Velâ tehinû fî-btiġâ-i-lkavm(i)(s) in tekûnû te/lemûne fe-innehum ye/lemûne kemâ te/lemûn(e)(c) vetercûne mina(A)llâhi mâ lâ yercûn(e)(k) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Nisâ Suresi 104. ayet, müminlere düşman karşısında gevşeklik göstermemeleri gerektiğini öğütlerken, ortak acı çekme deneyimini ve müminlerin Allah'tan umdukları özel karşılığı vurgular. Ayet, savaş psikolojisi, sabır ve ilahi yardım beklentisi gibi temel kavramlar etrafında döner.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-h-n kökünden türeyen 'vehen' kelimesi, bedensel veya ruhsal zayıflığı ifade eder. Ayetteki 'lâ tehinu' emri, düşmanla mücadelede azmin ve kararlılığın kaybedilmemesi gerektiğini, yani gevşeklik gösterilmemesini vurgular. (el-Müfredât, s. 869)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lâ tehinu' ifadesini 'gevşemeyin, zayıflamayın' şeklinde açıklar. Bu, savaş durumunda düşmana karşı gösterilmesi gereken metaneti ve sebatı mecazi olarak ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 136)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'v-h-n' kökünün genellikle inanç zayıflığı veya mücadele azminin kaybı bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, müminlerin düşman karşısında fiziksel veya moral olarak zayıflamamaları gerektiği vurgulanır, bu da onların imanlarının bir gereğidir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 220)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): B-ğ-y kökü, bir şeyi aramak, talep etmek veya peşine düşmek anlamlarına gelir. 'İbtiğâ' masdarı, bu ayette düşmanı takip etme, onu arama ve ona ulaşma çabasını ifade eder. (el-Müfredât, s. 120)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ibtigâ' kelimesinin bir şeyi elde etmek için gösterilen çabayı ve gayreti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, düşmanı kovalamak ve onlara üstün gelmek için gösterilen azimli takibi anlatır. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 105)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ibtigâ'nın Kur'an'da genellikle bir hedefe ulaşmak için gösterilen ciddi ve sürekli çabayı ifade ettiğini vurgular. Bu ayette, düşmanın peşini bırakmama ve onları yenme arzusunu yansıtır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-l-m kökü, bedensel veya ruhsal acıyı, elemi ifade eder. Ayette, müminlerin savaşta çektikleri acının, düşmanların da çektiği acıya benzer olduğunu belirtmek için kullanılır, bu da müminlere moral verir. (el-Müfredât, s. 55)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'te'lemûne' fiilinin, savaşın getirdiği zorluklar ve yaralanmalar nedeniyle hissedilen fiziksel ve psikolojik acıyı ifade ettiğini açıklar. Ayet, bu acının düşmanlar için de geçerli olduğunu vurgulayarak müminleri teselli eder. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 120)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'elem' kavramının sadece fiziksel acıyı değil, aynı zamanda sıkıntı, keder ve zorluk gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirtir. Bu ayette, savaşın her iki tarafa da getirdiği ortak zorluk ve acı deneyimini ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 150)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): R-c-v kökü, bir şeyin gerçekleşmesini ummak, beklemek anlamına gelir. Ayetteki 'tercûne' fiili, müminlerin Allah'tan zafer, yardım ve ahiret mükafatı gibi düşmanların ummadığı şeyleri beklediklerini ifade eder. (el-Müfredât, s. 340)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'recâ'nın, bir şeyin olmasını istemekle birlikte, onun gerçekleşeceğine dair bir beklenti içinde olmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, müminlerin Allah'ın vaatlerine olan güvenlerini ve bu vaatlerin gerçekleşeceğine dair umutlarını vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 100)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'recâ'nın, istenilen bir şeyin elde edileceğine dair kalpteki bir beklenti olduğunu açıklar. Ayette, müminlerin Allah'tan gelen ilahi yardım ve zafer beklentisi ile düşmanların bu tür bir beklentiden yoksun oluşu arasındaki farkı ortaya koyar. (el-Külliyyât, s. 480)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-l-m kökü, bilmek, bilgi sahibi olmak anlamına gelir. 'Alîm' ismi, Allah'ın her şeyi, gizliyi ve açığı, geçmişi ve geleceği kuşatan sonsuz ilmini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın müminlerin durumunu ve düşmanların halini bildiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 580)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Alîm' isminin, Allah'ın her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini, hiçbir şeyin O'nun ilminden gizli kalmadığını ifade ettiğini belirtir. Ayette, müminlerin yaşadığı zorlukların ve umutlarının Allah tarafından bilindiğini gösterir. (el-Külliyyât, s. 650)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-k-m kökü, hükmetmek, hikmet sahibi olmak, bir şeyi sağlam ve yerli yerinde yapmak anlamlarına gelir. 'Hakîm' ismi, Allah'ın her şeyi en doğru ve en uygun şekilde yarattığını, her hükmünün ve fiilinin bir hikmete dayandığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın müminlere verdiği emirlerin ve onların durumunu bilmesinin hikmetli bir sebebi olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 250)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Hakîm' isminin, Allah'ın işlerini sağlam ve kusursuz yaptığını, her şeyin bir düzen ve hikmet üzere olduğunu gösterdiğini belirtir. Ayette, müminlerin yaşadığı zorlukların ve Allah'tan umdukları şeylerin, Allah'ın sonsuz hikmeti dahilinde olduğunu ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 2, s. 300)
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(104) (Ve lâ tehinu fibtiğail kavm* in tekûnu te'lemune feinnehüm ye'lemune kema te'lemun* ve tercune minAllahi ma lâ yercun* ve kânAllahu Alîmen Hakîmâ;)
“Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.”