Hâ entum hâulâ-i câdeltum ‘anhum fî-lhayâti-ddunyâ femen yucâdilu(A)llâhe ‘anhum yevme-lkiyâmeti em men yekûnu ‘aleyhim vekîlâ(n)
İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır?
Bu ayet, dünya hayatında haksız yere savunulan kişilerin ahiretteki durumunu sorgulayarak, 'mücadele etme' ve 'vekil olma' kavramları üzerinden ilahi adalet ve sorumluluk bilincini vurgulamaktadır. Kelimelerin kök anlamları, bu sorgulamanın derinliğini ve sonuçlarının ciddiyetini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-d-l kökünden türeyen 'cidâl', bir şeyi bükmek, çevirmek anlamından gelir. Tartışmada da taraflar birbirini kendi görüşüne çekmeye çalışır. Ayetteki 'câdeltüm', dünya hayatında bir tarafı savunmak, onun lehine tartışmak manasındadır, bu da hakikati bükme potansiyelini içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cidâl, 'muhâsemet' yani çekişme ve düşmanlık anlamında kullanılır. Ayetteki 'câdeltüm', dünya hayatında birileri adına çekişmek, onların tarafını tutmak ve savunmak demektir. Bu, bir nevi onların suçlarını örtbas etme çabası olarak yorumlanabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cidâl kavramı, Kur'an'da genellikle hak ile batıl arasındaki çekişmeyi ifade eder. Bu ayette ise, batıl bir tarafı savunma, yani haksız bir davayı gütme anlamında kullanılarak, bu tür bir mücadelenin ahiretteki karşılığının olmayacağı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat, varoluşun zıddı olan ölümün karşıtıdır. Ayette 'el-hayâtü'd-dünyâ' şeklinde geçerek, geçici ve fani olan dünya yaşamını ifade eder. Bu, ahiret hayatının ebediliğiyle tezat oluşturur ve dünya hayatındaki eylemlerin sınırlı etkisine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayat, ruhun bedene taalluk etmesiyle meydana gelen bir durumdur. 'Dünya hayatı' ifadesi, bu geçici varoluşun, ahiret hayatına nispetle değersizliğini ve aldatıcılığını vurgular. Ayetteki kullanımı, dünya hayatındaki savunmanın ahirette bir karşılığının olmayacağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dünya kelimesi, 'denâvet'ten gelir ki, yakınlık ve aşağılık anlamındadır. Bu ayette 'el-hayâtü'd-dünyâ' olarak geçerek, ahiret hayatına göre daha yakın ve daha değersiz olan bu fani yaşamı ifade eder. Dünya hayatındaki savunmanın geçiciliğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dünya, 'ednâ' (en yakın, en aşağı) kelimesinin müennesidir. Ahiret hayatına nispetle yakınlığı ve geçiciliği nedeniyle bu isim verilmiştir. Ayetteki kullanımı, dünya hayatındaki eylemlerin ve savunmaların sınırlı bir etki alanına sahip olduğunu, ahirette ise bu etkilerin ortadan kalkacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıyâmet, insanların kabirlerinden kalkıp Allah'ın huzurunda duracakları gün anlamına gelir. Ayette 'yevme'l-kıyâmeti' ifadesi, dünya hayatındaki savunmaların geçersiz olacağı, herkesin kendi amelleriyle yüzleşeceği nihai hesap gününü belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kıyâmet, 'kalkmak, ayağa kalkmak' fiilinden türemiştir ve hem ölülerin dirilip kalkmasını hem de dünyanın düzeninin bozulup yeni bir düzenin kurulmasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, dünya hayatındaki adaletsiz savunmaların ahiretteki ilahi adalet karşısında hiçbir değerinin olmayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vekil, işleri kendisine havale edilen, güvenilen kişidir. Ayetteki 'vekîlen' ifadesi, kıyamet günü kimsenin başkası adına işleri üstlenemeyeceğini, kimsenin kimseye vekalet edemeyeceğini ve herkesin kendi sorumluluğuyla baş başa kalacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vekil, bir başkasının yerine geçen, onun işlerini gören kimsedir. Bu ayetteki 'vekîlen' kullanımı, dünya hayatında birileri adına yapılan savunmaların aksine, kıyamet günü hiç kimsenin bir başkası adına Allah katında bir vekil olamayacağını, herkesin kendi hesabını vereceğini açıkça ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.