Vemen yeksib ḣatî-eten ev iśmen śümme yermi bihi berî-en fekadi-htemele buhtânen ve-iśmen mubînâ(n)
Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Nisâ 112. ayet, bir hata veya günah işleyip bunu masum birine yüklemenin, büyük bir iftira ve apaçık bir günah olduğunu vurgular. Ayet, 'hata', 'günah', 'iftira' ve 'yüklenmek' gibi kavramlar üzerinden, sorumluluktan kaçmanın ve başkasını suçlamanın ahlaki ve dini vehametini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kesb' kelimesinin genellikle insanın kendi iradesiyle elde ettiği şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'men yeksib hatî'eten ev ismen' ifadesi, kişinin kendi fiiliyle bir hata veya günahı işlemesini, kazanmasını vurgular. Bu, fiilin failine aidiyetini net bir şekilde ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kesb'in, bir şeyi istemli olarak elde etmek olduğunu ve genellikle hayırda kullanıldığı gibi şerde de kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, kişinin kendi iradesiyle bir günahı veya hatayı işlemesi, yani onu 'kazanması' anlamındadır, bu da sorumluluğun kişiye ait olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hatî'e' kelimesinin genellikle kasıtsız yapılan hatalar için kullanıldığını belirtir, ancak Kur'an'da bazen kasıtlı günahlar için de kullanılabileceğini ima eder. Bu ayette 'ism' (günah) ile birlikte zikredilmesi, hem kasıtsız hem de kasıtlı olabilecek yanlış fiilleri kapsadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hatâ'nın doğru yoldan sapmak olduğunu, 'hatî'e'nin ise bu sapmanın sonucunda ortaya çıkan günah olduğunu açıklar. Ayetteki 'hatî'e', kişinin işlediği ve sonuçları olan bir yanlış fiili, bir kusuru ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hatî'e' kavramının Kur'an'da genellikle 'günah' anlamında kullanıldığını ve bazen 'ism' ile eş anlamlı olarak veya onunla birlikte zikredilerek günahın farklı boyutlarını ifade ettiğini belirtir. Burada 'ism' ile birlikte kullanılması, günahın hem kasıtsız hem de kasıtlı yönlerini kapsayan geniş bir anlam taşıdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ism' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'günah' ve 'haram' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette 'hatî'e' ile birlikte zikredilmesi, günahın daha ağır ve kasıtlı boyutunu vurgular, yani kişinin bilerek ve isteyerek yaptığı kötü fiili ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ism'in, insanı hayırdan alıkoyan ve cezayı gerektiren her türlü fiil olduğunu açıklar. Ayetteki 'ev ismen' ifadesi, kişinin işlediği fiilin sadece bir hata değil, aynı zamanda dini ve ahlaki açıdan bir günah olduğunu, yani sorumluluk gerektiren kasıtlı bir eylem olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ism'in Kur'an'da genellikle 'günah'ın en temel ve geniş anlamını ifade ettiğini, kişinin Allah'a karşı işlediği her türlü ihlali kapsadığını belirtir. Bu ayette 'hatî'e' ile birlikte kullanılması, günahın hem hata boyutunu hem de kasıtlı ihlal boyutunu kapsayan kapsamlı bir anlam taşıdığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'remy' kelimesinin fiziksel olarak bir şeyi atmak anlamının yanı sıra, mecazi olarak birine söz veya suç isnat etmek anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yermi bihi berî'en' ifadesi, işlenen hatanın veya günahın masum birine isnat edilmesi, yani iftira edilmesi anlamındadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'remy' fiilinin Kur'an'da genellikle 'iftira atmak', 'suçlamak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, kişinin kendi işlediği suçu veya hatayı masum birine yükleyerek ona iftira etmesini, onu suçlamasını açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'bühtân'ın, muhatabı şaşkına çeviren, hayrete düşüren, asılsız ve büyük bir yalan olduğunu belirtir. Ayetteki 'ihtemele bühtânen' ifadesi, kişinin masum birine attığı suçun, o kadar büyük ve asılsız bir yalan olduğunu, bu durumun şaşırtıcı ve dehşet verici olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bühtân'ın, bir kimseye asılsız bir şeyi isnat etmek olduğunu ve bu isnadın büyüklüğü ve şaşırtıcılığı nedeniyle 'bâhit' (şaşırtıcı) kelimesinden türediğini açıklar. Ayetteki kullanımı, masum birine atılan suçlamanın ne kadar ağır ve gerçek dışı olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'bühtân'ın, bir kişiye yapmadığı bir şeyi isnat etmek suretiyle atılan büyük ve şaşırtıcı iftira olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, kişinin kendi işlediği suçu masum birine yüklemesi, o masum kişiye karşı işlenmiş apaçık ve büyük bir iftira olarak nitelendirilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'haml' kelimesinin hem maddi hem de manevi yükleri taşımak anlamına geldiğini belirtir. 'İhtemele' fiili ise bu yükü kendi üzerine almak, üstlenmek demektir. Ayetteki 'fekadi'htemele bühtânen ve ismen mubînen' ifadesi, kişinin bu iftirayı ve apaçık günahı kendi üzerine aldığını, bunun sorumluluğunu yüklendiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'haml'in bir şeyi taşımak olduğunu, 'ihtimal'in ise bir şeyi yüklenmek, sorumluluğunu üstlenmek anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, iftira ve apaçık günahın manevi bir yük olarak kişinin omuzlarına bindiğini, bu fiilin sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağını vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(112) (Ve men yeksib hatî'eten ev ismen sümme yermi Bihi berî'en fekadıhtemele bühtanen ve ismen mübînâ;)
“Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.”