İçeriğe atla
Zümer 72Cüz 24 · Sayfa 466

Zümer Sûresi 72. Âyet

الزمر

Sohbete sor

Kîle-dḣulû ebvâbe cehenneme ḣâlidîne fîhâ(s) febi/se meśvâ-lmutekebbirîn(e)

Onlara şöyle denir: "İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!"

Zümer Sûresi

Bu âyet-i kerîme bir önceki âyetin devâmıdır ve bizlere Rahmâniyyet mertebesinden okunmaktadır.

Bir önceki âyette cehennem ehli hakîkatlerini i'tirâf etmişlerdi; artık hüküm bildiriliyor:

"Kîle" (Onlara … denir): Burada sözü söyleyenin kim olduğu belirsizdir. Cehenneme girme emrinin Hakk'tan mı, meleklerden mi, yoksa kişinin kendi hakîkatinden mi geldiğini mübhem bırakılmıştır. Hakîkatte hepsi aynı kaynaktandır.

"Dhulû ebvâbe cehenneme" (Cehenneme kapılarından girin): Bu ifâdeler bir önceki âyette îzâh edilmişti.

Enfüsî yönden, sâlikin de sülûkü esnâsında cehennemî hâllerden geçmesi kaçınılmazdır. Nefsin hastalıklarıyla yüzleşmek, bir bakıma cehennemin kapılarından geçmektir. Ancak sâlik ile kâfir arasındaki fark, sâlikin bu kapılardan bilinçli olarak ve irşâd altında geçmesidir; o, cehennemden geçer ama orada kalmaz, zîrâ hedefi, bu hâllerden arınarak Hakk'a ulaşmaktır.

"Hâlidîne fîhâ" (Ebedî kalmak üzere): Bu, sonsuz bir zaman diliminden daha çok, cehennem ehlinin ma'nevî hâllerinin ve idrâklerinin artık sâbitlendiğini ve kalıcı hâle geldiğini ifâde etmektedir. Nitekim "hulûd" kökü, bir şeyin kendi tabîatı üzere kalması demektir. Dünyâ, değişim ve tekâmül yurdu; âhiret ise tahakkuk yurdudur. Orada artık dünyâdaki gibi bir tekâmül ve yeni kâbiliyyet kazanma imkânı yoktur.

Bir önceki âyet-i kerîmenin yorumunda Fusûsu'l-Hikem Ahmed Avni Konuk şerhinden bir alıntı yapılmış ve orada cehennem ehlinin muvakkat (geçici) ve müebbed (ebedî) olmak üzere iki ayrı zümre olduğu bildirilmişti. Geçici olanlar, ehl-i îmân olup günâhlarının ağır basması sebebiyle bunların bedelini ödeyip temizlenene kadar cehennemde kalacak olanlardır. Ebedî kalacak olanlar ise şirk ve küfür ehli ile münâfıklardır. Bu âyette ikinci gruptan bahsedilmekte, onların "kibir" vasfına vurgu yapılmaktadır.

"Mutekebbirîn" (Kibirlenenler): "Mütekebbir" zâhiren, "kibirlenen, büyüklenen" anlamındadır. Bâtınen ise, kendini Allâh'tan ayrı ve müstakil bir varlık olarak gören, onun emânet olarak verdiği vasıf ve kâbiliyetlerin kendine âit olduğunu iddiâ eden kişidir.

"Kibriyâ" yalnızca Hakk'a mahsûs olup, kula nispetle zemmedilmiş bir sıfâttır. Altmışıncı âyetin yorumunda geniş olarak işlendiği üzere, kulun kibirlenmesi ilâhî bir elbiseyi gasp etmeye kalkışmaktır. Kibrin en uç örnekleri İblîs'in kibri sebebiyle secde etmeye direnmesi (Bakara 2/34) ve Fir'avn'ın "Ene rabbukumul a'lâ" (Ben sizin en yüce rabbinizim) (Nâzi'ât 79/24) iddiâsıdır.

"Fe bi'se mesvel" (Kalacağı yer ne kötüdür): "Mesvâ" kelimesi geçici konaklama yeri değil, kalıcı ikâmetgâh demektir. "Bi'se mesvel mutekebbirîn" ifâdesiyle, kibir ehlinin artık değişiklik kabûl etmez bir sâbitliğe ulaştığı, firâk ve hicâb hâli üzere ebedî kalacağı beyân edilmektedir. İrfân ehline göre en büyük azap, ateşin yakması değil, Hakk'tan perdelenmenin kendisidir.


Âyet 73

وَسٖيقَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَراًؕ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدٖينَ

(39-73) Ve sîkallezînettekav rabbehum ilel cenneti zumerâ, hattâ izâ câûhâ ve futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn.

(39-73) Rablerinden sakınanlar da bölük bölük (zümreler halinde) cennete sevk edilir. Nihâyet oraya vardıklarında, kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara derler ki: "Selâm size! Tertemiz geldiniz! Haydi, ebedî kalmak üzere buraya girin."