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

Âyetin başındaki "lâm" edatı, otuz dördüncü âyetteki muhsinlere va'dedilen nîmetlerin sebebini bildirmektedir: Allâh, bu kullarının geçmiş günâhlarını örtecek ve en güzel amellerine göre mükâfâtlandıracaktır.

Zâhir tefsîr geleneğinde müfessirler, bu âyette iki ayrı ilâhî muâmelenin beyân edildiğini ifâde etmişlerdir: Birincisi tekfîr (günâhların örtülmesi), ikincisi cezâ (en güzel amellere göre mükâfâtlandırma). Birincisi mağfireti, ikincisi fazlı (Allâh'ın lûtfunu) temsîl eder.

"Li yukeffirallâhu anhum esveellezî amilû" (Çünkü Allâh, onların geçmişte yaptıkları en kötü amelleri bile örtecek): "Yukeffiru" fiili, "k-f-r" kökünden gelir; "örtmek, gizlemek" ma'nâsındadır. Aynı kökten "küfr" ve "keffâret" kelimeleri de türemiştir. "Küfr" hakîkati örtmek, "keffâret" ise günâhı örtmektir. Birincisi kulun fiili, ikincisi Hakk'ın fiilidir. Kulun örtmesi zulmet, Hakk'ın örtmesi ise rahmettir.

Allâh'ın "tekfîri", kulun geçmiş günâhlarını mağfiretiyle örterek sanki hiç olmamış gibi kılmasıdır. Nitekim, hadîs-i şerîfte buyrulmuştur: "Günâhtan tövbe eden, hiç günâh işlememiş gibidir" (İbn Mâce, Sünen, hadîs no. 4250).

Yine Enfâl Sûresi 8/29'da, "tekfîr" kavramı takvâ ile ilişkilendirilerek buyrulur: "İn tettekullâhe yec'al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum" (Eğer Allâh'tan sakınırsanız, size bir furkân (hakla bâtılı ayırt edecek bir nûr) verir ve kötülüklerinizi örter).

Burada "esve'e" (en kötü) ifâdesi, bir kıyâs içerir: Allâh en kötü amelleri bile örtüyorsa, elbette daha hafif olanları da örtecektir. Aynı şekilde "ahsen" (en güzel) ifâdesi de, mükâfâtın kulun en düşük ameline değil, en güzel ameline göre verileceğini müjdeler. Allâh kullarına fazl ve lûtuf ile muâmele etmektedir. Bu, hadîs-i kudsîde belirtilen "Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir" (Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 7404; Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, hadîs no. 2751) hakîkatinin bir göstergesidir.

Bâtınen bakıldığında, kişi ihsân makâmına ulaşmadan evvel, geçmişte birtakım kötü ameller işlemiş olabilir. Bunların başında ve kaynağında kendini Hakk'tan ayrı müstakil bir varlık kabul etmesi ve fiillerini "ben yaptım" diyerek sâhip çıkması gelir. Ancak, güzel bir seyr ü sülûk ile muhsinlerden olup beşerî varlığını Hakk'ta fânî kılınca, artık o kötü amelleri işleyen varlık ortadan kalkmış olur ve kul ilâhî bir kimlikle yeniden doğar.

Tıpkı derelerin denize kavuşunca kimliklerini kaybetmesi gibi, kul da Hakk'a vâsıl olunca geçmişteki "ben"liği erir; dolayısıyla fâili olmayan bir fiilin hükmü de kalmaz. Bu mertebede kulun "en güzel ameli", artık kendi yaptığı bir fiil değil, Hakk'ın onda tecellî eden fiilin zuhûrudur.

"Ve yecziyehum ecrahum bi ahsenillezî kânû ya'melûn" (Ve yapmakta oldukları en güzel şeylere göre mükâfâtlarını verecektir): Cenâb-ı Hakk muhsinler hakkında geçmişteki amellerine göre hükmetmez, ihsân makâmındaki amellerine göre hükmeder.

Furkân Sûresi 25/70'te bu hakîkat açıkça beyân edilir: "İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât, ve kânallâhu ğafûran rahîmâ" (Ancak tövbe edip îmân eden ve sâlih amel işleyenler müstesnâ; işte Allâh onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allâh çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir).

"Kötülüklerin iyiliklere çevrilmesi": İhsân makâmına ulaşmadan evvel işlenen kötü ameller ve günâhlar, tövbe ve pişmanlıkla kulu Hakk'a yönlendirdiği için netîcede hasenâta dönüşür. Günâhın kendisi değişmez; ancak kulu Hakk'a yönelten vesîle olması yönüyle, netîcesi hayra dönüşür.

Enfüsî yönden bakıldığında bu âyet, sâlike büyük bir müjde ve cesâret kaynağıdır, çünkü geçmişindeki hatâlar, Hakk'a samîmî bir yöneliş ile nûra dönüşür.


Âyet 36

لِيُكَفِّرَ اللّٰهُ عَنْهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي عَمِلُوا وَيَجْزِيَهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ

(39-36) E leysallâhu bi kâfin abdeh, ve yuhavvifûneke billezîne min dûnihî, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâdin.

(39-36) Allâh, kuluna kâfi değil midir? Seni, O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allâh kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.