Lâ ḣayra fî keśîrin min necvâhum illâ men emera bisadekatin ev ma'rûfin ev islâhin beyne-nnâs(i)(c) vemen yef'al żâlike-btiġâe merdâti(A)llâhi fesevfe nu/tîhi ecran ‘azîmâ(n)
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Nisâ 114. ayet, gizli konuşmaların çoğunda hayır olmadığını belirtirken, sadaka, iyilik ve insanlar arası ıslah gibi eylemlerin Allah rızası için yapıldığında büyük ecir getireceğini vurgular. Ayet, toplumsal fayda ve ilahi rıza ekseninde kavramsal bir derinlik sunmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necvâ (نجوى) kelimesi, bir sırrı başkalarından gizleyerek konuşmak veya fısıldamak demektir. Ayetteki 'necve' kelimesi, insanların kendi aralarında yaptıkları gizli konuşmaları, istişareleri veya toplantıları ifade eder ve genellikle hayır içermeyen, dedikodu veya kötü niyetli planlar gibi olumsuz çağrışımlar taşır. (el-Müfredât, s. 481)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necvâ (نجوى), iki veya daha fazla kişinin gizlice konuşmasıdır. Bu ayetteki kullanımıyla, insanların kendi aralarında yaptıkları ve genellikle başkalarının aleyhine olabilecek veya faydasız olan gizli görüşmeleri kastetmektedir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 136)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Necvâ (نجوى) kavramı, Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani gizli fısıltılar, komplolar veya kötü niyetli istişareler bağlamında kullanılır. Bu ayetteki 'lâ hayra fî kesîrin min necvâhum' ifadesi, bu tür gizli konuşmaların çoğunun toplumsal fayda sağlamadığını, aksine zararlı olabileceğini vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadaka (صدقة), Allah'a yakınlaşmak niyetiyle verilen maldır. Bu kelime, kişinin imanının ve samimiyetinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Ayetteki 'emera bi-sadaka' ifadesi, başkalarını sadaka vermeye teşvik etmenin veya bizzat sadaka vermenin, gizli konuşmalardaki hayırsızlığın istisnası olduğunu belirtir. (el-Müfredât, s. 472)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sadaka (صدقة), kişinin malından Allah yolunda verdiği şeydir ve bu, kişinin imanındaki doğruluğun (sıdk) bir delilidir. Ayetteki bağlamda, sadaka vermek veya sadakayı emretmek, toplumsal fayda sağlayan ve Allah katında makbul olan bir eylem olarak öne çıkarılmıştır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 367)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sadaka (صدقة), Kur'an'da hem farz olan zekatı hem de gönüllü olarak verilen her türlü hayrı kapsar. Bu ayetteki kullanımıyla, maddi yardımın ötesinde, başkalarına fayda sağlayan her türlü iyilik ve cömertlik anlamını taşır ve 'necvâ'nın olumsuzluğuna karşı bir çözüm olarak sunulur. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 215)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ma'rûf (معروف), akıl ve şeriat tarafından güzel ve iyi kabul edilen her şeydir. Ayetteki 'ev ma'rûf' ifadesi, sadaka gibi belirli bir eylemin yanı sıra, genel olarak toplumda iyi bilinen, kabul gören ve faydalı olan her türlü davranışı ve iyiliği kapsar. (el-Müfredât, s. 559)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ma'rûf (معروف), insanların iyilik olarak bildiği ve kabul ettiği her şeydir. Bu ayetteki bağlamda, sadaka ve ıslahın yanında zikredilmesi, toplumsal ilişkilerde geçerli olan, ahlaki ve dinî açıdan tasvip edilen her türlü olumlu eylemi ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 325)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ma'rûf (معروف) kavramı, Kur'an'da 'münker'in (kötülük) zıttı olarak yer alır ve toplumun genel olarak iyi ve doğru kabul ettiği, ahlaki normlara uygun davranışları ifade eder. Ayetteki 'emera bi-ma'rûf' ifadesi, başkalarını iyiliğe teşvik etmenin veya bizzat iyilik yapmanın, gizli ve faydasız konuşmaların aksine, Allah katında değerli olduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 201)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Islah (إصلاح), bir şeyi fesattan (bozulmadan) kurtarıp düzeltmek, iyi hale getirmektir. Ayetteki 