İçeriğe atla
Zümer 54Cüz 24 · Sayfa 464

Zümer Sûresi 54. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye/tiyekumu-l'ażâbu śümme lâ tunsarûn(e)

Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

Zümer Sûresi

Bu âyet öncekinin devâmıdır; bizlere Zât mertebesinden okunmaktadır.

Bir evvelki âyette "Ey kullarım! Allâh'ın rahmetinden ümit kesmeyin" buyrulmuştu. Bu âyette ve bir sonrakinde ise o rahmete erişmenin yolları bildirilmektedir.

"Ve enîbû ilâ Rabbikum" (Rabbinize dönün): "İnâbe" kelimesi sekizinci ve on yedinci âyetlerin yorumunda geniş olarak ele alınmıştı: Bütün varlığıyla Hakk'a yönelmek, yüzünü kesretten vahdete, halktan Hakk'a çevirmektir. Bu dönüşün netîcesi "men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" (nefsini bilen Rabbini bilir) sözüyle ifâde edilmiştir.

Âyette "ilallâh" (Allâh'a) değil, "ilâ Rabbikum" (Rabbinize) buyrulmuştur. İnâbenin "ilâ Rabbikum" şeklinde gelmesi, her kulun bu yolculuğa kendi husûsî kapısından başlaması gerektiğine işârettir: Kendi Rabb-i Hâss'ını tanıyan kul, o husûsî kapıdan girip yoluna devâm ettiğinde bi-iznillâh Rabbu'l-erbâb'a ulaşacaktır.

"Ve eslimû lehu" (Ve O'na teslîm olun): Zâhiren, Allâh'ın emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız itâat etmek ve boyun eğmek ma'nâsındadır. Bâtınen ise, kendine âit müstakil bir varlık olduğu vehminden vazgeçmektir. "Lâ mevcûde illâ Hû" hakîkatine ulaşıp varlığı asıl sâhibine teslîm etmektir.

Bu teslîmde kul, kendinde gördüğü vücûdun, ilmin, irâdenin, kudretin ve diğer tüm sıfâtların Hakk'a âit olduğunu idrâk eder ve bunlar üzerindeki mülkiyyet iddiâsını terk eder. Emâneti sâhibine iâde eder; böylece, gerçek hürriyete ve selâmete kavuşur.

"Eslimû" fiili ile "İslâm" kelimesi aynı köktendir (s-l-m). İslâm'ın hakîkati teslîmdir; teslîm olan, selâmete erer. Nitekim yetmiş üçüncü âyette göreceğimiz üzere, cennet ehlinin karşılanışı "selâmun aleykum" iledir; teslîmiyetin mükâfâtı selâmdır.

"Min kabli en ye'tiyekumul azâb" (Azap size gelmeden önce): "Azâb" kelimesinin "acı, sıkıntı, dert, işkence, eziyet" gibi anlamları vardır. Burada zâhiren, kabir azâbı ya da cehennem azâbı olarak anlaşılır ve ölüm gelmeden Rabbinize dönün demektir. Bâtınen ise azâb, Hakk'tan "ayrılık" (firâk) vehmi ve "perdelenmiş olma" (hicâb) hâlinin kendisidir.

"Summe lâ tunsarûn" (Sonra yardım görmezsiniz): Zâhiren, sizi cehennem azâbından koruyacak ne bir yardımcı ne de bir şefâatçi bulunur demektir. Bâtınen ise, kişinin kendini ve Rabbini bilmesi (mârifet) ancak bu dünyâda iken olacak bir iştir, âhirete göçtükten sonra bu iş için bir yol yoktur ma'nasındadır: "Ve men kâne fî hâzihî a'mâ fe huve fîl âhıreti a'mâ" (Bu dünyâda a'mâ olan, âhirette de a'mâ olacaktır) (İsrâ 17/72).


Âyet 55

وَاتَّبِعُٓوا اَحْسَنَ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ

(39-55) Vettebiû ahsene mâ unzile ileykum min rabbikum min kabli en ye'tiyekumul azâbu bağteten ve entum lâ teş'urûn.

(39-55) Farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)