Leyse bi-emâniyyikum velâ emâniyyi ehli-lkitâb(i)(k) men ya'mel sû-en yucze bihi velâ yecid lehu min dûni(A)llâhi veliyyen velâ nasîrâ(n)
İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
(İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
Nisâ 123. ayet, ilahi adaletin ve mükafatın kişisel kuruntulara değil, amellere bağlı olduğunu vurgular. Ayet, 'emânî' (kuruntular) ve 'sû' (fenalık) kavramları üzerinden, Allah'tan başka dost ve yardımcı bulunamayacağı gerçeğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'emânî' kelimesini 'temenni' kökünden türeterek, bir şeyin olmasını arzu etmek, dilemek olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, hem Müslümanların hem de Kitap Ehlinin, amellerine dayanmayan, sadece kendi arzularına göre cennete girecekleri veya kurtuluşa erecekleri yönündeki boş kuruntularını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emânî' kelimesini 'tahminler, zanlar' olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, insanların kendi lehlerine olacağını düşündükleri, ancak ilahi gerçeklikle örtüşmeyen, temelsiz beklentilerini ve kuruntularını dile getirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emânî' kavramını Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, gerçeklikten uzak, boş ve aldatıcı umutlar olarak ele alır. Bu ayette, kurtuluşun sadece bir temenni veya kuruntu ile değil, amellerle kazanılacağını vurgulayarak, bu kavramın önemini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'amel' kelimesini 'kasıtlı olarak yapılan iş' olarak tanımlar. Ayetteki 'men ya'mel sû'en' ifadesiyle, kişinin bilinçli olarak kötü bir fiili işlemesi kastedilir ve bu fiilin karşılığının görüleceği vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel'i 'irade ve ihtiyar ile meydana gelen fiil' olarak açıklar. Bu ayette, kişinin iradesiyle gerçekleştirdiği kötü fiillerin sonuçlarına katlanacağı, ilahi adaletin bu amellere göre tecelli edeceği belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sû'' kelimesini 'şer, kötülük' olarak açıklar. Ayetteki 'men ya'mel sû'en' ifadesi, kişinin işlediği her türlü kötü fiili, günahı ve zararlı eylemi kapsar ve bu eylemlerin karşılığının görüleceği belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sû'' kelimesinin hem maddi hem de manevi kötülükleri ifade ettiğini belirtir. Ayette, kişinin işlediği her türlü kötü amelin, ister başkasına zarar versin isterse sadece kendi nefsine olsun, cezasız kalmayacağı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sû'' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'zarar, musibet, günah' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'sû'' kelimesi, Allah'ın rızasına aykırı olan, olumsuz sonuçlar doğuran her türlü fiili ifade eder ve bu fiillerin karşılığının görüleceği ilkesini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'cezâ' kelimesini 'bir fiilin karşılığı' olarak tanımlar. Ayetteki 'yüczâ bihi' ifadesi, kişinin işlediği kötülüğün karşılığını, yani cezasını göreceğini açıkça belirtir. Bu, ilahi adaletin tecellisinin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cezâ' kelimesinin hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini, ancak ayetteki 'sû' (kötülük) bağlamında ceza anlamında olduğunu belirtir. Bu, yapılan kötü amelin kaçınılmaz bir sonucunun olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'velî' kelimesini 'yakınlık, yardım ve destek' anlamlarıyla açıklar. Ayetteki 'min dûnillâhi veliyyen' ifadesi, Allah'tan başka hiçbir dostun veya koruyucunun, işlenen kötülük karşısında kişiye yardım edemeyeceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'velî' kelimesini 'yardımcı, destekçi' olarak yorumlar. Bu ayette, Allah'ın dışında bir velî arayışının boşuna olduğunu, zira kötülük işleyen bir kimsenin Allah'ın azabından kurtulmak için başka bir koruyucu bulamayacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velî' kavramının Kur'an'da 'koruyucu, destekçi, yakın dost' anlamlarında kullanıldığını ve Allah'ın müminlerin yegane velîsi olduğunu belirtir. Bu ayette, kötülük işleyenlerin Allah'tan başka bir velî bulamayacakları vurgusu, ilahi adaletin mutlaklığını ve Allah'ın tek gerçek koruyucu olduğunu pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'nasîr' kelimesini 'yardım eden, destek olan' olarak tanımlar. Ayetteki 'velâ nasîran' ifadesi, kötülük işleyen bir kimsenin, Allah'ın azabına karşı Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamayacağını kesin bir dille ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nasîr' kelimesini 'yardımcı, destekçi' olarak açıklar. Bu ayette, Allah'ın dışında bir nasîr arayışının beyhude olduğu, zira kötülük işleyen bir kimsenin ilahi cezadan kurtulmak için başka bir destekçi bulamayacağı vurgulanır.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(123) (Leyse Bi emâniyyiküm ve lâ emaniyyi ehlil Kitab* men ya'mel suen yücze Bihi ve lâ yecid lehu min dunillâhi veliyyen ve lâ nesîrâ;)
“(İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.”