'ıslâhın beynen-nâs' ifadesi, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları, kırgınlıkları gidermek ve barışı sağlamak anlamına gelir. Bu, toplumsal uyumu ve huzuru temin eden çok önemli bir eylemdir. (el-Müfredât, s. 476)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Islah (إصلاح), bozulan bir şeyi düzeltmek, fesadı gidermektir. Özellikle 'beynen-nâs' (insanlar arasında) ifadesiyle kullanıldığında, arabuluculuk yaparak küskünleri barıştırmak, anlaşmazlıkları çözmek ve toplumsal barışı tesis etmek anlamını taşır. Bu, ayetteki 'necvâ'nın olumsuzluğuna karşı en güçlü pozitif eylemlerden biri olarak sunulmuştur. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 205)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Islah (إصلاح), bir şeyin bozukluğunu giderip onu iyi duruma getirmektir. İnsanlar arasındaki ıslah ise, onların arasını düzeltmek, ihtilafları gidermek ve barışı sağlamaktır. Bu ayette, sadaka ve ma'rûf ile birlikte zikredilmesi, toplumsal düzenin ve huzurun sağlanmasında ne kadar merkezi bir rol oynadığını gösterir. (el-Külliyyât, s. 102)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rıza (رضا), bir şeyden hoşnut olmak, onu kabul etmek ve ondan memnuniyet duymaktır. 'İbtiğâe mardâtillâh' ifadesi, yapılan eylemlerin temel motivasyonunun Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak olduğunu belirtir. Bu, sadaka, ma'rûf ve ıslah gibi eylemlerin sadece dünyevi fayda için değil, ilahi rıza için yapılması gerektiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 347)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rıza (رضا), kalbin bir şeye meyletmesi ve onu kabul etmesidir. 'Mardâtillâh' (Allah'ın rızası), Allah'ın kulundan hoşnut olması ve onun amellerini kabul etmesidir. Ayetteki bu ifade, zikredilen hayırlı amellerin ancak Allah rızası gözetilerek yapıldığında gerçek değerini bulacağını ve büyük ecir getireceğini açıkça ortaya koyar. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 121)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rıza (رضا) kavramı, Kur'an'da Allah ile insan arasındaki ilişkinin en yüksek mertebesini ifade eder. 'Mardâtillâh' (Allah'ın rızası) ise, müminin nihai hedefi ve tüm ibadetlerinin ve iyi amellerinin temel amacıdır. Bu ayette, sadaka, iyilik ve ıslahın ancak bu yüce amaç uğruna yapıldığında 'büyük ecir' ile ödüllendirileceği belirtilir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 154)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecir (أجر), yapılan bir işin karşılığı olarak verilen mükafattır. Kur'an'da genellikle Allah'ın salih amellere karşılık vereceği uhrevi mükafatı ifade eder. Ayetteki 'ecran azîmen' (büyük bir ecir) ifadesi, Allah rızası için yapılan bu hayırlı amellerin, dünyevi karşılıkların ötesinde, çok değerli ve büyük bir ilahi mükafatla ödüllendirileceğini vurgular. (el-Müfredât, s. 11)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ecir (أجر), bir işin karşılığıdır. Bu ayetteki 'ecran azîmen' ifadesi, Allah'ın vaat ettiği büyük mükafatı ifade eder. Bu mükafat, sadece dünyevi bir karşılık değil, ahiretteki sonsuz nimetleri ve Allah'ın hoşnutluğunu da kapsar. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 137)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ecir (أجر), Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına amelleri karşılığında verdiği manevi ve uhrevi mükafatı ifade eder. 'Azîm' (büyük) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu mükafatın büyüklüğünü ve değerini pekiştirir. Bu, müminleri Allah rızası için hayırlı işler yapmaya teşvik eden güçlü bir motivasyon kaynağıdır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 35)
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(114) (Lâ hayre fî kesîrin min necvahüm illâ men emera Bi sadakatin ev ma'rufin ev ıslahın beynen Nas* ve men yaf'al zalikebtiğae merdatillahi fesevfe nü'tîhi ecren azîmâ;)
“Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden (ler) inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükâfat vereceğiz.”