Vemen ya'mel mine-ssâlihâti min żekerin ev unśâ vehuve mu/minun feulâ-ike yedḣulûne-lcennete velâ yuzlemûne nakîrâ(n)
Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar.
Nisâ 124. ayet, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin iman eden ve salih amel işleyenlerin cennete gireceğini ve en ufak bir haksızlığa uğramayacağını vurgulamaktadır. Ayet, iman ve amelin karşılığını, ilahi adaletin tecellisiyle ilişkilendirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi kasıtlı olarak yapmaktır. Bu ayetteki 'men ya'mel' ifadesi, kişinin iradî olarak salih fiilleri gerçekleştirmesini, yani Allah'ın rızasına uygun işler yapmasını ifade eder. Amel, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda niyet ve kasıt içeren bir fiildir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), fiil ile eş anlamlı olup, genellikle irade ve ihtiyar ile yapılan işler için kullanılır. Ayetteki 'men ya'mel' ifadesi, müminlerin bilinçli bir şekilde salih amelleri işlemelerini, bu amellerin onların cennete girmesine vesile olacağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Salih (صالح), fesadın zıddıdır ve doğru, iyi, faydalı olanı ifade eder. 'Salihât' ise, Allah'ın emrettiği ve razı olduğu, insanlara fayda sağlayan her türlü iyi işi kapsar. Ayetteki kullanımı, müminlerin yapması gereken hayırlı ve makbul fiilleri belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salah (صلاح), bir şeyin fesattan uzak, doğru ve uygun olmasıdır. 'Salihât' kelimesi, hem dünya hem de ahiret için faydalı olan, şeriatın övdüğü ve teşvik ettiği tüm güzel amelleri ifade eder. Bu ayette, imanla birlikte yapılan bu amellerin cennete girişin anahtarı olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih amel' kavramının Kur'an'da sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal faydayı da içeren geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'salihât', hem Allah'a karşı görevleri hem de insanlara karşı sorumlulukları kapsayan kapsamlı iyi fiilleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mü'min (مؤمن), 'emine' kökünden türemiş olup, güvenen ve güvenilen anlamlarına gelir. Kur'an bağlamında ise, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tereddütsüz bir şekilde inanan kişidir. Bu ayette, salih amellerin kabulü için imanın temel bir şart olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmektir. Mü'min ise, bu tasdiki ve ikrarı gerçekleştiren kişidir. Ayetteki 've hüve mü'minun' ifadesi, salih amellerin ancak iman zemininde yapıldığında makbul olacağını, imanın amellerin ruhu olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece soyut bir inanç değil, aynı zamanda Allah'a teslimiyet ve O'nun iradesine uygun yaşama taahhüdü olduğunu açıklar. Ayetteki 'mü'min', bu taahhüdü yerine getiren ve salih amellerle bunu gösteren kişidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة), 'cenne' fiilinden türemiş olup, 'örtmek, gizlemek' anlamındadır. Ağaçların sık dalları ve yaprakları ile yeri örtmesinden dolayı bu isim verilmiştir. Kur'an'da ise, müminlerin ahiretteki ebedi ikametgahı olan, nimetlerle dolu bahçeleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet (جنة), aslen ağaçlarla örtülü bahçe demektir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın itaatkâr kulları için hazırladığı, içinde her türlü nimetin bulunduğu ahiret yurdudur. Bu ayette, salih amel işleyen müminlerin nihai varış noktası olarak zikredilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cennet (جنة), Arapçada bahçe anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle ahiretteki mükafat yurdunu ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, iman ve salih amelin karşılığı olarak vaat edilen ebedi mutluluk ve huzur mekanıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haksızlık etmek demektir. Ayetteki 'lâ yuzlemûne' ifadesi, Allah'ın adaletinin mutlak olduğunu, salih amel işleyenlerin karşılığının tam olarak verileceğini ve en küçük bir haksızlığa uğramayacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm (ظلم), bir şeyi hak ettiği yerin dışına çıkarmak veya hakkını eksiltmektir. Allah Teâlâ'nın zulmetmesi düşünülemez. Ayetteki 'lâ yuzlemûne nakîrâ' ifadesi, müminlerin amellerinin karşılığının eksiksiz verileceğini, zerre kadar bile haksızlığa uğramayacaklarını kesin bir dille ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zulüm (ظلم), hakkı sahibine vermemek veya haddi aşmaktır. Kur'an'da Allah'ın kullarına zulmetmeyeceği sıkça belirtilir. Bu ayette, salih amel işleyenlerin mükafatlarının tam olarak verileceği ve ilahi adaletin tecelli edeceği, hiçbir haklarının zayi olmayacağı güvencesi verilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nakîr (نقير), hurma çekirdeğinin sırtındaki küçük nokta veya çukurcuktur. Araplar, en küçük ve değersiz şeyi ifade etmek için bu kelimeyi kullanırlardı. Ayetteki 'lâ yuzlemûne nakîrâ' ifadesi, müminlerin amellerinin karşılığının en ufak bir miktarı bile eksiltilmeden verileceğini, tam bir adaletle muamele göreceklerini pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nakîr (نقير), hurma çekirdeğinin arkasındaki küçük çukurdur. Bu, Arapların en küçük ve önemsiz şeyi ifade etmek için kullandıkları bir tabirdir. Ayette, Allah'ın adaletinin o kadar hassas olduğunu ve müminlerin haklarının zerre kadar bile eksiltilmeyeceğini mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nakîr (نقير), hurma çekirdeğinin arkasındaki küçük nokta veya çukur anlamına gelir. Bu kelime, Kur'an'da genellikle 'hiçbir şey, zerre kadar' anlamında kullanılır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın adaletinin mükemmelliğini ve müminlerin amellerinin karşılığının en küçük bir haksızlığa uğramadan verileceğini vurgular.
Nisâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(124) (Ve men ya'mel mines salihati min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun feülâike yedhulunel cennete ve lâ yuzlemune nekîrâ;)
“Erkek veya kadın, kim mümin olur da güzel amellerden işlerse, işte onlar cennete girerler. Zerre kadar da haksızlığa uğratılmazlar.”