Vemen yeksib iśmen fe-innemâ yeksibuhu ‘alâ nefsih(i)(c) vekâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.
Nisâ 111. ayet, günahın kişisel sorumluluğunu ve Allah'ın ilim ve hikmetini vurgulamaktadır. Ayet, 'kesb' fiili üzerinden günah kazanma eylemini, 'ism' kelimesiyle günahın mahiyetini ve 'nefs' kelimesiyle de bu eylemin bireysel sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Allah'ın 'Alîm' ve 'Hakîm' sıfatları ise bu ilahi düzenin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kesb (كسب), bir şeyi elde etmek, kazanmak demektir. Genellikle kişinin kendi çabasıyla elde ettiği şeyler için kullanılır. Ayetteki 'men yeksib ismen' ifadesi, kişinin kendi iradesiyle günahı işlemesini ve bunun sorumluluğunu üstlenmesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kesb (كسب) fiili, Kur'an'da hem hayır hem de şer için kullanılır. Burada 'ism' (günah) ile birlikte kullanılması, kişinin kendi fiiliyle günahı 'kazanması' ve bunun sonucuna katlanması anlamını pekiştirir. Bu, fiilin mecazi olarak bir şeyi 'elde etme' anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kesb' kavramının Kur'an'da genellikle 'kazanmak' veya 'elde etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ancak ahlaki bağlamda, kişinin kendi eylemleriyle bir şeyi 'hak etmesi' veya 'üzerine alması' anlamını taşır. Ayetteki 'yeksib ismen' ifadesi, günahın dışarıdan gelen bir şey değil, kişinin kendi eyleminin bir sonucu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsm (إثم), kişinin hayırdan geri kalmasına sebep olan fiildir. Aslında 'yavaşlamak, geride kalmak' anlamından türemiştir. Ayetteki 'yeksib ismen' ifadesi, günahın sadece bir fiil olmadığını, aynı zamanda kişiyi manevi ilerlemeden alıkoyan bir engel olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İsm (إثم), Allah'a isyan ve O'nun koyduğu sınırları aşmaktır. Bu ayetteki kullanımı, kişinin kendi iradesiyle Allah'ın çizdiği sınırların dışına çıkması ve bunun sonucunda bir 'günah' kazanmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ism' kavramının Kur'an'da genellikle 'hatalı davranış' veya 'suç' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, sadece bir hata değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir ihlaldir. Ayetteki bağlamda, 'ism' kişinin kendi ahlaki sorumluluğunu ihlal etmesi ve bunun sonuçlarına katlanması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نفس), bir şeyin zatı, hakikati ve kendisidir. İnsan için kullanıldığında, onun ruhunu, canını ve benliğini ifade eder. Ayetteki 'alâ nefsihî' ifadesi, günahın zararının başkasına değil, doğrudan günahı işleyenin kendi benliğine döneceğini açıkça belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs (نفس), insanın varlığının özü, idrak eden ve hisseden yönüdür. Ayetteki 'alâ nefsihî' kullanımı, günahın sadece dışsal bir eylem olmadığını, aynı zamanda kişinin iç dünyasını, ruhunu ve ahiretini etkileyen bir sonuç doğurduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nefs' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, ancak burada 'kişinin kendisi' anlamında olduğunu belirtir. 'Alâ nefsihî' ifadesi, günahın sorumluluğunun ve cezasının kişisel olduğunu, başkasına yüklenemeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm (عليم), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi kuşatan, gizli ve açık tüm bilgileri bilen demektir. Ayetteki 'kâne' fiiliyle birlikte kullanılması, Allah'ın ezelden beri bu ilme sahip olduğunu ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden gizli kalmadığını vurgular. Bu, günah işleyenin eyleminin Allah tarafından bilindiği anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Alîm (عليم), ilmin kemal derecesine ulaşmış olan demektir. Allah'ın 'Alîm' olması, O'nun sadece geçmişi ve şimdiyi değil, geleceği de bildiğini, kullarının niyetlerini ve amellerinin sonuçlarını tam olarak idrak ettiğini gösterir. Bu sıfat, günahın kişisel sorumluluğunu pekiştirir, zira Allah her şeyi bilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm (حكيم), hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan, işleri sağlam ve kusursuz olan demektir. Ayetteki 'Alîm' sıfatıyla birlikte kullanılması, Allah'ın sadece bilmekle kalmayıp, aynı zamanda bu bilgiyi en doğru ve adil şekilde uyguladığını gösterir. Günahın kişisel sorumluluğu, Allah'ın hikmetinin bir sonucudur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hakîm (حكيم), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeyi en uygun ve en doğru şekilde yaratan ve yöneten demektir. Bu ayetteki bağlamda, günahın sonuçlarının kişinin kendisine dönmesi, Allah'ın adalet ve hikmetinin bir tezahürüdür. Zira O, her şeyi bir ölçü ve düzen içinde yaratmıştır ve kimsenin haksızlığa uğramasına izin vermez.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(111) (Ve men yeksib ismen feinnemâ yeksibuhu alâ nefsih* ve kânAllahu Alîmen Hakîmâ;)
“Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir.”