İçeriğe atla
Zümer 43Cüz 24 · Sayfa 463

Zümer Sûresi 43. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Emi-tteḣażû min dûni(A)llâhi şufe'â/(e)(c) kul eve lev kânû lâ yemlikûne şey-en velâ ya'kilûn(e)

Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?"

Zümer Sûresi

Bu âyetin ilk bölümü bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır. İkinci bölümde "kul" (de ki) emriyle Zât mertebesinden Risâlet mertebesine hitâp edilmektedir.

Önceki âyette nefslerin kabzı ve salıverilmesinin yalnızca Allâh'a âit olduğu beyân edilmişti. Ölüm ve hayât üzerinde tasarrufu olmayan varlıklardan şefâat ummak, bu hakîkati görmezden gelmektir.

"Min dûnillâhi" (Allâh'tan başka): Zâhiren "min dûnillâhi" ifâdesi, Allâh'tan başka ilâh edinilen putları, tâğûtları ve şirk unsurlarını ifâde eder. Bâtınen, bu âlemde Allâh'ın "dûn"ı (gayrı) müstakil bir varlık yoktur; otuz sekizinci âyette işlendiği üzere, bütün mevcûdât O'nun zuhûr ve tecellîlerinden ibârettir.

"Emittehazû şufe'â'" (Şefâatçiler mi edindiler?): "Şefâat" kelimesinin kökü (ş-f-t), "çift olmak, tek olana eşlik etmek" demektir. Birinin yanına eklenerek onun adına söz söylemek, araya girerek destek olmak ma'nâsında kullanılır.

Üçüncü ve otuz sekizinci âyetlerde işlendiği üzere, müşrikler gökleri ve yeri halk edenin Allâh olduğunu kabul etmekle birlikte Allâh'tan başka birtakım velîler (ilâhlar) edinmiş ve onlara kulluk ediyorlardı. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda, "Mâ na'buduhum illâ li yukarribûnâ ilallâhi zulfâ" (Bizi Allâh'a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibâdet ediyoruz) cevâbını vermişlerdi.

Bu edindikleri ilâhların Allâh katında bir mertebe ve tasarruf sâhibi olduklarını iddiâ ediyorlardı. Ancak bu iddiâları bir delîle dayanmayıp zann ve hevâ kaynaklıdır. Nitekim Necm Sûresi 53/28'de buyrulur: "Ve mâ lehum bihî min ilm, in yettebi'ûne ille'z-zanne" (Onların bu hususta bir bilgileri yoktur; sâdece zanna uyuyorlar). Yine Yûnus Sûresi 10/18'de buyrulur: "Ve ya'budûne min dûnillâhi mâ lâ yadurruhum ve lâ yenfe'uhum ve yekûlûne hâulâi şufe'âunâ indallâh" (Allâh'tan başka, kendilerine ne zarar ne fayda verebilecek şeylere ibâdet ediyorlar ve "Bunlar Allâh katında bizim şefâatçilerimizdir" diyorlar).

"Kul e ve lev kânû lâ yemlikûne şey'en" (De ki: "Onlar hiçbir şeye sâhip olmasalar): Onların şefâatçi edindikleri mahlûklar hakîkatte hiçbir şeye mâlik değildirler. Mülk ve melekût (tasarruf), mutlak ma'nâda yalnızca Allâh'a âittir.

Mahlûkun mülkiyeti, mecâzî ve geçicidir; Hakk'ın o mahaldeki kendi zuhûr ve tecellîsine verdiği emânettir. Kendine âit varlığı olmayanın da bir başkasına verebilecek bir şeyi yoktur.

Ancak şu kaydı düşmek gerekir: Kur'ân şefâati mutlak olarak reddetmez, Allâh'ın izni olmadan yapılan şefâati reddeder. On dokuzuncu âyetin yorumunda Âyetü'l-Kürsî çerçevesinde açıklandığı üzere, şefâat hem izn-i ilâhîye hem de kulun ehliyetine bağlıdır.

"Lâ ya'kılûn" (Akıl erdiremeseler de mi?): Şefâat, bir "bilme" ve "tanıma" işidir. Şefâat edecek olanın, şefâat edeceği kişinin hâlini ve Allâh'ın o kişi hakkındaki hükmünü bilmesi gerekir. Oysa putlar veya şuûrsuz varlıklar, ne kendilerini ne de başkalarını idrâk edebilirler.

Hakîkatte, aklın üç mertebesi vardır. Birincisi, ef'âl âleminde günlük işlerimizi görmeye yarayan "akl-ı cüz"dür. İkincisi, esmâ mertebesinde küllî hakîkatleri idrâk eden "akl-ı küll"dür. Üçüncüsü, sıfât ve Hakîkat-i Muhammediyye mertebesinde olan ve diğer iki aklın da kaynağı olan "akl-ı evvel"dir.

Âyette bahsedilen sahte şefâatçiler, akıl sâhibi varlıklar olsalar bile, akl-ı küll'e ulaşamamışlardır. Zâten oraya ulaşmış olsalardı, böyle bir iddiânın sâhibi olmaları mümkün olmazdı. Akl-ı küll'e ulaşan, bütün isimlerin tek bir Zât'tan sâdır olduğunu görür; artık o Zât'ın gayrından şefâat ummak, ona muhâldir.


Âyet 44

قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَمٖيعاًؕ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(39-44) Kul lillâhiş şefâatu cemîâ, lehu mulkus semâvâti vel ard, summe ileyhi turceûn.

(39-44) De ki: "Bütün şefâat Allâh'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra ancak O'na döndürüleceksiniz."